bu kıyım döneminin mağdurlarından Em. Kd. Yzb. ekrem ata'dan gelsin:
Bendeniz 1984 yılında Kara Harp Okulu'ndan Topçu Teğmen Rütbesi ile mezun olmuş bir subayım. 1999 yılında da Kd. Yzb. Rütbesinde de emekli olmak durumunda kaldım. Yani şu anda kağıt üzerinde emekli olmuş görünüyorum. Ama böyle mi, asla değil.
Bildiğiniz gibi 6191 sayılı kanun YAŞ kararları ile Silahlı Kuvvetler'den ilişiği kesilen Sb. Astb. kardeşlerimizin mağduriyetlerini önemli ölçüde giderdi. Bunda emeği geçen başta hükümetimiz olmak üzere sizin gibi duyarlı yazarlarımıza da çok teşekkür ediyorum. Bu hususta medyanın bir bölümü çok etkin görev yaptı. Allah razı olsun.
Ama benim gibi kağıt üzerinde emekli olmuş görünen bir çok mağdur Sb. Astb. halen bu mağduriyeti çekiyor. Mesleğimizin en zorlu dönemlerini erken rütbelerde çektik. ama artık gerek makam ve gerekse tecrübelerimizi aktarabilecek rütbelere gelemeden ordudan ayrılmak durumunda kaldık. Çünkü bizlere güncel tabiri ile MOBBING uygulandı. Bu arkadaşlarımıza neler yapıldı derseniz kısaca şunları söyleyebilirim:
- Şüpheli ve sakıncalı personel statüsüne alındılar.
- Rütbeleriyle bağdaşmayan makam ve görevlere sürgün edildiler.
- Hak etmedikleri çok düşük siciller verildi.
- Sicil dosyalarına "dini görüşleri benimsediği için takibi gerekir" şeklinde sübjektif kanaatler yazıldı.
- Takibe alınmaları ve belli aralıklarla haklarında sakıncalı raporu gönderilmesi istendi.
- Sürgün edildikleri yerlerde sakıncalı oldukları için toplantılara alınmadılar
- Sakıncalı oldukları için mesai arkadaşları bile bu personelle görülmek istemedi, köşe bucak bunlardan kaçtılar, yalnız bırakıldılar.
- Kendisi ayrılsın gitsin diye amirlerince sürekli psikolojik olarak taciz edildiler.
- Aileleri huzursuz edildi.
- Bazı birliklerde, komutanın hanımının oluşturduğu bir grup subay hanımından oluşan ikna ekipleri, bu durumdaki personelin evine gelerek hanımının başını açması yönünde baskı yaptılar. "Bir hafta sonra tekrar geleceğiz. Seni başını açmış olarak göreceğiz. Kararını çabuk ver" şeklinde baskılar yapıldı. Bu yüzden psikolojik bunalıma giren personel hanımları oldu.
- Zaman zaman komutan tarafından, makama çağırılarak: "Hanımının başını açtır. Sözün geçmiyor mu? Nasıl erkeksin? Hanımının başını açamıyorsan dosyanı Şura'ya göndereceğim" şeklinde tehdit edildiler.
- Çocukları dışlandı.
- Lojman hakkı olduğu halde lojman verilmeyenler oldu.
- Lojmana girenlerin eşleri ve anneleri nizamiyeden giriş-çıkışlarda: "Başörtündeki iğneni çıkar, tavşankulağı bağla" şeklinde, erler tarafından huzursuz edildi.
- Bu personelin sakallı hacı babaları, başörtülü hacı anneleri evlatlarının evlerine gelip gidemediler.
- Babası sakallı olduğu için lojmandaki oğlunun evine gelemeyen, dışarıda otelde kalarak evladıyla ve torunlarıyla görüşenler oldu.
Şüpheli-sakıncalı Kategorisine alınmış ve emekli olmak durumunda bırakılmış bir Öğretmen Bnb.'nın bazı hatıraları:
- 1. Video kaset:
Kuleli Askeri Lisesine yapılan denetlemenin peşinden akşam verilen kokteyl kaseti. Okullar Daire Başkanı Erdal Ceylanoğlu başkanlığında Kuleli Askeri Lisesi 1994-95 eğitim yılında denetlendi. Denetleme öncesinde okul komutanı Kurmay Albay bana ve Yzb. Ahmet Tetike akşam kokteyl yapılacak, bu kokteylin video çekimleri yapılacak, sizler bardaklarınıza peçete sarın ve bardağın kenarına limon parçası koyun, arkadaşlarınıza haber verin dedi. Bizler akşam kokteyle katıldık ve kola içtik, kamera bol bol çekim yaptı, biz kameraya kola bardaklarını gösterdik ve komutanın tavsiyelerine uymadık, kokteyl bitiminde Erdal Ceylanoğlu videoyu seyretti ve rakı içmeyenlerin okullardan uzaklaştırılmasına karar verdi, tayin mevsiminde rakı içmeyenler okullardan uzaklaştırılarak sürgüne gönderildi. Ben Uzunköprü Hudut Taburuna, Ahmet Tetik Tekirdağda Tugaya sürgün edildik. Bu kaset Kuleli arşivinde bulunabilir.
- 2. Video kaset:
1994 yılı son ayları, yer Harp Akademileri. Yabancı menşeili subayların mezuniyet töreni. Törende kimler var? Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Erdal inönü, Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Demirel, Çiller, inönü ve Cindoruk beyin etrafında general ve kurmay subaylar var, misafirleriyle ilgileniyorlar, kokteyl olarak bir şeyler yiyip içiyorlar. Bir tanıdığım yanıma geldi ve Büyükşehir Belediye Başkanının dışlandığını, kimsenin ilgilenmediğini, kokteyl alanının dışında şoför gibi beklediğini, bu durumun kanına dokunduğunu söyledi. Bende duruma üzüldüm ve bir plan yaptım. Özbekistan, Türkmenistan kökenli, yabancı subaylardan 5 kişiyi yanıma aldım ve Recep Tayyip Erdoğan beyin yanına gittik, etrafını sardık. kendisiyle ilgilendik, sohbet ettik. Bu ilgi ve sohbet video çekimle kaydedildi. sonra izlendi. Tayyip beyin etrafında olan şahıslar deşifre edildi. Tayin döneminde Kuleli Askeri Lisesinden uzaklaştırılarak 11. Hudut Taburuna sürgün edildik. Bu kaset Harp Akademileri arşivinde mevcuttur. Sayın Başbakanın bu olayı hatırlayacağını düşünüyorum.
- Kolordu Komutanı Korgeneral Hasan Muratlı:
1995 yılı Eylül ya da Ekim ayında Hudut Taburunu denetlemeye geldi. Aslında beni görmeye ve ezmeye geldi. Hasan paşayı karşıladık ve beni gördü bu adam burada ne arıyor, derhal odama getirin dedi ve beni apar topar odasına çıkarttılar. Kendimi takdim ettim. Bana hitaben burada ne arıyorsun dedi. ben de yüksek sesle kapıda Türk Bayrağı dalgalanıyor, burası Türk Toprağı. devlet emretti bende geldim dedim. Paşa direk olarak sen oruç tutar mısın dedi, bende evet, her Türk Subayı gibi bende oruç tutarım dedim. Paşa oldukça sinirlendi bana bakarak oruç tutan subayları ben de severim dedi ve peşinden sen o zaman namaz da kılar ve Cumaya gidersin dedi ben de Namaz kılarım Mesaiye denk gelmiyorsa Cuma namazına giderim dedim. Tabi bu şekildeki konuşmalar askeri esaslara göre yapılıyor, paşa sesini gittikçe yükseltiyor ve öfkeyle bağırmaya başlıyor bu adam moralimi bozuyor, atın bu adamı odamdan diye emir veriyor ve ben odayı terk ediyorum. Hasan Paşa 2 ayda bir Hudut Taburuna gelirdi ve her gelişinde benimle problem yaşardı.
- Keşan 4. Mknz. Tugay Komutanı Yavuz Paşa:
Hasan Paşadan aldığı cesaretle üzerimize çok geldi. Uzunköprü Garnizonundaki sakıncalı subay ve astsubayları toplar ve laiklik dersi verirdi. Tabi ders bizlere hakaretle geçerdi. Paşa laiklik derslerinden birinde bizlere hakaret ediyordu. salonda 45 civarında sakıncalı subay ve ast subay vardı. içlerinde en kıdemlisi bendim. Paşa hakaret ettikçe salondaki gözler bana çevriliyor, benden cevap bekliyorlardı. Yavuz paşa eğer vatanseverseniz, eğer Atatürkçüyseniz, diye başlayan bir hakaret cümlesi kullandı, paşanın hakaretinden çok etkilendim, içimden inceldiği yerden kopsun diyerek, parmak kaldırarak söz istedim ve Yavuz paşa bana söz verdi. Sinirliydim ve çok gergindim. Ses tonumu yükselterek Komutanım bir Türk Subayına eğer vatanseverseniz şeklinde şartlı bir cümle kullanamazsınız. ben Türkoğlu Türküm! atalarım Sultan Alparslan ile birlikte bu topraklara geldi. tabi ki ben doğal olarak vatanseverim. burası benim vatanım. ben Moskovayı mı seveceğim? siz bizi vatansever olmamakla itham ediyorsunuz ama Selanik yanı başımızda ve işgal altında. bu ne biçim vatanseverlik ve ne biçim Atatürkçülük?" diye konuşurken paşa tamam tamam anladım, sesini kes ve yerine otur dedi. Ben yerime oturdum, paşa salonda 10 dakika bir sağa bir sola yürüdü. eli çenesindeydi. bir daha konuşamadı ve 10 dakika sonra ders bitmiştir diyerek salonu terk etti. Bir gün sonra Garnizon Komutanı Tabura geldi. beni ziyaret etti, tebrik etti. alnımdan öptü ve dün tam bir Türk Subayı gibi cevap verdin, biz korkuyoruz ve böyle cevaplar veremiyoruz dedi. Yavuz paşa beni her gördüğünde topluluğa hitaben bu adamı gördüğümde moralim bozuluyor ve bu adamı görmek istemiyorum derdi.
- Hasan Muratlı Paşanın Ramazan Ayında Ailelere verdiği Laiklik Dersi:
Bir ramazan ayında paşa sakıncalı subay astsubay ile eşlerini Uzunköprü Orduevinde saat 15.00 civarında topladı. Başladı atıp tutmaya, din alimi gibi konuşmaya. iftara 5 dakika var. Paşa Tanrının yarattığı inekler 3-5 litre süt verir, insanın yarattığı inekler 40-50 litre süt verir. Tanrının yarattığı armut ve elmalar küçük ve yamuktur, eğri büğrüdür. insanın yarattığı armutlar ve elmalar çok güzeldir, kocamandır. kırmızı kırmızıdır diyerek konuştu, konuştu. Eşlerimiz yanımızda olduğu için paşanın konuşmalarına cevap vermedim. Bizler Orduyu Peygamber Ocağı olarak gören idealist subaylarız. bu halimizi eşlerimiz biliyo., paşanın konuşmalarına cevap veremediğimiz için eşlerin nezdinde pısırık, korkak kişiler olarak algılandık. en azından ben böyle düşündüm. Hasan Muratlı paşanın bu konuşmasına cevap vermediğim için çok üzgünüm.
Hasan Muratlı paşa Hudut Taburunu haberli olarak denetleyecek. Tabur olarak hazırlık yapıyoruz. Taburun her tarafını inceliyor ve kendimize göre tedbir alıyoruz. Tabur Komutanı (Bnb. Necmi), Karargâh Subayları olarak (S-1(ben), S-2 (Bnb. Ümit), S-4 ( Yzb. Osman) ve Karargâh Destek Bölük Komutanı (Yzb. Abdullah)) paşanın kızabileceği alanlara yönelik tedbirler alıyoruz. Karakolları inceledik, yemekhaneleri, koğuşları düzelttik ve Tabur Mescidine gittik. Mescitte bir Kuran-ı Kerim bulduk. Bir subay ya da Tabur komutanı Paşa bu Kuran-ı görünce çıldırır ve bizi perişan eder dedi. Kendi aramızda istişare ettik ve Kuran-ı Kerimin mescitten çıkartılmasına ve saklanmasına karar verildi. Kuran-ı Kerimi saklama görevi bana verildi. Ben Tabur Mescidinin yıpranmış Kuran-ı Kerimini aldım ve evime götürdüm. Denetlemeden sonra tekrar yerine koyacaktık. Fakat unutmuşum. Yıllar sonra kütüphaneme çeki düzen verirken Kuran-ı Kerimi buldum. üzerinde Hudut Taburu yazıyordu. hafızamı zorladım ve olayı hatırladım. Tabur Mescidi Kuran-ı Kerimi hala bendedir. Yerine yani 11. Hudut Taburuna iadesi gerekir. Bu iade törenle yapılmalıdır ve iadeyi Başbakan yapmalıdır. Kuran-ı Kerimin taburdan uzaklaştırılması Paşalar tarafından oluşturulan korkunun, yapılan baskının bir sonucudur. Bu eylem 11. Hudut Taburuna, Mescide ve Yüce kitaba yönelik hakarettir. Tabura, Mescide ve Kuran-ı Kerime iadeyi itibar yapılmalıdır. Bu iadeyi itibar işi Başbakan ya da Cumhurbaşkanı tarafından törenle yapılmalıdır. Ben burada korkaklık gösterdim. çok üzgünüm. aslanlar gibi Yüce Kitabı savunmak varken çareyi Kuran-ı Kerimi uzaklaştırmada bulduk. Bana göre bu olay bir inanç zafiyetidir. Bu olay dönemin psikolojisinin yansımasıdır.