onun betimlediği tanrı asla korkutucu bir güç değildir. üstün zekasını sonuna kadar zorlayarak, onun ne denli zeki, hoşgörülü ve bağışlayıcı olduğunu, kendisine adeta arkadaşıymışcasına bir alçak gönüllülükle yaklaştığını anlatır. onunla diyaloglarında mutlak galip daima tanrıdır fakat bunu öylesine zekice ve üstün beceriyle gerçekleştirir ki ortamdaki sıcaklık ve içtenlik asla kaybolmaz.
tanrıya olan aşkını dile getirdiği rubailerini okurken engin zekasını önce idrak sonra takdir eder ve kurguladığı dizelerdeki anlam derinliğinde kaybolup gidersiniz. ne vakit kendinizi yeniden bulduğunuzda ise kendinizi ona aşık hissedersiniz.
"ayrılmaz elim saçlarından; öyle esir!
vallahi mecaz değil bu bir gerçektir!
gönlüm düştü de saçının büklümlerine,
arzum; onu sevdikçe gönlümü sevmektir.
ruhum perişan senden uzakta, hiç sorma!
gönlümde bin âteş bu firak, hiç sorma!
"ah yapma n'olur!" diyecek oldum da ona,
"sen yapma ki ben yapmam" dedi, hiç sorma!
her sırrı bilen o ihtiyatlı âlimden,
hiç bir şeyi gizlemesin isterdim ben.
sessizce dün akşam gelerek "sorma!" dedi,
"söylenmeyecek şeyleri hisset ve öğren!"
mümkün mü bu; olsun ruhlarımız ilgisiz?
sen-bende, ben-sende doğar ve gizleniriz.
lakin, sen-ben deyişim, anlatabilmek için,
aramızda yok ki sen-ben; biz gerçekte biriz.
senden alamam gönlümü; imkânı mı var!
öyleyse tamamen senin olsun, ne zarar!
ben terk edemezsem onu aşk uğrunda,
gönlüm olacakmış ne olur, neye yarar!
her an eser başımda, aşkının hevesi.
her an beni mest etmede, aşkın badesi!
sarhoşların en çok humarı bir gündür,
benden ise bir an dahi gitmez neşesi.
âfet o şeker sözlü, dudaklarsa ateş,
bir fitne bakışlıdır ki; yoktur ona eş!
dün geldi güzel yüzlüm uyandırdı da beni,
"kalk, kalksana artık!" dedi "bak doğdu güneş!"
vuslat ümidim söndü o an, gelmeyecek!
aşktan el etek çekmeliyim, öyle gerek.
gönlüm buna "olmaz" dedi "asla olmaz!"
baktım ona, baş çevirdi gülümseyerek.
bağlarda menekşe, lale, gül; misk saçar,
güller gibi ay yüzlü güzeller de açar,
billur gibi zerre zerre sû, ırmaklar,
hep bahane hep, yalnız o, yalnız o var.
gök kubbemizin bir teki o eşsiz dilber,
dün istedi oynamak; kuluylâ beraber,
"tek çift oyununda tek misin çift mi?" dedi
"âlemde" dedim "tek! ikimiz çiftsek eğer."
hırsızlama, bahçesinden gül aldım ben!
korkuyla diyordum "beni yoktur ya gören!"
yükseldi kulağımda onun tatlı nefesi;
"olsun feda gülüm! bağı da al istersen."
dar goncasını terk ederek, gül sultan,
bin nazla açıldı, çıktı sarayından,
tahtında oturmuştu çemen ülkesinin,
hâsetle sarardı, gamzeni gördüğü an!
gel! gel! yine gel! her kim olursan yine gel!
kâfir ya mecûsî, ister puta tapan ol yine gel!
yoktur kapımızda hiç ümitsizlik, bilesin!
yüz kerre tövbeni bozsan da yine gel!
hep tortulu, hep safım, dinim hem küfürem,
hem pir olurum, hem çocuğum, gencim hem,
ben öldüğüm an "öldü" değil şöyle deyin;
"ölmüştü dirildi, geldi dost aldı o dem."
senden taze, senden yeşil olmaz bahar!
senden daha parlak olamaz mehtaplar,
senden güzel uyanan seher yoktur, yok!
senden daha tatlı bir şeker nerede var?
düşsün ona isterim, zalim bir dilber,
gördükçe cefâ-naz onu sevsin, bin beter,
âşıkların anlasın ve görsün hüznünü,
aşk ver ona rabbim! ona aşk ver! aşk ver!
gelsin bana fitne, güzel eş olsun,
yıldızlara hükmetsin o, güneş olsun.
kanlar dökecek alevli gönlün sahibi,
deryâda da sönmeyen bir âteş olsun.
bir bûse deyince, verdin altı öpücük,
bir usta çırağısın, bu besbelli küçük!
lütûf ve güzelliklere attın temeli,
senden geliyor dünyaya, binbir hürlük.
insanda hüner bilgi değil, meziyet,
ahdinde-vefasında oluşturasın kıymet.
mert insanı isteğince, gönlünce öv!
söz erleri; her övgüye lâyıktır elbet!
yükseldi mi aklıyla, yahut ilmi mi var?
darlıklara düşmüştür o, rızkını arar,
çok kimsede yok amma akıldan nasip,
akl yerleri malla dolmuş, olmuş anbar!
gök kubbeyi bir gözdeki bebek görürüm,
kudret görürüm o gözde; melek görürüm,
sen ey! şaşı; görmektesin amma teki çift,
tam tersine; ben çiftleri hep tek görürüm."