Münihte bir konser yaptık. Gazeteciler, kaldığımız otele gelmişlerdi. Lobide oturduk, uzun uzun sohbet ettik. Benim sohbet ettiğim gazetecilerden biri, kendi gazetesine bunu manşet hâline getirecek insandı. Bilinen bir gazeteci... Kalktık, konsere gittik. Onlar da geldi. Eşim, konser arasında dedi ki ;Birkaç tane şerefsiz yüzünden şu başıma gelenlere bakın. Ülkemden uzakta olmayı hazmedemiyorum.; Ertesi gün, gazetenin 8 sütuna manşeti: ; Vay Şerefsiz.; Halbuki böyle bir cümle yok. Başlık altı şu: Ahmet Kaya, Türk halkına şerefsiz dedi. Bir şey 8 sütuna manşet olmak için dünyanın gündemine oturmalı. Bu gazete (Hürriyet), Türkiyede en çok okunan gazetelerden biri. Gazetenin çıktığı gün, haberi yapan gazeteci telefon açtı bize. iki gözü iki çeşme. Nasıl ağlıyor... Ya ben ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Bu, benim yaptığım haber değil. Ne olur inanın. Masa başında değiştirilmiş haber. Bunun üzerine Ahmet Kaya, Ben Türk halkına şerefsiz demedim. Ben hiçbir halka şerefsiz demem. Benim yanımda kimse de Türk halkına şerefsiz diyemez. açıklaması yaptı. Yazmadılar. Ama bunun görüntüleri var.
FOTOĞRAF FOTOMONTAJDI; AMA DAVA AÇMADIK
-Bu görüntüleri paylaştınız mı?
Kiminle paylaşacağım? Bu sözleri yalan yanlış veren gazete bir daha kendini yalanlar mı? O manşetini attı, bitti iş. Tirajını yaptı. Size pislik atmak gibi bir derdi varsa, ağzınızla kuş tutsanız tekzip edemezsiniz o haberi. O zaman da ne kadar tirajınız varsa, o kadar insan sizi öyle biliyor. Böyle oluyor Türkiye'de.
-Bahsettiğiniz o manşet, kırılma noktasıydı. Manşet kadar, sözde Kürdistan fotoğrafı altında şarkı söyleyen Ahmet Kaya görüntüsü de
O fotoğraf, fotomontajdı. Duruşmaya giriyoruz, ara karar çıkıyor. Hâkim, Hürriyet gazetesine yazı yazılmasına, konuyla ilgili ellerindeki delillerin mahkemeye sunulmasına diyor, cevap gelmiyor. Karar aşamasına gelindi. O fotoğraf yok ortada. Mahkeme, Polis marifetiyle getirilmesine diye karar alıyor. Hürriyetin avukatlarından yazılı bir açıklama geliyor mahkemeye: Elimizde başka hiçbir belge bulunmamaktadır. Bu arada, bu konserin 1993 te Berlinde yapıldığı söyleniyor. O yıl hiç yurtdışına çıkmadık. Bir an biz de kuşkuya düştük, oldu mu böyle bir şey diye. Hayır, yok. 1994 te Berlin de Alevi Esnaflar Birliğinin yaptığı bir konser var. Ahmet Kaya dışında Türkiye’den pek çok sanatçı da gelmişti o konsere. Oraya bir yazı yazdık: Yaptığınız konserde böyle bir şey oldu mu? Resmî yazıyla Bir federasyon olmakla beraber, hiçbir siyasi örgütle bir ilişkimiz yoktur. Konserde asla böyle bir şey olmamıştır. Yalnızca, doğal önderimiz Seyit Rıza nın portrelerini astık salona. açıklamasını yaptılar. Bu yazı hem mahkeme dosyasına kondu, hem basına dağıtıldı. Buna da yer vermediler. Ahmet Kaya beraat etti. Ama o çamurun izi kaldı.
MERCEDES ÇAMURU DA ÜSTÜMÜZE KALDI
-Tazminat davası açmadınız mı?
Hayır.
-Neden aramadınız hakkınızı?
Haber kaynağını açıklamak zorunda değildir basın. Bir dava açsak ne olacak ki? Mahkemeye Haberin kaynağını siz bulun diyeceklerdi. O günlerde bütün bu ahlaksızlıklarla uğraşacak hâlimiz yoktu. Hangi birine dava açacaktık? Adamlar devamlı bunu yapıyor.
-Darbeden sonra militarist yapıya müzikal anlamda en çarpıcı eleştirileri Ahmet Kaya getirdi. Bunun adına da protest müzik dendi. 90 lara geldiğimizde ise bu söylemden uzaklaşan, imajı öne çıkaran, Sinan Çetinle klip çeken, önemli firmalara kaset yapan bir Ahmet Kaya çıktı karşımıza. Bu değişimi nasıl yorumluyorsunuz?
Ahmet Kayanın şarkı skalasında Türkiyenin yakın tarihini görürsünüz. 80li yıllardaki albümlerde, zamanın toplumsal panoramasını görürsünüz. Binlerce insan hapishanededir. 89da infaz yasası değişikliği ile insanlar salıveriliyor. 90 lı yıllarda da Türkiye değişti. Böyle olunca sizin bilinciniz de değişiyor.
-Bu değişim ciddi bir tepki aldı. Hatta bunun ironik sembolü de bir Mercedesti.
Üç aylık bir turne için Avrupaya gitmiştik. Ahmet, uçaktan korkardı. Denizaşırı hiçbir konsere gitmemişizdir. Her yere karayoluyla gittiğimiz için sağlam bir arabaya ihtiyacımız vardı. Ama alacak gücümüz yoktu. Gittiğimiz Avrupa turnesinde dolandırıldık. Adam kayıp, para ödemiyor. Bunun karşılığında adamın ikinci el Mercedesini aldık. Alabileceğimiz tek şeyi O sırada, kaçak Mercedes operasyonu başlamıştı. Mali Şube, yabancı plakalı Mercedesleri incelemek için aldı. Aylar geçti, ses yok. Mali Şubeden Aracınız incelendi, gelip alın. demişler. Ama haber bize gelmemiş. O arada basın inanılmaz şeyler yazıyor: Solcu, Mercedese biniyor; Ahmet Kaya Mercedes kaçakçısı çıktı. Ben de Mali Şube Müdürü Salih Güngöre telefon açtım: ;Bizim araba, aylardır incelenmedi mi? Aracınız incelendi, aylardır gümrükte bekliyor, neden almıyorsunuz? dedi. Gidip aldık; ama o haberler canımızı çok sıktı. Arabayı sattık. Şöyle bir algı var: Solcular yoksulluğu savunur. Ya böyle şey olur mu? Keşke paramız olsaydı, özel uçak alsaydık. Türkiyede bunu en fazla hak eden sanatçıdır Ahmet Kaya. Biz kendimizi sosyalist bir çizgide ifade etmiş insanlarız. Ben hâlâ bir sosyalist olduğumu söylüyorum.