sıradan bir aşk hikayesi izlemezseniz bir şey kaybetmezsiniz. bu arada kız aidsmiş.* tesadüfen tanışırlar, çocuğun evine giderler, romantik olsun diye sevişemezler. iddia ediyorum türkiye'deki senaristler sevişmenin romantik bir şey olmadığını düşünüyorlar. bu yüzden türkiye çıkışlı romantik filmlerde asla sevişilmez. senaryo müsaade etmez. en azından ilk gece olmaz. yine iddia ediyorum kız sırf bu yüzden aidsli bence. ayrıca yargı içeren replikleriyle yine genel izleyiciye tepeden bakmayı başarmışlar. yargı içermesin demiyorum ama tepeden bakmasa iyiymiş.
bir başka not: esas oğlanın kapıcıya tripleri nefretlikmiş. o nasıl kibir lan öyle, hoşaf! iki satır yazdın diye insanları mı beğenmiyorsun! ne var iki dakika dinlesen, adam beğeniyor yazdıklarını işte, hiç mi hatır hiç mi gönül yok lan sende! sınıf ayrımına inceden vurgu var. radikal gazetesi reklamı var. sarıyer'deki kazıklı yolun arkasındaki çay bahçeleri var.
elemanın yazmaya başladığı sahneye gelelim, yıllardır kendimce de olsa yazıyorum ve ömrümde bir defa bile böyle ortam kurup yazmak aklıma gelmedi. ha bu benim zevksizliğimden mi? bence değil. çünkü yazmak öyle janjanlı bir şey değil. oturursun, yazarsın. ilham geldi, gıdıkladı, dürttü, duygu birikti, bir boşalma oldu ve sair durumlar sadece filmlerde olur. insan aklıyla yazar ortamla değil. sen bütün gün kıçını devir, sonra gaza gel hiçbir şeyi planlamamış tripleriyle otur kaloriferin dibine yazmaya başla.