türkiye'de herhangi bir sosyolojik gelişim süreci olmamasına karşın bünyesi içerisinde kimin kimden ne alıp ne veremediği anlaşılamayan oyun. evet, sadece oyun.
ingiltere'yi baz alarak konuşursak, kırmızı takımlar işçi sınıfını, mavi takımlar da burjuvaziyi temsil eder. alıp verememe durumu sınıf mücadelesine dayalıdır. insanların da tuttukları takımlar -daha doğmadan- sınıflarından ve yaşadıkları yerlerden çoktan bellidir. ancak türkiye'de aynı evden üç takım taraftarı da çıkabilmektedir.
diyeceğim o ki boşuna ve anlamsızca birbirimizi yemeyelim. kazanınca sevinmesini, kaybedince üzülmesini bilelim. o kadar. futbolun bir oyun, hatta türkiye'de çok anlamsızca gelişen düşman takım ve düşman taraftarlık saçmalığıyla yoğrulduğu bir ülkede yalnızca bir oyun olduğunu unutmayalım.
son olarak şunu sormak istiyorum: futbolu hayatının en önemli parçası haline getirenler, hatta hayatlarının da önüne koyanlar, neyin peşindesiniz lan?