bütün hücrelerinde biriktirdiğin sevgi tohumlarının yavaş yavaş yeşermeye başlamasına fırsat vermeden, bu tohumların sevgi yerine nefrete dönüşmesini hızlandıran ve gözyaşlarında boğulmana neden olan bir süreçtir.
terk edilmenin basit bir şey olmadığını biliyordum fakat çok mutlu bir çiftin bir anda ayrılıp, erkek tarafının yerle bir olduğuna çok az şahit olmuştum. bu çift ikiz kuleler gibiydi.. ne kadar kuleler çelik yığını olsa da bunlar da sevgi yığınıydı. bu kuleleri sevgi çimentosu, sevgi kumu, sevgi çeliği ile inşaa etmişlerdi. kızın ailesinin baskısıyla bu ikiz kulelere çok büyük bir uçak(2. bir erkek) çarptı. bu sevgiyi hiçbir kuvvetin, hiçbir insanın yıkamayacağına o kadar emindim ki hala birinin enkazını izlerken diğerinin ayakta durduğuna şahit oluyorum. oysaki bu sevgi kulelerinin birbirine sözleri vardı. ayakta duracaksak beraber ayakta duracağız,yıkılırsak beraber yıkılacağız diye. yine olmadı. yine hiç bitmeyecek bir aşk bitti..
ilişkiler konusunda bir hayli tecrübeli bir adamın bu durumlara düştüğünü görünce ister istemez kalp ritmim bir hızlandı bir yavaşladı resmen bünyemle dalga geçmeye başladı. ve yine kulağımda can yücelin ''Çok sahiplenmeden seveceksin mesela. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hemde hep senin kalacakmış gibi...'' sözleri çınladı.
bir insanın Gözyaşının gözden çıktığı ilk andaki sıcaklığı 40 derecedir... her terk ediliş bir iç yanmasıdır, her terk ediliş bir volkandır, her terk ediliş bir cehennemdir. içimiz, içimiz yanıyor diyorduk da hala inanmayanlar vardı bize...