bu behzat ç ile en iyi olma yarışına giren cancazım dizi.
nerden başlıcam ki;
* öncelikle ben bişeyi fark ettim. bu dizideki karekterler arasındaki iletşim öyle bir hal almışki ve mayaları öyle bir tutmuşku yer yer birbirlerini ölesiye tamamlıyorlar. bide bir karekter girdikten sonra bu direk bu mayaya dahil olamıyor. nurten'in yiğeni leyla'yı ilk gördüğümde aceba derken, acaip keyifli bir karekter ortaya çıktı ki, en son görüldüğü zamanlarda bunu deli ortaya koydu. benzer bir durum telat'tada mevcut. ilk girdiğinde yokya olmamış diye düşünürken, roma döneminde korkuyorum diye döner bıçaklı erdal bakkalın eline yapışınca, yada okla vurulduktan sonra "tamam ya şey etmeyin ben bi köşede ölürüm" dedikten sonra yeminle baş tacı olmıştur. e az sakallı dedede böyleydi ihtiyar yatıp uyuyup yemek yerken birden hoooooppp seranat yapmaya felan soyundu. muhteşem ya, sanki her yeni giren karekterin bir ısınma dönemi oluyor.
* hele erdal bakkal, o konuşmada bir sürü gönderme vardır ve bunlar zaten yansıtılmıştır onu geçtimde. kafeste tıkılıyken mecnun ona dedi ya "abi roma döneminde hitler kıyafeti ile kapana kısılmışsın elinde döner bıçağı hala altın mı diyorsun" lan öldüm öldüm. inan geberdim erdal düz mantık zaman mekan fark eder mi bu adama, hala telat'ı doğrama peşinde. muhteşemsin ne diyim, o döner bıçağı zaten eline çok yakışıyor.
* yavuz'un ya pişkin hırsız işte, sınıftaki o hali on numara idi. çok güldüm, hele erdal'ın üstüne koşarken ki o hali tavrı süperdi, gerçi ilkini her zaman için tercih ederim ama...mecnun'a diyor ya "sen sezar'ın düğününü basıp sezar'a gider yaptın farkındasın dimi" bu ikilinin diyaloglarını seviyorum ya. kendi içinde değerlendiricen arda beklentisi içerisinde olmamak gerek.
* kaybedenler kulübüne selam olsunda, o kaybedenin burak aksak olduğuda buram buram her satır arasında bildiriyor. bir insan en iyi kendisini yazarmış. aşk sahnelerinin içtenliğinden anlaşılacağı üzere burak'ta bizden ötesi yok, oda bizim gibi bir kaybeden.