1923'de anadolu coğrafyasında kurulan "meşruti monarşi" idaresini, demokratik cumhuriyete tekamül ettiren büyük zat, demokrasi şehidi. iktidarda bulunduğu 10 yıllık süre zarfında, ülkeyi hayallerin ötesine taşıdı. hem ekonomik olarak hem de demokrasi olarak. bazı kansız kemalistler bugün menderese türlü iftiralarda bulunsalar da tarihi kayıtlar ortadadır. türkiye, 1950 ile beraber büyük bir demokrasi atılımı içine girmiştir. kimse o dönem iskandinav demokrasileri gibi olduğumuzu iddia etmiyor. zaten öyle olması zamanın ruhuna aykırı olurdu. yanlışlar yapıldı ancak sonuç itibariyle ülke oligarşik düzenden kurtarıldı, chp'nin yarattığı "imtiyazlı sınıflar" birer birer yok edildi. basına kısmi sansür uygulansa da birçok haklar verildi. basın mensuplarının sendika kurabilmesi, sosyal sigortadan yararlanması, işvereniyle yazılı iş anlaşması yapabilmesi, kıdem tazminatı alabilmesi demokrat parti döneminde çıkarılan 5953 sayılı kanunla olmuştur.
bunları bilmeyen beyin fukarası cühela takımı "basına şöyle sansür vardı", "insanlar böyle susturuldu" diye zırvalarını orta yere sıçıyor. tabi o zırvaları çıktığı yere tıkmak lazım ki ortalık temiz kalsın.
1950 evvelinde mevkutelerde hükümet* aleyhinde yazı, karikatür vs. olamazdı. zira tek parti döneminde basın, önce 1925-29 arasında yürürlükte kalan "takrir-i sükun" kanunu ile sonra ise 1931 yılında çıkarılan matbuat kanunu ile baskı altına alındı. takrir-i sükun kanunu cumhurbaşkanına gazete kapatma yetkisi, matbuat kanunu ise bakanlar kuruluna gazete kapatma yetkisi verdi. tek parti döneminde bir yandan kanunla bir yandan cebirler basın kıskaca alındı. tan baskını yapanlar "kahrolsun komünistler! yaşasın inönü" sloganlarını atıyordu.
menderes döneminde ise "tan baskını" gibi karanlık hadiseler yaşanmadı. çıkarılan kanunların bir kısmı basını özgürleştirdi bir kısmı ise kısıtladı. ancak hiçbiri tek parti dönemindeki basın sansürü gibi olmadı. dp döneminde çizilen karikatürler ile tek parti döneminde çizilen karikatürlere bakıldığında fark anlaşılacaktır. tek parti diktatörlüğü döneminde salt propaganda metinleri/çizgileri varken dp döneminde celal bayar ve menderes hayvan suretinde çizilmiş, en acımasız eleştiriler yapılmıştır. bunları da görmek lazım.
gelelim meselenin özüne. "oh iyi oldu menderesi astılar, o da basına çok sansür uygulamıştı" diyenlere üç şey söyleyeceğim; bir, hukuk devletinde menderes'i cezalandıracak kuvvet, namussuz birkaç eşkıya değil mahkemelerdir. * iki, her sansür uygulayanı asacaksak tek parti yöneticilerinin hepsini darağacına yollamamız gerekirdi ve üç, insanların idam edilmesinden haz alacak kadar şeref ve haysiyet duygunuzu ne zaman kaybettiniz?
birine muhalif olmakla o kişinin idamını desteklemek çok farklı şeylerdir. muhalif olmak gayet insani bir durumdur ancak idamı desteklemek açıkça vicdan ve haysiyet yokluğunun göstergesidir.
bu arada sıkça tekrarlanan bir zırvayı da yine çıktığı yere sokalım; abd'yi içimize menderes sokmuş. bence asıl mesele size ne sokmuşlar da bu kadar saçmalıyorsunuz?
marshall planı, inönü döneminde kabul edildi.
truman doktrini, inönü döneminde kabul edil.
imf ile inönü döneminde anlaşıldı.
abd'den ilk borç mustafa kemal döneminde alındı.
bu kadar hadiseden sonra iktidara gelen menderes'in abd'ye sırt çevirmesi ne kadar mümkündü? chp hükümeti abd ile "sarsılmaz" ilişkiler kurmuşken, türkiye'yi abd'nin ileri karakolu yapmışken menderes'in ne yapması gerekirdi? bu arada menderes dediğimiz insan sovyetler ile işbirliği yapacak diye abd kuklası yeniçeri bozuntuları tarafından asılan başbakan değil miydi?