ne kadar görmezsen gelmeye çalışsakta bu kulübün başında bir yıldırım demirören gerçeği var. tamamen gösteriş ile yerini sağlamlaştırma politikası izleyen bir başkanı var bizim bu kara sevdamızın.
yıllar önceydi, yıllar önceydi derken de öyle çok uzak yıllar değil, 3-4 sene öncesi işte, vestel manisaspor maçı, ligin son müsabakası bizim için. epey bi güzel top oynadık, farkta atmıştık hani... o maçta kapalının ortasında bağırıyorduk,
"yeter, yıldırım demirören yeter."
gerçekten inanıyordum gideceğine, çünkü serdar bilgili gibi bir beşiktaş çocuğunu, evladını, takımdan küfürlerle yollayan, sportif direktörlükten anlamayan, sadece egosantirik tavırları bulunan bir başkan vardı başımızda. istemiyorduk, dile getiriyorduk, umutla bekliyorduk.
olmadı.
bugünlere geldik, takıma bakıyoruz, hoş isimler var, heyecan da vermiyor değil hani. ancak arkasına bakıyorum ben bu işin, yıldırım demirören çıkıyor karşıma, keyfim kaçıyor. ben kombinemi alırken, satın al tuşuna tıkladığım anda aklıma piknik tüpleri geliyor, soğuyorum ama alıyorum. bu takım bizim arkadaş, bu takım bize ait. bizi kandırmaya çalışarak bu takımı ele geçiremezsin, başardığını zannedersin ama başaramazsın. asla.
biz bilinçliyiz arkadaş, sevindiğimiz kadar da üzülüyoruz ve görüyoruz ki bu adamla, bunun adamlarıyla bu takımda sportif başarı gelmez. nerede basketbol, nerede voleybol... şöyle bir isim var, allen iverson, ne oldu ona? sahi?
sırf kendi reklamı için bizim kara sevdamızı böyle parselleyemezsin arkadaş. bıktım, bitiriyorum, yıldırım demirören, seni istemiyoruz ve sevgili beşiktaşlılar, bu adam bu takımın başında oturduğu sürece de bizlere mutluluk yok, anca sahte, gördüğünüz gibi.
gitmeden şüster'e de iki çift lafım var, dedik daha önce, bu takım bizim, bizim sevdamız bu. senin anarşist tavırların almanya futbol federasyonuna geçsin, bize sökmez, bu tribün bizim, gırtlak bizim, geliriz, yırtınırız yeri geldiğinde de sikip atmasını biliriz. ayağını denk al.