dinin, sosyal hayatın hiçbir noktasında yer almaması, belirmemesi bile olma durumu. yani toplum hayatında herhangi bir dinin gölgesinin olmadığı bir durumdur ideal laiklik. şimdi böyle deyince millet kızıyor ama tamamen "dinsizlik"tir.
laiklik, kilisenin hayatın her bir aşamasında kontrolü olan hıristiyan toplumlarından çıkma bir olgudur aslında. kilise, zamanında öylesine bir güç odağıydı ki papalığın mal varlıkları saymakla bitmiyordu (şimdi de farklı değil aslında). kilise milletin hem parasını alıp hem de sürekli insanları baskı altında tutunca en sonunda bi yerden patladı ve 1600'lü yılların sonlarına doğru Kassel'li martin luther dönemin almancasıyla "ee skerim böyle aşkın ızdırabını, yeter layn" deyip protestosunu koydu. "vay lan bu eleman protesto etti, dur şuna 'protestan' diyelim" diyen yancılar sayesinde prostestan adını aldı.
laiklik ilk buralarda çıktı. aslında olayın rönesans boyutu da var ama o zamanlar henüz adı yoktu, din yine bi referanstı, da vinci amca'nın bol miktarda dini eseri olmasını sebebi dükkanı çevirmekti, e herhalde değirmen bi şekilde dönecekti değil mi? o da napsın kiliseden iş falan alıp atölyesini finanse ediyor, çırakların yevmiyesini ödüyordu. floransalı bankerlerden aylık %5 faizle kobi kredisi alacak değildi ya?
şimdilerde bizim laiklik dediğimiz şey, kemalizmin yeniden yorumladığı laikliktir. bu laiklik, olması gerektiği gibi tam olarak dinsizlik değildir. atatürk dindar bir insan değildi, fakat çok akıllı bir insan olduğu için dinin toplum üzerindeki etkisinin nasıl birşey olduğunu çok iyi biliyordu. tam devrimlerin başladığı bir zamanda zaten saltanatı kaldırmış, hilafeti kaldırmış, ezanları türkçeleştirmiş ve buna bağlı olarak "dinsiz" damgasını yedi yiyecek bir durumdaydı. daha da devam etmenin toplumda geri dönülmez kırılmalara yol açacağını farketmiş ve "bu kadarı yeter" düşüncesinden hareketle laiklikte şu anki durumun temellerini atmıştı.
ancak sonrasında inönü ve ekibi (atatürk'ün sağlığında tasvip etmediği işler yapmaya yeltendikleri için çok azar işittikleri söylenir) atatürk rahmetli olunca bu işi yeniden ve sistematik olarak topluma tekrardan enjekte etmeye başladılar. aslında rahmetli olunca tam doğru değil, atatürk sağken de 1930ların hemen başlarında inceden başlamışlardı. atatürk'ün gördüğünü görmedikleri için de halkın din konusunu ne derece ciddiye aldıklarını ilk serbest seçimde yenilgiyi (ezilgi mi ya da neyse) anladılar. oysa ki atatürk bunu taa 1930'da kısacık SCF* macerasında ossaat çakmıştı.
laiklik kötü birşey değildir elbet ama laiklik olmadan medeniyet olmaz diye bir şey yoktur, bunun için "laik olmayan" amerika birleşik devletleri, birleşik krallık vs gibi örneklere bakmak kafi...