çocukken, kuran kursuna gidiyorduk. civar köylerdeki camilerde de kuran kursları var, ama giden çocuklar az sayıda olduğu için, yapılan sosyal faaliyetlere bütün o köylerden çocuklar gidiyor.
piknik organize etmişti genç hocalar, biz de gittik, herşey normalken, yirmili yaşlarda bir hoca geldi (biz 8-15 yaş arası çocuklarız), birkaç kişilik bir gruptuk, bize şöyle dedi:
+çocuklar hikaye ya da fıkra bileniniz var mı?
bir tane de çingene vardı, çok değişik bir aksanla konuşuyordu. biz utanıp sıkılırken, o hemen atıldı:
-ben biliyorum!
+anlat bakalım.
-bir oros.... (buralar tam anlaşılmıyordu)... bağırırken ...(buralar da anlaşılmıyordu)... ondan sonra...
+ee, şeey, dur, ee neydi o başta dediğin, şey, ne dedin sen?
-oros hocam, oros!
biz utançtan yerin dibine giriyoruz, ayıp kelime olarak biliyoruz ya, koskoca hocanın önünde denir mi gibisinden hepimiz yere bakmaya başladık.
+şeyy, yani, o ney ki, demesen öyl...
-yaa hocam o diil, oros bu oros (yer neden hala yarılmadı ulaan diye düşünmeye başladık)
+yaa ayıp, yani şey (hoca da genç, o da ne cevap vereceğini bilemedi garibim)
-yaaa hani tavık var, onun şeysi, kocası falan yani, oros, oros..
+heaaaaa, tamam horoz desen ya kardeşim (hocanın yüzünde anlamsız bir gülümseme belirir).
edit: horozla ilgili o çingenenin nasıl fıkra anlattığına dair bir fikrim yok, ama o diyalog hala aklımda.