insanımızın içerisinde barındırdığı; "benim olmayan, kötüdür, kötülenmelidir" mentalitesi çerçevesince ayşe özyılmazel gibi hakkında sıklıkla eleştiri mekanizmalarının devreye sokulduğu sayılı entelektüel yazarlarımızdandır. paylaştıkları, dile getirmeye çaba sarfettikleri: aslında toplumumuzdaki kanayan yaralardır. geçtiğimiz günki; "mastürbason" hususunda olağanca kalitesiyle, haklıydı. insanımız etraflarındaki auranın baskısı nedeniyle; cinsellik, tabu gibi kavramlar nedeniyle kendi bedenini; fizyolojisini dahi tanıyamıyor. bunun fırsatını bulduğunda ise, patlama yaşıyor. ayşe hanım'da: olayın bu yönü üzerinde duruyor. bir yazar olarak sosyolojik olarak irdeliyor. lümpen kesme de, prototip oluşturuyor. hem de bunu, kaleminin samimiyetiyle yoğurarak yapıyor. "tuvalette yaşadığı cinsel beraberliği gazetesine yansıtmış" diyorlar. ne var bunda? birilerinin böylesi şeylerin yaşandığını "kabul etmek istemiyor" oluşu, onları yok saymaya yeterli olmaz ki! aynı pozisyonda biz olsak; kralını yazardık belki de.
sorun belli dostlar! kendimizde olmayana(güzel kadın veya erkeğe, paraya, lükse, cinselliğe) sahip olanları kıskanç tutum ve kompleksli mizaç özelliklerimiz dolayısı ile yaftalıyoruz. herkes paris hiltonu beğenir. onun yaşadıklarını da, çok irdelemeyiz esasen, uzaktadır bizden, dilediğini yaşar. ama eda taşpınarnişantaşındadır. ve erkek arkadaşı ile dudak dudağa öpüşüyordur. işte toplumumuza zor gelen de bu! içimizden birisinin bizim temayul dahi edemeyeceğimiz yaşantıları yaşıyor oluşu, amiyen değiş ile; "koyar" toplumumuza.
bırakalım da: üniversitemizdekilerden, komşularımızdan, eşimizden, dostumuzdan daha bilgili, entelektüel altyapılı kadınları eleştirmeyi; vermek istedikleri mesajları irdeleyim. kıskançlık; bizi bir yere ulaştırmayacağı gibi; onları da, yitirmemize sebebiyet verir.