çok basit bir tanımı olmasına rağmen anlaşılamamıştır.
asıl esprisi şudur:
diyelim siz devlet başkanısınız. yurtdışından misafir geldi başka bir devlet başkanı. gelen kadın. siz de şafisiniz. (kadınlara dokunmak abdesti bozar şafilikte, yanuluyorsam düzeltin) siz gidip o kadınla tokalaşmak zorundasınız, tokalaştıktan hemen sorna abdest almaya gimemelisiniz eğer işiniz bitmediyse. ya da abdestim bozuldu adımım günah sayılacak bari fazla hareket etmeyeyim yanacam cehennemde diye düşünmemelisiniz.
şu yüzden:
siz bilmemkaç milyon kişiyi temsil ediyorsunuz orada. sarı çizmeli mehmet ağa değilsiniz. dolayısıyla tokalaşan mehmet ağa değil naravenya cumuriyetinin başkanıdır. en ufak bir mimiğinize bile dikkat etmeniz gerekirken orada elini sıkmadığınız başkan bu bize düşman diye düşünebilir. barış antlaşması imzalamaya geldiğinizde eliniz sıkılmazsa savaş bile çıkar mesela.
ha örnek çok mu uç oldu? daha basit örnek verelim:
(isimler sözler farklı olabilir biraz hatırladığım kadarıyla anlatıyorum)
Fatih Sultan Mehmet, hocası Akşemsettin'e ne zaman gitse namaz kılarken görür ve imrenir. dayanamaz söyler en sonunda:
F:hocam ne imreniyorum size ne zaman görsem namaz kılıyorsunuz bense devlet işlerinden dolayı her zaman vakit bulamıyorum
A:namazı biz kılarız merak etme. nasıla başka işimiz gücümüz yok.
sen namaz kılarsan devleti kim yönetecek?
namaz borcu affedilir her türlü günah affedilir ama kul hakkı affedilmez. bunu bilmesi gerekir ben dindarım diyen birinin. laiklik ne dinsizliktir ne de saçmalık. illa din kalbimde yaradır dersen emekli olunca ya da görevini bitirince yapamadığın ibadetlerin kazasını yaparsın.
ha yinede bunları görmezden gelip iki üç gram sevap kazanacağım derken milyonlarca kişinin kul hakkına girersen senin bileceğin iştir.