Nazım Kültür Merkezi'nin katkılarıyla hazırlanan film, Türkiye'de olası bir sosyalist devrimin hemen ardından yaşanabilecekleri anlatmış. Dizilerden, sinemadan ve tiyatrodan aşina olduğumuz çok sayıda oyuncu da "bu umudu paylaştıkları için" ücret almadan oynamış.
Devrim olduğunda Türkiye insanı hangi kaygıları yaşayabilir, sistemdeki bu büyük değişime nasıl ayak uydurabilir, nasıl çatışmalar yaşanır? Temelde taksiciyle ülkeden kaçmaya çalışan fabrikatörün, köylüyle tarımı kamulaştırma çalışmaları yapan devrim görevlisinin, evli bir çiftin, ev sahibi ve kiracının, hasta ve doktorun, suikastçiyle emniyet görevlisinin diyalogları yoluyla insanların tepkileri; radyo, televizyon, gazete satıcısı yoluyla sistemde yapılmakta olan değişiklikleri anlatmaya çalışmışlar.
Yansıttıkları Türkiye insanı profilini çok gerçekçi buldum. (tabii onca yıl o insanları sosyalizmin gerçekçiliğine ikna etmeye çalışmış insanlarca yapıldı bu film.) Kamulaştırılan bir fabrikadaki işçi önce işten çıkarılmayacağından emin olmak istiyor, sonra da patronunun başına ne geleceği ile ilgili kaygılanıyor. Taksici artık yolcusunun emrine amade değil, emeğinin değerini biliyor. Ülkücüsü dincisi sistemi geri çevirme derdinde. Doktor artık hastasına görmezden gelir tavırlar gösteremiyor...
Sosyalist düşüncedeki bir izleyici olarak, çok da duygusal olmayan sahnelerde gözyaşlarımı tutamadım. Yıllardır içimi kanatan umutsuzluk duygusu, sanki devrim gerçekten olmuş ve ben de buna katkı sağlayanlardan biriymişim gibi, çok da tarif edemeyeceğim tatminkar bir hüzün duygusuna bıraktı yerini.
Sonuçta filmin anlatmaya çalıştıkları kadar filmden anlamaya çalıştığımız şey de önemli. Sosyalizm fikrinden hoşlanmayan arkadaşların bile izlemeleri gerektiğini düşünüyorum. Tabii yoğun sosyalizm propagandası rahatsız etmezse.