Sabah uyanmak istemeyeceksin ilk günler, yemek
yiyemeyeceksin, boğazına ayrılık takıldı çünkü.
Günde milyon kez telefonuna bakacaksın, boş bir
cümle bekleyeceksin, hatta herhangi bir dilde
olması bile gerekmeyen. Affetmeyeceğim onu
derken affedeceksin bir daha.. intihar düşünceni rehin alacak, intiharsız gülüşün
olmayacak.. En çok ellerini mi kokusunu mu
özlediğini bilemeyeceksin hiç. Sokakta gördüğün
herkesi ona benzeteceksin. Kopuk anların olacak
hayattan, kimi neyi düşündüğünü bilmediğin.. Herkes sana bir sır verirmiş gibi bir gün onu
unutacağını söyleyecek. Korkacaksın, kızacaksın,
küseceksin hepsine. Daha isyankar olacaksın, daha
asi, her şeye üzüleceksin; sokakta kalan çocukları,
açlıktan ölen insanları sanki ilk kez fark ediyormuş
gibi, içine oturacak her kaybediş.. Sonra acına alışacaksın, seveceksin acını; ondan
kalan tek gerçekliğe sarılacaksın. Öğreneceksin
diğer insanlar gibi yaşamayı. Herkes öğrenir çünkü,
herkes gizler acısını; bileceksin.. Uyumadan önce
her gece saçlarını öptüğün anı hatırlayacaksın.
Gözyaşların birikecek boğazına, yutkunamayacaksın ama şair isen; hiç
ağlamayacaksın.. Buluştuğunuz yerlere gitmek tesellin olacak,
gitmediğinde canın acıyacak, gittiğinde
kanayacaksın. Nedensiz sevmeye başlayacaksın
sevdiği her şeyi. Nedensiz nefret edeceksin onu
üzen her şeyden. Umutsuzluk dolduracaksın ceplerine, taşacak.. Ve
sana bir sır da ben vereyim mi? Onu hiç
unutamayacaksın.. O mu? O bazen pişman olacak,
sende bıraktıklarına üzülecek, ağlayacak belki
bazen.. Seni hatırlayacak ara sıra, imlasız depresyonlar
yaşayacak kağıtlara. Eli telefona gidecek
istemeden.. Ama seni bir daha hiç sevemeyecek,
daha önce sevmediği gibi..