stajyer çakal olduğum bir dönemdi. üniversitenin 1. sınıfında okuyan 18'lik bir pamuk şekerin benden hoşlandığını farkettim. bir yolunu bulup tanışmak zor olmadı. kızımız fizik olarak türkiye standartlarının üstünde, karakter olarak ise yaşının ve de kız meslek lisesi okumuş olmanın getirdiği tecrübesizlikle beraber bir tatlılık abidesiydi. yalnız sol gözünde bir odaklanma sorunu vardı. bu kusur en başta itici gelse bile düzeltilebilir olduğu için gelecek vaadediyordu. hem ne önemi vardı ki nasılsa diğer teki herkesinkinden güzeldi..
çok iyi arkadaş olmuştuk aslında. ben içten içe seviniyordum. retina ameliyatı olduktan sonraki halini düşlüyordum. etrafta görülebilecek en güzel şey, minik kollarıyla bana sarılacaktı. sen gerçek bir prenssin diyecekti. ben de onu gizli patikalarda yürüyüşe davet edecek, merdivenlerde öpecektim. kalbi tertemiz, kendi dünya güzeli, emek verilmiş bir hazineydi. seviniyordum.
sonra gitti. yağmurlu bir çarşamba günüydü, arka cebim bile ıslanmıştı." çabuk dönerim, seni burda tek bırakır mıyım hiç" diyerek bütün hatırayı sürükleye sürükleye gitti. ameliyat olacaktı, sonra beni sevmeye kaldığı yerden devam edecekti..
ama sadece gitti işte.. çok güzel birisi olduğunda gitmeliydi çünkü, güzeller giderdi. masallarda oluyordu çünkü iyi kalpli dünya güzeli insanlar. sadece masallarda prensesler kahramanlara aşık oluyorlardı.