Bir filmin anlatım tarzı ancak bu kadar mükemmel olabilir. Tam bir şaheser.. Güldürüp eğlendirmekle kalmıyor, insana bazı şeyleri kara kara düşündürüyor. Filmin ilk yarısı şairane bir anlatıma bürünmüştü. Herşey güzel, hayatta ona oranla daha güzeldi. Trajikomik hiçbir tarafı yoktu. Çoğu sahneye kahkahalarla eşlik ettim. Ancak ikinci yarısı en can alıcı kısmı. Hem dramayı işliyor izleyiciye hem de o tatlı mutluluğu bir nebzede olsa aktarıyor. Babaların oğullarıyla baş başa izlemesi gereken filmlerden. Fedakarlığın beyazperdeye yansımış hali diyebilirim.
Açıkçası filme önyargılı başladım. Klasik bir yahudinin savaşta yaşadığı şeyler olarak görmekteydim. Ancak filmi açtıktan sonra her geçen saniye beni daha da sarmaya başladı. Çok yaratıcı ve eğlendirici sahneleri mevcuttu. Film bittikten sonra bazı önyargıların bir kez daha boş olduğuna şahit oldum. Huyum kurusun bazı insanlar çay ile kahve ile filme başlar ben önyargı ile başlıyorum. Kurgusu da gerçekten takdire şayandı. Filmin savaş dönemine geçiş kısmı biraz daha uzasaydı belki de kabak tadı verebilirdi. Bu yüzden bir adım daha öne geçti benim için. Roberto Benigni'nin oyunculuğu zaten enfes. Çocuğu için herşeyi ortaya koyan bir babanın filmi bu aslında. izlerken duygulanmamak elde değil. Belki tüm babalar böyle değildir ama babalığın ne demek olduğu bu filmle birlikte çok açık gözüküyor.
Eğer sonunda ki Amerikan kurtarıcılığı gibi gereksiz bir propaganda olmasaydı tam puan alacaktı. Ama maalesef o bitiş hiç yakışmadı. Tertemiz bir ceketin cebine konan kirli bir mendil edası vardı adeta. Ah keşke ah...