intihara yönelik fikrimi ufak bir yunan mitiyle anlatmayı doğru buluyorum.
Midas sıradan bir günde ormanda geziniryordur. Ve ormanda Dionisos tanrısının bilge satirlerinden Silenos'a rastlar. Başlangıçta Silenos onun varlığını farketmez. Midas, kurnazlık ederek satir Silenos'u yakalar ve hakikate susamış bir halde ona kadim soruyu yöneltir,
-insan için en iyi şey nedir?
Silenos- insan için en iyi şey ya hiç doğmamış olmaktır. ikinci en iyi şey ise hemen ölmektir.
Bu cevabın ardından Midas hakikati ararken trajediyle karşılaşıp sessizliklere dalmıştır. Bunu fırsat bulup Silenos da kaçıp gider...
Hiç doğmamış gerekliliğimiz bizim trajedimizi oluşturuyor. Varoluşun kendisi böyle başlı başına trajik bir şey. Almanca 'geworfenheit'
yani fırlatılmışlık. Şuan buradayız...
Bizim için en iyi ikinci şey olan hemen ölmemiz gerekliliğimiz ise bizim komedyamızdır. Bizim bundan (ölümden) kaçma şekillerimiz bu hayat denen zalim güldürüyü oluşturuyor.
Yani intihar, ağlayarak üzülerek yapılacak bir şeyden olmaktan çıkıp insanın hayatındaki en güzel gün olabilir. Bazılarına gülünç gelebilir; ama Schopenhauer'ın da bir içki masasında etrafına insanları toplayıp onlara övgüyle intihardan bahsettiği bilinen bir şeydir...