düşünüyorum, öyleyse varım, diyor. oldukça kabul edilebilir bir yaklaşım bu.
ama bundan bunun tam tersi bir olgu da ortaya çıkıyor, benim var olmadığım olgusu yani, bir düş olduğum sonucu da çıkar ortaya. mesela ben şu anda; düşünen bir adamı düşünüyorum. düşündüğümün farkında olduğum için, ben varım. o adamın düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da var olduğunun farkındayım. böylece o da benim kadar gerçek oluyor. bundan sonrası çok daha karamsar bir sonuca bağlanıyor. düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. öyle ise, gerçek olan biri beni düşlüyor. o tamamiyle, etten kemikten bir gerçek, ben ise bir düş oluyorum.
böylece düşünceler dünyasında yerimi alıyorum, fakat düşündükçe, ''düşünüyorum, öyleyse varım'' cümlesinden, düşüncelerin insanlar için bir raison d'être yani, bir varlık sebebi olduğunu anlayabiliyoruz, sonuç olarak; bir düşünce, bir insanın varlık sebebi olabiliyor kısa bir an için olsa bile, bu yüzden bazen salt düşünce olmayı çok istiyorum, çünkü 10 saniye bile olsa düşünüldüğüm zaman, bir insanın varlığının kanıtı oluyorum descartes'a göre.