bukowski zannedildiği gibi çok fakir ve sefil bir adam değildi, çok zengin de değildi ama her zaman tek başına hayatını sürdürebilecek kadar parası oldu. kirasını ödeyebildi, içkisini alabildi. hatta yayıncısı ona hiç yazmasa bile garanti bir maaş bağladı hem de yıllarca ödedi bunu. yani bukowski'nin bu tarz bir yaşam için, vurdumduymazlık için ihtiyacı olan o para vardı. zamanı zaten boldu. bu sayede bir seyyah gibi gezdi, deneyimledi, keşfetti, okudu ve en nihayetinde gördüklerini tespitlerini ve özümsediklerini yazıya döktü. eğer fakir bir adam olsaydı edgar allen poe gibi kırk yaşına gelmeden, yazdıklarının bir tanesi bile yayınlanmamışken, kafayı yemiş bir halde izbe bir barda ölür giderdi. bu tarz bir sefil bir hayat için gerekli olan yegane şey para ve boş zamandır. bu da hayatın ne kadar ironik bir olgu olduğunun en net göstergesidir.