konyaspor galatasaray maçının ardından internette paylaşılmış bir fotoğraf gördüm. altyapıdan gelip, oynadığı ilk maçta takımına galibiyet getiren golü atan genç anıl dilaver gol sevinci yaşıyordu. taç çizgisine doğru yaptığı sevinç koşusu sırasında, çizginin diğer tarafında eşofmanlarıyla ayaklanmış bir yedek, son zamanlarda galatasarayda görmediğimiz, hani şu sürekli söz edilen ve aranan ruhun hakkını verir biçimde coşkuyla seviniyordu gole.
takımlarda isimlerin önemi yoktur derler ama aslında çok önemlidir. bir olma yolunda ilk gereken birey olmak, bütünün en küçük parçası olduğunu kabullenmektir.
türkiyede, bir takımın başarılı olması için gereken ilk unsurun, hiç çekinmeden söyleyeceğim, faşistçe bir yaklaşımla, türk oyuncuların takımı, takım arkadaşlarını çekip çevirmesi gerekliliği olduğu söylenir. bu bağlamda bizim çocuğumuz diyerek yerli oyuncular kayırılır, buna karşı çıkanlar sistemden püskürtülür, adete kusulur, yabancı hayranlığıyla suçlanır.
topraklarımızda makyavelizmi hüküm sürdüren karar, kuvvet ve söz sahipleri, yabancı futbolcuları karaktersizlikle suçlar, bizim çocukların haklarını çaldıklarını iddia ederler. bu kafatasçılar, zaman zaman yine bu makyalezim çerçevesinde- yabancı bir futbolcunun milli takımda oynamasını sadece ve sadece bizim takım başarılı olsun da nasıl olursa olsun düşüncesi içerisinde ayıplasa da- kabul edebilirler.
mustafa sarpın, eski teknik direktörü tarafından tamamen kadro yetersizliği içinde sürpriz koşu yapabilme meziyeti sebebiyle oynatıldığı ve sarpın bunu abartıp doksan dakikayı hayalet koşularla bitirdiği, serdar özkanın sorumluluk almak adına işini gücünü! bırakıp sahaya inip top koşturduğu, servet çetinin basit olmayı bir türlü öğrenemediği, kabullenemediği ve yaptığı işi beceremediği halde teknik direktörü hakkında atıp tutabildiği, hakan baltanın protestolar karşısında antrenörüne dönüp beni değiştirin dediği bir garip ortam galatasaray. frank rijkaardın kovalandığı gün,ikibin ruhunun mimarları futbolcu eskilerinin floryada boy gösterdiği, hakan şükürün, metin oktaydan daha büyük olduğunu iddia etme gereği gördüğü bir garip aile. abdul kader keitanın karaktersizlik sebebiyle rolünün çalındığı bir absürd komedi.
akılcı insanlardan kurulu bir yönetim kurulu, böylesine bir ortamda, başarısızlıkta ilk iş olarak teknik ekibini mi yolcu etmelidir sizce? dürüst medya, lorik canadan bank asyada elli tane bulup, yabacılar tatil köyüne mi gelmiş? diye sorup, bizim çocuklar içinse tanırım, çok iyi çocukturculuğu mu oynamalıdır?
daha fazla meraklandırmayayım sizi. o fotoğraftaki coşkulu yedek emiliano insuaydı. oynar, oynamaz, teknik direktörün tercihidir elbette. buna diyecek bir şey yoktur. ama yine de, futbol oynamak gibi bir derdi olmayan, takımının önüne kendi ismini koyan, sahada hiçbir şey yapmayan futbolcuları gördükten sonra, geldiği takımın galatasaray olduğunun farkında olan ender oyunculardan biri olan bu genç adamın gönderilecekler listesinde ilk sırada adının geçmesini kabul edemiyorum, sindiremiyorum.
şu koca ülkenin futbol tarihindeki en büyük başarıların altında imzası bulunan galatasaray, başkanına galatasaray türkiyedir diyebilme hakkını verebilen galatasaray, teknik direktörüne karakterli futbolcu istiyorum dedirtebilecek kadar çürümüşse, ben bunu hazmedemem, bu denli büyük bir değerin yozlaşmışlığını midem kaldırmaz.
şimdi galatasaray transfer yapacak diyorlar. i̇çeridekileri temizlemeden dışarıya göz dikmek, çöp kutusunun içinde yemek yemeye benziyor ama, olsun. yapsınlar bakalım. transfer şans işi derler ya hani, tutarsa takdir edeni zaten çok olur. tutmazsa tekrar yenileri getirilir.