büyülü cümle.
ama bazen, kurbağaya da çevirebiliyor.
mesela, bir salı günü.
yağmurlu bir havada.
bir prenses var, bir kurbağa.
öpmüyor prenses, gidiyor.
kurbağa sadece bakıyor.
ilk seni seviyorum hikayem de böyleydi. o ana kadar hiçbir sevgi sözcüğü işitmemiş olan ben, olayın büyüsünü her anlamda hissediyordum. bu mükemmel duygu, beni sevmeye ve değer vermeye itiyordu. iki kelime ile bu denli mutlu eden bir insan, sürekli yanımda olursa beni bulutlara kadar götürebilirdi.
lakin, hayalperestliğimden sıyrıldığımda, bir şey fark ettim.
bulutlar, çok uzaktaydılar.
ben ise, küçücüktüm.
benim gibi küçücük birinden, böyle kocaman bir şeyi nasıl bekleyebilirdim?
vazgeçtim.
bulutlar yerine, yıldızlara gidecektim.
yıldızların, karanlığımızın yakınında olduğunu zannediyordum.
bana göre yıldızlara ulaşmak için birkaç merdiven yeterli olabilirdi.
ona söyledim.
"sen, gördüğüm en parlak yıldızsın."
olmadı.
sabah olunca, yıldızlar giderdi.
nereye gittiklerini bilmezdim.
onları sadece geceleri görebildiğimizi, çok sonra öğrendim.
bir perşembe akşamı, ilk 'seni seviyorum'un sahibini uğurlarken.