Dün ise gelirken iki lafın belini kirariz diye arkadasin çay ocağına ugradim. Her gün sabah-posta-sozcu- bir de spor gazetesi alır dükkana. Köprülerin ve otobanlarin satışını konuşuyorduk posta gastesini elime aldığımda. Okuyanlar görmüştür mutlaka, baş sayfada iki kare resim vardı haberlere binaen. ilkinde, okula ayağında terlikle karlı yolda yürüyen bir kız çocuğu, diğerinde ise, tekerlekli sandalyesi minibüse sığmıyor diye servise alınmayan engelli bir kardeşimiz vardı. Otoban ihalesinde dönen para miktarina bakınca, "bu kadar parası olan insanlar varken, böylesine yokluk çekenlerin olması adil mi, hem de aynı ülkede, %99u (!) müslüman olan bir ülkede" dedim ve şu an hatırlayamadığım kadar bir süre küfür ettim. Gastenin sayfasını çevirirken, bak dedim arkadasa, o çocuk okula ayakkabisiz giderken, 2. Sayfadaki sosyete haberlerini gosterdim. Otomatik olarak yine küfuretmeye baslamistim ki, bana o küçük haberi gösterdi.
Emine erdoğan, 25bin liraya bir tablo satın almış. Meğer sanat hepten tu kaka değilmiş bu ailede.
Farklı ülkelerde sıkıntı çeken çocuklar için ağlayan bu kadın, baş sayfadaki o iki çocuğun hayat boyu eğitim masraflarını karşılayabilecek bir meblagi bir sanat eserine vermişti. Elbette sanat ve sanatçı desteklenmeli, ama ülkeyi yöneten ve tüm nüfustan sorumlu olan bir adamın ailesinin öncelikleri daha farklı olmalıydı.
Kocasinin Yönettiği ülkede, açlık ve sefalet kol geziyorken, yüksek fiyatla tablo alan kadın.
Okul yapılacakmış o serginin geliriyle diyorlar. Çocukların o okula gitmeye ayakkabisi bile yokken yerin dibine batsın o taş binalar.
Not; bugün öğrendim, o çocukara sahip çıkılmış, erzurum belediyesi akülü sandalye almış birine. Sağolsun, varolsun.