izmir de sıcaktı o gece unutmuyorum. hani yaşayanlarla kıyaslanmaz ya. var yazacak bir şeylerimiz yine de. annem ve rahmetli babamın sesiyle uyanıyorum. balkonda sohbet ediyorlar. yanlarına gidiyorum, noldu diyorum. deprem olmuş. çok az ev uyanmış depreme, yanan ışık az, gece saat 3.30 civarı. aklımda kalan tek net şey babamın ''inşallah sadece izmir'de olmuştur, uzakta olup burayı bu kadar salladıysa çok büyüktür.'' lafı.
haberleri açıyoruz. gelişmiş türkiye filan ya hani. yalan işte. yine cümleler. spiker diyor ki kartal'da bir apartman çökmüş. içeriden bizi kurtarın sesleri geliyormuş. dinar ya da ceyhan depremleri gibi sanıyoruz. evet yeterince korkunçtu onlar bile ama daha sonra ortaya çıkacaklarla kıyaslanmaz bile.
ertesi günü ya da 1 gün sonrası. afyon-sandıklı otobüsündeyiz. ben, annem sanırım dedemler de var. hayal meyal işte. yine cümleler. trt yardım topluyor. küçük bir çocuk biriktirdiği harçlığı bağışlıyor. çocuk kafam işte. hesaplıyorum kızın harçlığının miktarına göre ne kadar ekmek alınır, kaç aile doyar diye. 5.5 saatlik yolun tamamında deprem haberleri. öyle geçiyor.
sandıklıdayız. sokaklarda bir sürü dedikodu, abartı haberler vs. dedemle evdeyiz. sandıklı'da ilk yüksek katlı apartmanlardan birisiydi bizim evimiz. 5 katlıydı. her kardeş için bir daire düşecek şekilde yapmış zamanında babamlar. haberlerde kolon kiriş görünüyor. niye evlerin yıkıldığı vs. yine cümleler. rahmetli dedem bu sefer. korkma diyor. buranın etriye aralığını sık tuttuk biz. bilmiyorum etriye nedir. anlatıyor dedem ya anlamıyorum. ama cümle ve görüntüler aklımada.
şimdi. ben mimarım. çalıştığım ofiste 99 eylül yapı dergisi var. tam önümde açık. kapağında şehir planlamacı, mimar, politikacı, belediyeci, müteahhit, inşaat mühendisi ve bankacı sanki bir tiyatro sonu gibi selam veriyorlar karikatürde ve altında final yazıyor.
artık biliyorum etriye nedir ve yine bir resimde aklıma geliyor rahmetli dedem, yapı dergisinde, etriye aralığı fazla olan kolonların patlaması sonucu yıkılan bir binada.
şimdi daha farkındayım. ölenlerin ne kadar boş ihmallerle öldüğünü. ne rezalet bir ülke olduğumuzu vs. vs. daha sonra kanunlar çıktı. artık kolon kalıplarına donatıdan beton zor giriyor. devamlı denetleniyor. klasörler dolusu plan proje gidiyor belediyelere bir bina inşa edileceği zaman artık.
ama hala çoğumuz o günden önce yapılan binalarda oturuyoruz. ve o zaman başta olan belediyeciler hala başta ve yıllardır başta olan müteahhit zihniyeti hala başta. sol sağ farketmez, insanlara hizmet yapıyormuş gibi göstermek için dandik hizmetleri, kısa sürelerde tamamlamak hala çok tutuyor.
öyle boktan bir gündür işte. doğanın ölülerle, bitik hayatlarla yüzümüze vurduğu. fakat kimsenin hala bir şey yapmadığı. her neyse.