ahmet kaya

entry4385 galeri ses1
    324.
  1. çoğu solcu sanatçının yasaklı veya içeride olduğu dönemde albüm çıkarmayı kafasına koymuş, hatta bu uğurda hapse girmeyi bile göze almıştır. kasedinin yasaklanmaması ve içeride fazla kalmaması için albümdeki şarkılarına şairlerinin (nazım hikmet ran, ahmed arif, sabahattin ali) isimlerini yazamamıştır. tek şairinin ismi bulunan şarkı, "uğurla ola" adıyla bestelediği, mehmet akif ersoy'un "cenk marşı" adlı şiirinin bir bölümüdür. albümde tek şair mehmet akif ersoy görünmektedir. kaset zor imkanlarda zar zor bitirilmiştir ve artık hapse girme vakti beklenmeye başlanmıştır. (ağlama bebeğim - 1985)

    şaşırtıcı biçimde beklenen hapis cezası gelmemiş, bunun karşısında 500 binlik bir satış tirajı gelmiştir. halk ahmet kaya'yı beğenmiş, sevmiştir. artık çoğu müzik markette ahmet kaya da satılmaktadır. üstelik diğer kasetlerden daha ucuza. artık uzun bir yol vardır önünde ve çıkarılacak 19 kaset daha.

    bu çabalarının karşılığını magazin gazetecilerinin 1999 yılında yaptığı halk oylamasıyla "yılın sanatçısı" seçilerek almıştır. 10 şubat 1999'da maslak princess otelde düzenlenen gecede ödülünü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasının ardından "çıkarmak üzere olduğum yeni albümde kürtçe bir parçaya yer vermek istiyorum ve bunu yayımlayacak yürekli yayımcılar arıyorum" demesi üzerine; serdar ortaç ve ercan saatçi gibi türkiye'nin en vatansever (!) satançı(!)ları kendisine çatal fırlatmış, karşısında ayağa kalkıp diğer insanlara onuncu yıl marşını söyletmiştir. böylece bu bölücü(!)ye hakettiği dersi vermişlerdir. kürtçe şarkı söylemenin ülkeyi bölmeyeceğini, aksine böyle bir isteğe böyle bir karşılık vermenin bölücülük olduğunu düşünemeyen zihniyetin oluşturduğu bu ortam ertesi gün medya organlarında sıkça işlenmiştir. (serdar ortaç olayın üzerinden zaman geçtikten sonra "ahmet kaya türkiye'nin en büyük sanatçısıdır, onun gibisi bir daha gelmeyecektir" diyerek çok defa kendisinden ve eşi gülten kayadan özür dilemiştir.)

    olayın üzerinden çok geçmeden hürriyet gazetesi'ne isimsiz bir dosya bırakılmış, dosyanın içinden ahmet kaya'nın 1993 yılında almanya'da bölücü terör örgütü pkk'nın konserinde sahne aldığı kayıtlar çıkmıştır. bu kayıtların üzerine açılan davada dgm tarafından kendisine 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası verilmiştir. dolayısıyla yurt dışına kaçarak paris'te hayatını vatanına hasret biçimde devam ettirmek zorunda bırakılmıştır. daha sonraları ahmet kaya'nın 1993'te yurt dışına hiç çıkmadığı, görüntülerinse fotomontaj olduğu dgm tarafından kabul edilmişse de vakit artık çok geçtir ve ahmet kaya hala bir çok kişinin gözünde bölücü bir teröristtir. sonuçta ahmet kaya 16 kasım 2000'de paris'te hayata veda etmiştir. geriyeyse bıraktığı 20 albüm ve adına diğer sanatçıların okuduğu bir albüm bir de kendi serzenişleri kalmıştır.

    "edirne kapısı zordur geçilmez,
    uzaktır memleket kolay gidilmez,
    dağda açan çiçek şehirde büyümez;
    koyma beni buralarda gözünü seveyim,
    zincir vurma yüreğime bırak döneyim."

    _______________________________

    belki son bir şey söylemek isterdin birilerine
    dert etme... ben söyledim işte senin yerine

    işte gidiyorum...
    karşılıksız bir aşka kurban ettim ömrümü!
    işte gidiyorum,
    toprak alsın benim de bu hazin öykümü...

    işte gidiyorum... gurbet yorgunu gövdemi,
    çukura kim indirecek?
    işte gidiyorum,
    bu menfur cinayeti, şimdi çıkıp kim üstlenecek?

    çürüdü gözlerim,
    çürüdü yüreğim, bu yağmurlu şehirde.
    işte gidiyorum,
    beni kaldırın, hicran kalsın teneşirde.

    size, yüzyallardır sesini kaybetmiş
    bir türkü söyleyecektim;
    ve bir yayla rüzgarı şefkatiyle
    kirpiğinizin ucundan öpecektim...

    bir masum türküydü sadece
    yüz binlerce mağdurun gönlünde;
    belki söyleriz hep birlikte
    belki... mahşerin birinci gününde.

    nasıl sevmiştim hepinizi,
    nasıl böyle oldu akıbetim?
    ve nasıl çöle döndü,
    o benim gül-gülistan memleketim?

    işte gidiyorum,
    hiçbiriniz, hiçbir dilde beni anlamadınız.
    ben başımı verdim, sizinse
    insafsız bir linç oldu karşılığınız.

    işte gidiyorum,
    penceresiz bir dünyanın bilinmez labirentine...
    işte gidiyorum,
    ''saçlarındaki yıldızları artık koparabilirsin anne!''

    sonunda kaptırdım gönlümü
    ölüm denen o kaypak türküye.
    ve işte kurtuldun benden
    şen olasın ey sevgilim; türkiye!

    elbet benim de vardı,
    kendime ve yurduma dair umutlarım.
    belki bıraktığım yerden sürdürür;
    dostlarım, karım ve çocuklarım...

    çatladı yüreğim, çatladı sazım.
    demek ki böyleymiş yazım.
    sizlere armağan olsun
    sizlerden ödünç aldığım bu yürek sızım.

    bu nasıl hapis tanrım
    sabah-sabah bu ne hikmet, bu ne sis?
    kalbime son mermiyi sıkmak
    sana mı düştü, ey güzel paris?

    işte gidiyorum,
    kalmadı söyleyecek son bir sözüm.
    dediğiniz gibi olsun be!
    dediğiniz gibi olsun gözüm!

    işte gidiyorum,
    tükenmişti inancım, bu nankör hayata dair.
    belki benim için birkaç mısra döktürür
    hayaloğlu diye bir şair!..

    yusuf hayaloğlu
    3 ...