günlük siyaseti sevmiyorum. o yüzden de pek takip etmem kim kime ne demiş, kim kiminle ne yapmış. magazin forever' dan farkı yok bence. öte yandan siyaseti ve siyasî konuları seviyorum, fakat benim sevdiğim siyaset erdoğan partisinin grup toplantısında kılıçdaroğlu' na ayar verdi şeklindeki siyaset değil.
ülkemle ilgili bazı konulara çok duygusal yaklaşıyorum. ama türkiye gerçekten bir garip ülke. beş yüz senedir "geride" olduğunu kabullenemeyişi bunun en büyük sebebi. bir aşağılık kompleksinde değilim, diğer ülkeler bizden daha iyi demiyorum. birçok konuda "batı" ülkelerinden daha moderniz bence, ama bahsettiğim gerilik bu değil. kendimizi hâlâ istesek bütün dünyayı yerinden oynatabilecekmişiz gibi hissediyoruz ya bu bana komik geliyor.
birkaç sene önce bir kitap okudum. yazarın ismini hatırlamıyorum, ama türkiye' ye ziyarete gelen bir ingiliz kadının anılarını anlatan kitap yanlış hatırlamıyorsam yirmili veya otuzlu yıllarda geçiyordu. kadın karadeniz' i de gezmiş ve buradaki anılarını yazmıştı. orada ordu belediye başkanı ile bir konuşması vardır. belediye başkanı, o sene ordu' nun bütün fındıklarının depolarda saklandığını ve hiçbirinin piyasaya sürülmediğini söylüyor. dünyadaki arzı arttırarak fındık fiyatlarını yükseltecek ve böylece vurgun yapacakmış ordulular. ingiliz kadın da bunu komik buluyordu, bu köylüler dünya piyasasını tek başlarına etkileyebileceklerine inanıyorlar diye. o zaman neysek, bugün de aynıyız, ben de bunu demeye çalışıyorum. dünya siyasi arenasında bir köylüyüz (köylüleri aşağılamak için söylemiyorum bunu) ve aslında tek başımıza hiçbir şey yapamayız.
ilgim gereği çok kitap okurum, genelde bakış açısı farklılığı olsun diye yabancı yazarların buraya ilişkin görüşlerini okumayı severim. fakat okudukça görüyorum ki aslında biz boşuna çırpınıyoruz, boşuna uğraşıyoruz. çünkü dinlemek istemedikten sonra insanlar senin anlattıklarını duymuyorlar. çok alakasız bir kitap okuyorsunuz, örneğin kanuni ile ilgili bir kitap diyelim. ki kitap da bilimsel bir şey değil hani, popüler tarih tarzında bir kitap. şöyle bir cümle çıkıyor karşınıza. "elbette türk tarihçilerin harem' e ilişkin görüşleri bu gerçeklerle uyuşmaz. hoş, türkler tarihi istedikleri gibi anlatmak konusunda nam salmıştır, türk tarih kurumu' nun ermeni soykırımı' na ilişkin kendi lehlerine yazı yazması için falanca fransız ve ingiliz yazarlara rüşvet verdiği bilinir." kanuni ile ermeni soykırımı ne alaka, ayrıca ttk ne zaman, kime rüşvet vermiş? yine benzer bir örnek "fatih' in istanbul' u alırken cihat çağrısı yaparak müslümanlardan destek topladığı malum. istanbul' u cihatla yunanlardan alan türkler' in torunları dört yüz elli sene sonra da aynı cihat anlayışıyla ermenileri katledecektir." türkler' in istanbul' u yunanlar' dan aldığını sanan bu süper zekalı insanı elbette ciddiye almıyorum; ama bunların yazarlık mantığını da anlamıyorum. fatih' i, kanuni' yi anlatırken ermeni soykırımı' na geçmek neden? gerçi bizim insanımızda da var bu, misal nadal' la djokovic' in maçında "bosna kasabı" diye bağıran (tv karşısında tabi) adam da tanıyorum ben. alakaya gel. gerçi konu dağıldı ama ne demek istediğimi anlamışsınızdır.
bir de yakıştıramıyorum arkadaş, bu aptallığı bu millete yakıştıramıyorum. geçenlerde sözlükte bir entry vardı, bu olympiakos - gs mp maçına ilişkin "we are pumping since 1453" yazmış. böyle mi yapılıyor mu milliyetçilik? en çok da sinir olduğum konudur bu. öncelikle ingilizce yazmak neden? hayır türkçe yaz, ya da karşı taraf anlasın diye yunanca yaz. iki kültür arasına üçüncüyü sokmak neden? neden biz yenişemedik, sen ikimizden de büyüksün, seninle anlaşalım ey ingilizce demek? kaç kişi biliyor acaba bugün osmanlıca kitapların çoğunun türkçe' ye çevrilemediğini? evet, birçok eski eser ilk kez yeni türkçe ile basılıyor; ama nasıl basılıyor kaç kişi biliyor? zamanında almanlar, fransızlar kendi dillerine çevirmişler o kitapları. bugün bizim alman lisesi, galatasaray mezunu çevirmenlerimiz o dillerden türkçe' ye çeviriyor, çevirinin çevirisini yapıyor ve bence bu bir milletin kendi tarihine yapabileceği en büyük hakaret. since 1453' e gelirsek. abi bu nasıl bir cahillik? yunanlarla istanbul' un alakası nedir? istanbul' u romalılar kurmadı mı? ülkeyi roma' dan idare etmek zorlaşınca başkent' i istanbul yapılmadı mı? sonra devlet ikiye ayrılmadı mı? en son da fatih doğu roma' yı elinden istanbul' u alarak yıkmadı mı? bu senaryoda yunanlar nerede? bizans da senin ülkenin tarihidir, sen konuyla kel alaka olan yunanları koskoca doğu roma ile bir tutarsan milliyetçilik mi yapmış oluyorsun? ayrıca, bilmem kaç yüzyıl tebaan olmuş bir ülkeyle mi sidik yarıştırıyorsun? işte türkiye ne zaman ki kendine rakip olarak yunanistan' ı, israil' i, ermenistan' ı değil de tekrardan rusya' yı, ingiltere' yi, fransa' yı görür işte o zaman gerçekten dünya siyasetinde borusu ötüyor demektir. ama önce kendi halkına kendi tarihini öğretmesi lazım.