Önce sabah kalkarsınız .Bahar ın ortasında güzel güneşli bir gün. işinize gitmek için kıpır kıpırca metrobüsün yolunu tutarsınız. Yollar çiçekli, kuşlar cıvıl cıvıl, ağaçlar yemyeşildir.Sonra uzaktan size metrobüs gözükür. uzaktan ne kadar da masum ve yardım sever bir şeydir o. o kadar insanı işe yetiştirmek kutsal bir görev degilmidir. bunun için aslında her gün ona ve onu veren tanrıya şükretmemeli mi? velhasıl nihayet kavuşma anı gelir. Metrobusun gişelerindesiniz.ilk önce akbilinizdeki paranın büyük bir bölümünü götürmesi ile gerçek yüzünü biraz belli edecektir. Gider tam 2.5 tl .neyse dersiniz. 5000 kişinin arasında binmek için beklerken, ne de olsa sık sık geliyor rahat binerim düşüncesi gelir kafanıza. sonra gelen ilk metrobuse bakarsınız ve tıka basa doludur 5000 kişiden 10 kısı zor binmiştir. neyse dersiniz, sonrakiler böyle gelmez. ve sonrakilerinde böyle geldiğini görürsünüz. artık yavaş yavaş sinirler tepeye cıkmıştır. metrobuse binmenin başka yolu olmadığı düşüncesi ile insanları bir böcek gibi ezip, hamile, yaşlı, çoluklu çocuklu dinlemeden iter kakar ve binmeye çalışırsınız. kapının dibindeki insanları bütün gücünüzle içeri iter ve kendinizi de içeri atarsınız.kapı kapanır, siz bu hırs ve şehvetle, geride kalanlara amerikan filmlerındekı gibi bir orta parmak yaptıktan sonra, ter kokulu ıtış kakışlı nefes almanın zor olduğu bir yolculukla işinize gidersiniz. işte metrobus budur.metrobus bir hayat yoludur.metrobus mücadelenin hırsının kini ve nefretin bu kadar iyi harmanlandığı tek yerdir.