bölüm finaliyle beni duygu dünyasının oksijensiz uzay boşluğuna düşüren dizi. bu kadar farklı duyguları nasıl yaşatabiliyorsunuz ey senarist cemaat.. "uzaylıları inkar edersen messiyi nasıl açıklayacaksın? hadi onu geçtim, asıl sabri'yi nasıl açıklayacaksın?" diyerek bizi kopartan, yavuz'un zeyneb'e okuduğu küçük prens romanıyla gülümseten*, iskender'e gelen boşanma celbiyle hüzünlendiren ve finalinde mecnun'un kaskını çıkarması, küçük prensin gezegeni, koyunun küçük prensin gülünü yememiş olması ve o öpücük. çok iyiydi be abi. eyvallah.
Ama beni kaygılandıran bir şey var. Koyununun ağzına bağlaması için çizdiğim ağızlığın kayışlarını çizmeyi unutmuşum. Yani, onu hiç kullanamayacak. Bu yüzden de gezegenine vardıktan sonra neler olduğunu çok merak ediyorum. Belki de çizdiğim koyun çiçeği yemiştir...
Bazen kendi kendime: Kesinlikle yememiştir! Küçük prens çiçeği her gece camdan korunağıyla kapatmış, koyunu da dikkatle izlemiştir diyorum. Böyle düşününce mutlu oluyorum. Ve bütün yıldızlar bana gülüyorlar.
Ama sonra: Herkes zaman zaman dalgın olabilir. Ya küçük prens bir gece camdan korunağı çiçeğin üstüne geçirmeyi unutursa ve koyun da sessizce yerinden çıkarsa... diye düşünüyorum. O zaman benim küçük zillerim kahkaha yerine gözyaşlarına boğuluyorlar.
Bu gerçekten büyük bir sır. Sizler gibi, benim gibi küçük prensi sevenler için, evrenin kim bilir neresindeki bir koyunun bir çiçeği yemiş ya da yememiş olması çok önemli bir şeydir.
Gökyüzüne bakın. Kendinize Acaba koyun çiçeği yedi mi, yemedi mi? diye sorun. Bakın her şey nasıl da değişiyor.
Ve bunun neden bu kadar önemli olduğunu büyükler asla anlayamazlar...