yaz günü, samimiyetsiz, soğuk omuzlara çarparken ben, ölümüne kanat çırpan bir kelebek gibi, konduğum renksiz, kokusuz çiçekti. toprağa en yakın olandı, ondan sonrası topraktı işte. düştüğünde kimse seni önemsemeyecekti. bir temizlik işçisinin süpürgesine takılabilir, rüzgarda savrulup, deniz varsa kavuşabilirdin denize.
seni gördüm. tüm renklere rağmen, senin solgun renksizliğini, benimkine benzer kimsesizliğini sevdim. seni seçtim, senin beni seçmene şans vermeden, bunu düşünmeden hatta, aşk gibi aniden!
bir önceki hayatım
karanlığa tercih ettiğim bir çift mavi, ışık gören son penceremi de aldı benden. ne kadar beklediysem, bilmiyorum. hatırladığım ben değildi, gördüğüm ben. aceleyle başladım uçmaya. önceki hayatımın sarhoş yürümeleri gibi özensizceydi uçuşum da.
alışırım dediğimde duydum:
+ ayılmak gibidir sanıyorsan alışmayı, yanılıyorsun. vaktin dar, sadece uç!
uçtum, anladım ki sorgulayacak zaman yoktu ve şimdiden yorulmuştum.
bir şey değişmedi uçarken, ayılmak gibi değildi alışmak, doğru.
savruluyordum, uçtuğumu, onlardan kaçtığımı sandı birileri.