Anadolu bozkırının sesi, Bozkırın Tezenesi nin benim gönlümde ayrı bir yeri vardı. Türkülerini ve özellikle Yazımı Kışa Çevirdin i kaç defa dinledim, kaç defa çaldım bilmiyorum. Kah saz kah söz kah cilve kah naz dediği gibi sazı, türküleri onun kendini ifade edişi, gönül sesinden bir parça idi.
Sanatçılığının gibi örnek alınacak bi insandı da aynı zamanda.
O gitti, kimler kaldı ne yazık ki.. :
Ülkemizdeki yeni nesil ''sanatçı(!)'' profilini yansıtan örneklerden biri olduğunu düşündüğüm Nil Karaibrahimgil in onu tanımadığını söylediği ve sonrası yaşananlar hala aklımda.
- ''Tanımayabilir gözlerinden öpüyorum''
+ ''benim sayemde meşhur oldu''
- ''Olgun olmayan ham meyve gibidir, aklına geleni konuşur''
Kendisine yapılan saygısızlığa saygısızlıkla karşılık vermiyor usta çünkü konserinde ceketini çıkarmak için bile seyircisinden izin isteyen biri Neşet Ertaş.
Sonrasında Nil Karaibrahimgilin içtenliğine zerre kadar inanmadığım bir mektupla Neşet Ertaş'tan özür diledi.
Neşet Ertaş 2011 de iTÜden fahri doktora ünvanı aldığında ilk sözü şöyleydi : ''Hiç mektebe gitmemişim ben huzurunuzdayım...''..
Baktığımızda, okul okumuş şimdinin sanatçıları arasında sayılan aynı zamanda yazar bu kişi Neşet Ertaş'ın yanında cahil kalıyor.
Yani :
Devlet sanatçısı ünvanına layık görülmüş, üstün hizmet madalyası verilmiş ve UNESCO tarafından ''Yaşayan insan Hazinesi'' ilan edilmiş birini, bu ülkede hem sanatçı hem de yazar olup, tanımıyor bu kişi ve onu ben meşhur ettim diye iddia ediyor.
Ne kadar sonrasında zorunluluktan özür dilese de böyle sanatçı geçinenlere kaldık ve maalesef değerlerimizi bir bir kaybediyoruz.