hipotalamusu en iyi uyaran bölge olması açısından boyun parfümün ilk durağı olagelmiştir.
öle ki sevgiliyi sinir anında boynundan sıkıp daha sonra ellere dolan kokuyla kendinden geçmek pekala mümkündür.
o koku ki* sarıldığınızda, üstünüze başınıza yapışıp 'hiç gitmesin, hiç bitmesin
ne olur hiç terk etmesin'
dedirtendir.
efem herhangi bir ders ortamında bulunmaktasınızdır. herkes ağzı bi karış açık dinlerken hocayı, sizde nedense bir uyuşukluk baş gösterir. muhtelif nedenler için
(bkz: önceki gecenin tümünü uluda geçirmek)
(bkz: dersin sıkıcı olması)
(bkz: dersin değil aslında hocanın bıktırması)
vs.
neyse konumuza dönelim; kelimeler milletin kulaklarından taşarken, sizin göz kapaklarınız hocanın uzuun mu uzun cümlelerinin ağırlığı altında ezilmektedir. kulaklarınıza ulaşan ise kaynaşmış harflerden oluşmuş tek bir sözden ibarettir:
uyuuuzinuuuuu uyuuukatuuuu uyuuuabsiuuuu uyuuusikuuu uyuuuasituuuu falan filan...
burnunuza uykunun yumuşak kokusu gelir, oturduğunuz sıra sanki bir bulut olmuştur. ağzınız ise uykuyu içinizde hissetmek için tam açılmıştır ki hocanın başının yavaş ama istikrarlı adımlarla size doğru dönmekte olduğunu fark edersiniz, eh hocaya da ayıp olmasın, dudaklar yumulur birbirine,
ammaa
ne mümkün, o yamuk yumuk hareketleri yapmasını önlemek yanakların, hava ve uykuyla dolmuşken ağız. bi de uzun sürer ki sormayın. neyse sonra hocanın geçiştirilmiş bir bakışıyla rahatlar, esnemenizi gizlemenin huzuruyla uykunun sıcacık kollarına daha da bi istekle ve güvenle atlarsınız.
ahh, tam da zil çalmıştır...
(bkz: kendi içinde çelişen başlık)
aşkta acı olmasa sevgiden ne farkı kalır?
aşk;
ne mutluluktur, ne sevgi,
ne özlem, ne gözyaşı,
ne kıskançlık, ne hüzün,
ne huzur, ne acı,
ne ne ne...
aşk hiçbiridir, aşk bu yüzden hepsidir.*
büyük beceri ister. ayrıca bu işi gerçekleştiren şahsiyet bekar bir kızsa, inanışa göre, gece yastığının altına koyduğunda bu yek parça kabuğu, evleneceği beyaz atlı prensi görecektir.komiktir, denenesidir.
zorsunmak!!
hayatımda ilk defa geçen yaz duyduğum o günden itibaren de her duyduğumda bana iğrenç duygular yaşatan kelime.üşenmek anlamında kullanılıyor olsa gerek.
70inci basamağını çıkmasına az kalmış başarılı balerin.
adanada yaşamaktadır.
öyle bir bale aşkı vardır ki geçirdiği beyin kanamasının üzerinden bir ay geçmeden, sıkı tuttuğu eğitimine devam edip öğrencilerini gösterisi için hazırlamıştır.
kaliteli balerinler yetiştirmiştir ve hala yetiştirmektedir.
yaşamı sağlıklı sürmeye devam etsindir.uzun yıllar yaşasındır.
sevgi ve saygıyla anılasıdır..
erkek öğrenci şahsiyetinin kulağına açtığı deliği idarecilerin o keskin gözlerinden gizlemek(!) için bulduğu pek parlak fikir.
kendilerini alkışlıyoruz.
yurtta, insanlarla bir odada beraber yaşama çalışmaları yürüten kişinin eve gelince ilk iş olarak odasına koşup sarf ettiği söz.
bilgisayarı, el koltuğu, kitaplığı ve kendini yansıtan her şeyiyle kendi zevki olan odasında tek başına da olmanın huzuru içinde atılan mutluluk nidası.
kızlara karşı sarf ettiği 'hayatım, canım, hepsi senin mi' hitaplarıyla bilinen, öpmek için bahane ararcasına konuşup soru soran afl hocası olması olası hoca tipi.*
17 yıllık hayatımda yaşadığım en güzel doğum gününde başıma gelen beni mutluluktan çıldırtan olay.
mutluydum,hüzün vardı,gözyaşları aktı,gülümsedim,belki aşk yoktu,yine de yağmur vardı..
gece tam 00.00, tarih 4 ekimdi..
tanrı beni sevdi.yağmuru hediye etti.
ben de ağladım..
kişiyi umutsuzluğa sürükleyen mühim olaylardan bi tanesi, bir gün öncesine kadar içi mutluluk ve sevgiyle doluyken.o minnacık şeyin hayatı boyunca çekmek zorunda olduğu çaresiz laneti düşünmek..bu gerçek acıdır.
amelie'deki ressam gibi..
edit: ama cam bebek olmadığını öğrenmek, öyle sanarken, işte asıl mutluluk budur gözlerden yaşları salıveren..