bende edirne'de apartmanlar arasında tek göz + mutfağı olan bir evde okudum 4 sene. ne yalan söyleyeyim çok yoksulluk çekmemiş olsam da çok bol da yaşamadım. ben evi içinde kiracı olduğu için içini görmeden tuttum. tuttuğumda tuvaleti yoktu, tuvalet dışarıdaydı, evi de zaten tuvalet yapılacak diye tutmuştum, yoksa sahra tipi tuvalette edirne kışları geçmeyecekti.
o bir göz gecekondunun yanına bir tuvalet ekledi mal sahibi, fayans filan yoktu, hasır betondu, kapısı bir yerlerden çıkma bulunup getirilmişti ama hiç kullanılmamıştı, ve normal oda kapısı idi, dolayısıyla çoğunluğu camdı, hemde buzlu cam falan değil.eve taşındığım gün arkasına siyah çöp poşeti kapladı babam ve 4 yıl kaldı o siyah çöp poşeti.
tüm evin tavanında ahşap hatıllar gözüküyordu, üstü direkt kiremitti. arada hatıl aralarından kum filan dökülürdü ve çoğu gece hışırtılar gelirdi o kahrolası çatıdan. o hışırtıların nedenini asla öğrenemedim, ama sanıyorum fare ya da küçük kuşlar yuva yapmış idi.
nasıl bir rutubet olurdu anlatamam, tüm eşyalarım küflenirdi, leş gibi kokardı... tam 12 yıl önceydi bu anlattığım lakin halen bazı geceler rüyamda korkunç bir şekilde görüyorum ben bu evi. en son 2 ay önce bir gece rüyamda; tüm oda örümcek ağlarıyla kaplı ve ben o geceyi orada geçirmek zorundayım *. elimi attığım yerden börtü böcek filan fışkırıyor...
ama keyifliydi bir yandan da; bahçe içinde, okula sadece 50-60 m, ev arkadaşı yok, yan-üst-alt komşu gürültüsü yok hiç bir şey yok. okula yakın olduğu için arkadaşların toplantı yeriydi. derse gitmeden önce bende buluşulur, öyle gidilirdi. bazen sınıfın kızları bulaşıkları filan yıkar ortalığı toparlardı, yemek filan yaparlardı. ev kollektif yaşam alanı olmuştu sınıfımız için. millet yemeklik birşeyler alır gelirdi, pazar düzerdi, hep beraber oturur kalkardık o minicik tek göz gecekonduda. yani aslında tek başıma yaşıyor olsam da gün boyu evde birileri mutlaka olurdu, akşamları ise tek başına yatmanın da keyfi başka olurdu. final ve bütünlemelerde hep birlikte sınavlara hazırlanırdık, daha doğrusu kopya hazırlardık.
yan tarafta gümüşhaneli ev sahibi otururdu ve benim geniş bahçem onun ekim dikim alanıydı. karalahana, soğan, çilek, roka filan ekerdi, birde kayısı ağacımız vardı nefis organik kayısı olayına girerdik bütünlemelerde.
tüm olumsuzluklara rağmen çok mutluydum o evde. şimdi düşünüyorum da aslında içinde yaşadığın yer değil, yaşadığın insanlarla hayat güzel. enteresandır, aradan yıllar geçmiş olsa da rüyamda o evi ve dostlarımı çok sık görüyorum*. bir çoğu ile 12 yıldan beri hiç yüz yüze görüşememiş olsam da hepsinin yüzünü çok net hatırlıyorum. ve o yüzler hep o 12 yıl önceki gibi genç, 12 yıl öncesi gibi yakışıklı, kızlar da 12 yıl öncesi gibi güzel.