insanoğlunun belirli bir coğrafya içerisinde; dayanışması, paylaşması ve kendilerine has bazı yaşayış usülleri geliştirmesi ile oluşan milliyet kavramı zaman çarkının dişlileri arasında devletlere dönüşmüş durumda. Hatta öyleki devlet kavramı artık milliyetten de bağımsız bir tanım olma yolunda. Evet, işte insanoğlunun uyumsuzluğu ve gerçek dışı çekişmeleri ile oluşan sınırlar, parseller adımımızı attığımız heryerde. Açlık, cahillik, gayesizlik içerisinde birer gelişmiş hayvan olarak sürdürdüğümüz bu dayanışmasız yaşantımızın işleyişini düzenleyen bahçelerdir devletler. Ülkeler arasında onurlu yaşamaya çalışan bir ülkeydi Türkiye. Emperyalist güçlere göğüs gererek kurulmuş, kabuğunu kırarak yeşermiş bir ülke bizimki. Şu sıralar yaşadığımız; "ver gülüm, ver gülüm" mantığı ile 100 yıllık sömürü stratejileri belirlenmiş ülkelerle masaya oturan ve onlara öz kaynaklarını peşkeş çeken bir yönetimi başa getiren insanların bulunduğu bir Türkiye. Güzel, utangaç, ham insanların doyduğu, bazen aç kaldığı, genellikle sadece doymaya çalıştığı Türkiye. Devrim denince yalnızca Cumhuriyetin ilk yıllarını utanmadan konuşabilen, mahçup ülke. Düşünenlerinin fişlerinin çekildiği, balyozlar ve militarizmin ülkesi. Kendi çocuğuna BABA diye seslenen insanların olduğu bir ülke yaşadığımız. Devlet babası ile huzursuz bir Türkiye bizimki. Futbol takımlarının rekabetinden, söylenen şarkının diline kadar her an iç savaşın çıkabileceği nedensiz nedenleri olan o vakur topraklar.. Utanmaktır devrimin kendisinden hastalığımızın sebebi. Atatürkle bitti sanmaktır. Aslında bir başlangıcı son diye adlandırmaktır kanımızdaki virüs. ilacı bizde : Onurlu ama bir müddet lükssüz yaşayabilmektir gelecekte var olacak sağlıklı Türkiye!