beni çok derin düşüncelere gark ediyor. şuan, ununu elemiş eleğini asmış insanların çocuk sayabileceği bir yaşta, hayatımın baharındayım. yaşadıklarım yaşayacaklarımın çeyreği dahi değil. ne derin aşklar ne unutulmayacak erkekler ne derin sancılar ... biriyle bile tanışmadım. dünya sikine minare götüne yaşamadım elbet, kayıplarım oldu. aileden, dosttan... büyük kayıplar. geçenlerde bir başlık vardı, ben bu yazıyı ölen kankama yazdım diye. okuduğumda çok hüzünlendim fakat düşünmedende edemedim, benim ölmediği halde kaybettiğim dostlarım var diye. işte bu kadın öyle şarkılar yapıyor ki, dinlediğinizde, yarım kalıyor gülüşleriniz. nefesiniz daralıyor, etraftaki renkler siyaha dönmeye çabalıyor sanki. bir huzursuzluk çöküyor ta göğsünüzün üstüne. bir sızı. hiç nedensiz eskiler geliyor aklınıza. yıllar önce yaşadıklarınız, geri döndüremeyecekleriniz. çok, çok derin düşüncelere gark ediyor. duramıyorsunuz olduğunuz yerde. bir yandan camın yanına geçmek, derin derin içinize çekmek istiyorsunuz havayı, sanki temizleyecekmiş içinizdeki zehri gibi. bir yandan eliniz ayağınız düğüm oluyor, mecaliniz kalmıyor. kalıyorsunuz olduğunuz yerde. fotoğraflar beliriyor elinizde birden, gözyaşlarınızla ıslanmak için. kim getirdi bunları?
merak ediyorum, ben bu hisleri yaşıyorsam seni kimler aldı'yı dinlerken, gerçek aşkı ucundan kıyısından tatmış insanlar neler yapıyorlar?
nasıl dinliyorlar bu şarkıları? yahut tüm sevenlerini, ailesini kaybeden, yapayalnız bir adam, neler hissediyor istanbul hatırası 'nı dinlerken.
anlayamıyorum. hiç, hiç iyi değil. hüzünün bu denli somutlaşması, bir şarkının yanıbaşınıza gelip sizi dert havuzuna atması, hiç iyi değil.