ilk 97 bölümü için konuşmak gerekirse; -ki benim kendisiyle ilişiğim bundan ibarettir- fazlasıyla yaran diyaloglara sahiptir. hani ne zaman canım sıkılsa hala açar izlerim, o derece. fakat beni rahatsız eden nokta şudur ki; bu dizide acı var, ancak yaşanmıyor! yani sen koskoca duran emmi'yi toprağa veriyorsun; çakır'ı uğurladığın gece 6 babayı da gömüyorsun; hepsini geçtim yahu, aslan amca'yı uğurluyorsun; yok! acı macı yok anasını satayım! sözüm amcasının ardından yumruk yaptığı elini gözlerini belerterek ısıran polat alemdar'a... sözüm, kocasını kaybettikten sonra kabak çiçeği misali açılıp güzelleşen, tabir-i caizse aleme girmeye çalışan nesrin'e... tüü, yazık lan. bi' haber gelir; dizinin ağır toplarından biri ölmüştür; en fazla o toprağa girene kadardır yani acısı. kafada hep bi' tilkiler, hep bi' unutmalar falan filan... neyse öyle işte. pusu'da da durumun değiştiğini sanmıyorum. bir gün ona da rast gelip izlersem görüşlerimi paylaşırım anacım...