çok özletir kendini, şehvetle davet eder en olmadık zamanlarda... çırılçıplak, en şuh bakışlarıyla koynuna çağıran bir kadın gibidir vuslata ermenin zor olduğu anlarda; kimi zaman bir toplantı, kimi zaman vize-final, kimi zaman yolculuk, kimi zaman bitmek bilmeyen mesai, kimi zaman susmayan bi arkadaş, kimi zaman da sadece ama sadece evden uzak olmaktır uykuyla vuslata ermenin önündeki engel...
sonra kavuşma anı yaklaşır ve o an yaklaştıkça cazibesini kaybetmeye başlar dengesiz bünyelerde...
elde edilemeyen şeyin hep daha değerli olduğu hayatta, uyku da müsait zamanlarda değersizleşir; aylarca peşinde koştuğun, giacomo giralomo casanovanın veliahtı edasıyla sahip olmaya çalıştığın dünyalar güzeli hatunu yatağına almaya muvaffak olduğun gecenin sabahında, eğer aşık değilsen o kadın senin için artık sıradan ve cazibesini kaybetmiş bir et parçasından ibarettir ya hani... uyku da yatağına gitme şansın varken öyle değersizleşiverir gözünde.
uyku gözlerinden akar ama sen uyumazsın ısrarla, saçma sapan videolarla, dizilerle, günlerdir eline almadığın kitapla, sikindirik bi bilgisayar oyunuyla, art arda yakılan ve artık baş ağrısı yapan sigaralarla direnirsin uykuya, falan filan.
ya da... ya da evindesindir, uykun gelmiştir fena halde ve yatağına gider uyursun; ne kafanı sikersin ne de kafa sikersin. normal olanı yaparsın ulan işte.
bu kadar saçmalamanın üstüne, uyku taşan gözlerimle bi cümleyle de az uyumanın faziletini paylaşiyim aziz dostlar;
az uyumak nimet, çok uyumak gaflettir derler, uykuya heba ettirmeyin günlerinizi aman. 10 saat yeter de artar bile, unutulmasın ki fazlası zarar...