ilk önce insanı dost canlısı. Bir yer sorun yerinden kalkıp seni oraya götürmek istercesine tarif ediyor yolu.
Bir de batı'dan (izmir'den) geldiğinizi öğrenirlerse hemen kendilerini anlatmaya başlıyorlar.
Diyarbakır insanının özellikle kürdünün kendini ifade edememiş olmasının acısını çektiğini görürsünüz, algılarsınız cümlelerinde.
Biz sizin sandığınız kadar kötü insanlar değiliz demeye getirirler. Ön yargılardan çok çekmişlerdir ama aslında kendilerinde de var bu önyargı biraz. Farklı da olsa böyle. Ahmet Kaya dinleyen eğitim verdiğim arkadaşa "Yahu hep aynı parçayı çalıyorsun "Aynı daldaydık" ı çalsana" dediğimde şok oldu mesela. "Metin Ağabey gel, bu izmirli de Ahmet Kaya dinliyormuş" dediğinde başıma toplanınca da ben dumur oldum.
"Yahu ben bu adamın konserine bile gittim, çok yanlış düşünüyorsunuz" dediğimde inanmadılar hatta.
içinde, özünde kürt geçen her şeye tepkili olduğumuzu sanıyorlar.
Bundan dolayıdır ki yeni tanıştığımız yöre insanı muhabbet biraz ilerleyince hemen "Allah bu devletin huzurunu bozanların belasını versin" diyor. Gizli mesaj olarak "Ben de kürdüm ama PKK'lı değilim" demeye getiriyorlar.
Aslında o kadar çok önyargılı insan var ki çok da haksız değiller.
Buraya gelirken bile "gelirken el bombası getir", "Kaleş getir" diyerek yersiz şaka yapan bir dolu insan oldu.
Diyarbakır'ın surları meşhur. Zamanında deli sur yapmış adamlar buraya. Cumhuriyet sonrası bir vali "şehrin hava almasını engelliyor" diye bir kısmını yıktırmış. Bu açıdan düşünecek olursak tarihi eserlerimize bakış açımızın köklerinin nereden geldiğini anlamak zor olmaz.
Karacadağ diye bir yerden volkanik kayalar söküp işleyerek yapmışlar zamanında yapıları, camileri, avluları. Sur içinde kalan eski Diyarbakır hep böyle. Sebebi ise gözenekli bir yapıya sahip olan bu taşların izolasyon malzemesi gibi kullanılması. Yazın o sıcağında bir ıslatıyorsun o avlu serin serin oluyor. Aynı şekilde kışın gündüz güneş ışığıyla aldıkları sıcak havayı da içlerinde tutuyor.
Ahmet Arif, Sezai karakoç, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp, Songül Öden, Süleyman Nazif, Sami Hazinses, Tutku Açık, Sarp Apak, Gazi Yaşargil ve daha çok pek çok değerimiz bu topraklarda dünyaya gelmiş.
Kebabçıları meşhur. Üstelik bunlar bizim oralara göre çok uygun fiyatlarda. 3 kişi insanlıktan çıkarak yiyoruz 55 lira hesap geliyor mesela.
Bir dolu da alışveriş merkezi yapılmış, yapılmakta. Burası için doğunun paris'i diyenler haklı. Gerçi artık pek çok doğu ve güneydoğu kentimiz eskisi gibi değil. Belki de hiç sandığımız kadar kötü de olmadılar. Ama burada gayet medeni bir hayat var.
Hoşgörü sahibi insanlar... "Bizim oralarda "birader" deriz, siz ne kullanıyorsunuz" dediğimde "Bizde de 'keko' deriz" diyor adam.
"Biz de pek hoş bir anlama gelmiyor o kelime" dediğimde ise bildiğini söyleyerek gülümsüyor. Ben olsam "g.tünüze koyayım" derdim mesela. Yalan yok, kızmıyor adam ama, alışmış batının o ukalalığına, görmemişliğine.
Aaaaa... Bir kaçak çayı var mesela başka yerde içemezsiniz. Tavşan kanı derler ya o hesap. Buradaki Carrefoure'larda bile satılıyor. Istakan ve Asuri markaları en revaçta olanlar. Ucuz bir şey de değil. 24-25 lira kilosu. Lezzeti farklı, bir de aç karnına bile içseniz bozmuyor.
Gaffar Okkan'ı gerçekten çok sevmişler. Öyle böyle değil hani. Öldürülmesini hala içlerine sindiremiyorlar. Bazı evlerde ve kahvelerde adamın resmi var. "Neden bu kadar çok sevdiniz" sorusuna çok değişik anılarla cevaplar veriliyor. Sözün özü adam aslında çok zor, çok mattah bir şey yapmamış. Ne yapmış biliyor musunuz, samimi davranmış bu insanlara, dürüst davranmış. Polis, emniyet görevlisi diye adam tutmamış. Gerektiğinde kesmiş cezayı meslektaşlarına. Buranın insanı öylesine aç ki bu korunup kollanmaya, hemen sevivermişler adamı. Diyarbakırspor için yaptıklarını anlata anlata bitiremiyorlar. (Bir altay sempatizanı olarak diyarbakırspor ile ilgili hoş anılarım olmasa da...) ve Gaffar okkan suikaste uğradığında aslında ölmediğini ama bu eylemi yapanlardan birinin nefes alış verişini kontrol ettikten sonra bir daha sıktığını anlatıyorlar. Hatta kadının biri bunu yapan katili ertesi gün olay yeri incelemenin içinde görüp devlet görevlilerinden birinin cebine bir pusula da bırakmış. "Öldürenlerden biri buydu ve beni mahkemeye çıkarın ben teşhis ederim" demiş ama olayın üstünü kapatmışlar.
Bir çok türkü barda kürtçe şarkılar çalınıyor doğal olarak. Ama sizin misafir olduğunuzu görünce bir "Drama köprüsü" de patlatıyorlar nezaketen. Kısacası memleketimizin bir çok yeri gibi güzel, değerli ama sınırlı bir şekilde tanınan, bilinmeyen, ön yargıyla yaklaştığımız illerimizden biri.