çok sevdiğim bir "kadın"dı. kadındı, akademisyendi, yazardı, entelektüeldi, yalnızdı, garbın ve şarkın garip bir senteziydi, her iki tarafı da eleştirmesini bilen.
diline, kurgusuna bayılırdım. utanmadan gurur da duyardım, hiç de milliyetçi değilken. ülkemde böyle yazabilen, böyle düşünebilen bir insan olduğu için.
artık yazdıklarında gördüğüm, sanki sonsuz bir kendini tekrara kaptırmış, ziyadesiyle basitleşmiş, klişeleşmiş ve popülerleşmiş bir "yazar". bir yerde okumuştum, ne yazık ki çok doğru: "elif şafak'ın lügatından; göçebe, galebe, şehr-şehir gibi kelimeleri ve bağlamlarını çıkaralım, devrik cümle kurma hakkını da elinden alalım, geriye ne kalacak ki?". düşünsel-ideolojik haritasına ya da özel hayatına girmeyeceğim bile. ilki konuyu çok uzatacağı ve haksızlık yapmaktan korktuğum, ikincisi ise bana (yalan yanlış da olsa) fikir verdiği halde aslında beni ilgilendirmediği için.
sevdiğim birinden böyle vazgeçmek, tanımadığım ve tanımayacağım biri bile olsa, ne yalan söyleyeyim, üzüyor beni.
değişen o mu yoksa ben miyim bilmiyorum.