Yazarların çeşitli uğraşlarına rağmen entry oylamalarında pozitif sonuç alamamalarından kaynaklanan ve "biraz 'bu kadar da saçmalık olmaz' dedirtecek kadar dikkat çekici başlık açıp eksi oyun dibine vurayım da bari eksi oyda rekor kırıp troll 'gibi' görüneyim" deme eşiğidir.
bu afişi sokakta mutlaka görmüşsünüzdür zira her köşeye asmışlar. gördüğünüz afişte üç çocuk var. ikisi arkada bisiklete binmiş önde biri ayakta duruyor. tam da kendilerinden beklendiği mantıkta bisiklete binen çocuklarda kask yok ama ayakta öylece bekleyen çocuk kask takıyor. bu ayrıntı sizin nükleer santralde alacağınız güvenlik önemlerinin ne kadar mantıklı olabileceği hakkında bize bilgi veriyor. aynı afişteki gibi yapacağınız güvenlik önlemleri de büyük bir olasılıkla göstermelik olacaktır.
hadi hepsini geçtim, çocukların üçünde de kask olsun. nükleer santral ile mutlu, yeşillikler içindeki çocukların ne alakası var? o zehirli beton yığını mı çocukları mutlu edecek?
ya ironi yapıyorsunuz yada milleti dalga geçe geçe zehirlemek niyetindesiniz.
çok sık yaptığım bir şeydir. entryi yazar yazar kendim okur sonra da silerim. girdiğim entrylerden 3 kat fazla olduklarını tahmin ediyorum. hatta şuan bu başlığı açacak mıyım o bile şüpheli. umarım bunu da silmem. açıyorum galiba ya. aha açtım...
vietnam kanallarından birinde yayınlanan bir sitcom dizisi olduğunu düşündüğüm tv gösterisi.
ne dediklerini anlamasanızda adamların tipleri, mimikleri bile izlemenize sebebiyet verebilecek yeterlilikte. ayrıca nadiren anlayabildiğiniz olay örgüsü, aralarda söyledikleri şarkılar, yedikleri yemekler vs. nedeniyle hem eğlenebiliyor hemde kültürleri hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz.
bari pazar günü sabahlayın yaşadığınız bu dünyada gecenin körü diye bir olgu var onu da görmeden ölüp gideceksiniz hiç mi rahatsız değilsiniz bu konuda? hep erken yat erken kalk olur mu insan bi gece 4 de sokağa çıkıp anayolun ortasında yürür. valla çok şey kaybediyorsunuz benden söylemesi.
bazen (aslında çoğu zaman) gereksiz tartışmalara, haklılık savaşlarına, birşeyler ıspatlama çabalarına ve huzur bozucu doğru-yanlış birçok habere aracılık eden frame i okurken, "ulan yanlış ülkede mi doğdum acaba" veya "ulan norveç te böyle midir acaba" düşündürmesinin yanında ayrıca insanda gerçekleşen olaydır.
günlük hayatta sıkça kullanılan bu işaretin yapılışı neden bu kadar zordur anlam veremeyen yazar şeysi.
hava zaten soğuk kıvrılmışım yorganın içine tek elle laptop kullanmaya çalışıyorum ama o da ne.., birden, biyerde @ işareti kullanmam gerekiyor. işte o an ben "yeni alınmış oyuncağını masanın üzerinden düşerken gören çocuk" kadar tedirgin olmak zorunda mıyım? yapın şunu enter ın yanına "ü" nün altına biyere tek tuşla halledelim. bide sanki çok gerekliymiş gibi laptoplara fonksiyon tuşu koymuşlar, ctrl tuşunu taa ötelere iteliyor ctrl ye basamıyoruz. allasen kim kullanıyor o fonksiyon tuşunu. hiçbir fonksiyonu yok, kendisiyle çelişiyor bikere. fn+f7 bazen işe yarıyor ama onu da ekran ayarlarından halledebiliyoruz zaten, çok gereksiz birşey. yetkililerin derhal bu duruma bir el atmaları gerekiyor.
mandalinayı her soyuşumda başıma gelen talihsiz olay.
işin ilginç tarafı kabuğundaki koku mandalinanın kendisinden daha güzel. o kabukları böyle burun deliklerime sokup dolaşasım geliyor bu kadar muazzam bir koku başka bir şeyde yoktur sanırım.
eğitim sistemini değiştirip 10 kişi yakacak kadar embesil yeni nesil oluşmasını engelleyerek adalet sağlanır. o adamı 10 kere de yaksan 1 kere de yaksan adalet sağlanmaz intikam sağlanır. yapman gereken o adamın 11. kişiyi yakmasını engellemek.
edit: başlık bana kalmış. başlığı açana not: başlığı açıp açıp kaçmayın arkadaş ya.
internette surf yapmak deyimini "internette engelli koşu" olarak değiştirebilecek kapasitedeki web sayfalarıdır.
arkadaş 2 haber okuyalım dedik ordan burdan bişeler çıkıyor, sayfa kendi kendine yenileniyor, aşağı yukarı kayıp duruyor, bişeye tıklıyorsun bambaşka birşey açılıyor. tamam para kazanmayın demiyorum ama şunun gibi bir içerik düzeni yapılamaz mı;?
içinde şarkı barındıran, ne tür olduğu hiç önemli değil herhangi bir videonun altına "ya şu sondaki şarkının adını bilen var mı" diye yorum atan insan modeli.
hep aynı kişi olduğunu düşündüğüm bu insanın bu işi kendisine görev edindiğini sanmaktayım. artık olay merak meselesinden çıkmış, içinde şarkı olan her videonun altında bu yorumun olması zorunluluğuna dönüşmüş olmasından tedirginim.
yok yani zürafa belgeseli biterken çalan şarkıyı bilsen ne olur bilmesen ne olur be adam.
sözlükte bir hayalet dolaşıyor, anti format hayaleti. bir düşünün sözlükte hiç format dışı yazmakla suçlanmamış bir mod, bir yazar, bir çaylak, bir troll var mıdır? herkes birbirlerini anti formatçı olmakla suçlamıştır. ama anti formatçı olmak düzene karşı bir başkaldırıdır. sınırlandırılmaması gereken genç zihinlerin kalıplarından taşma hareketdir. özgür düşünce ve özgür davranışa zincir vuran format zaman içerisinde kendi kendini yokedecektir.
yazarların artık zincirlerinden başka kaybedecek birşeyleri yoktur.
insan arada saçmalamak istiyor be hacı. yani en azından saçmalayanı görmek istiyor. tabi saçma bir fikri savunanlardan bahsetmiyorum. saçma olduğunu bile bile yazanlardan bahsediyorum, bildiğin troll işte ya. artık sürekli mantıklı olmanın getirdiği sıradanlıktan mı kurtulmak istiyorlar yoksa hayatı laubali yaşamanın doğru olduğuna mı inanıyorlar bilemiyorum fakat bir nedenleri olduğu kesin. bu yüzden bu arkadaşlara trollsün sen, troll, pis troll diye saldırmamak gerektiğine inanıyorum.
Birgün bir adam varmış varmış. Yolda yürüyormuş. Kahvehaneye arkadaşlarının yanına gitmiş. Oturmuş, çay içerlerken arkadaşlarından biri atılıp sormuş ;
-- Hacıı neyin var yaa niye bukadar durgunsun? demiş.
Bizimki de;
Sorma hacı yaa ölecem ben, demiş.
Hadi yaa doktor mu dedi hayırdır geçmiş olsun hastalığın nedir demiş, bu sırada diğer arkadaşları da geçmiş olsun dileklerini iletmişler.
Teşekkür etmiş, - yok yaa doktora falan gitmedim ama bana öyle geliyor ölecem ben demiş.
Arkadaşları da buna, - olur mu olum öyle şey delirdin mi gencecik adamsın ne ölmesi demişler.
Bizimki bunlara kızmış, - yok görürsünüz işte ölecem ben hastayım, ölecem diyorum size demiş.
Arkadaşları, - delirmişsin olum sen diyerek dalga geçmişler bizimkiyle gülmüşler eğlenmişler.
Gitmiş hemen mezarlıklar müdürlüğüne. Burada lise arkadaşı çalışıyormuş. Vurmuş kapısını içeri girmiş.
-- Kankiii naber yaa ben geldim demiş.
-- Ooo, hoşgeldin hacı yaa napıyosun geç otur demiş arkadaşı.
Geçmiş oturmuş. Arkadaşı ne içersin kanka demiş.
Bizimki yok yaa bişe içmicem valla hacı acelem var demiş.
Arkadaşı la olum ben seni bilmem mi işsiz güçsüz aylak adamın tekisin ne acelen olacak senin demiş.
Bizimki de hiç sorma hacı yaa demiş, ben yakında ölecem de ondan acele ediyorum demiş.
Arkadaşı manyaklaşma hacı ne ölmesi demiş hayırdır üzüntünü saymazsak çok iyi görünüyosun sağlıklısın, hayırdır doktor mu bişey dedi demiş.
Bizimki hiç oraları karıştırma kankii, yok doktor bişe demedi ama ben yakında ölecem sen onu bil yeter, senden son bi isteğim var demiş.
Alla alla yaa demiş arkadaşı. Peki tamam hacı ne istiyorsun söyle madem, demiş sonra da.
Bizimki demiş ki, ben şimdi yakınca ölcem ya mezar taşıma bunu bunu yazdırmanı istiyorum demiş.
Arkadaşı tamam kanki yazdırırız demiş.
Bizimki teşekkür etmiş çıkmış.
Aradan 2 gün geçmiş bizimkinin ölüm haberi gelmiş.
Herkes şoktaymış nasıl oldu la nerden bildi falan diye şaşırmışlar, toplanıp cenazesine gitmişler.
Gittiklerinde birde bakmışlar ki, bizimkinin mezar taşında şunlar yazıyor.
Ölecem, ölecem, ben ölecem dedim dedim bana inanmadınız. Bakın ne oldu şimdi?
Herkes utancından ağlamış, bayılanlar, üzülenler, birbirine sarılıp birbirini teselli etmeye çalışanlar falan 4 tane ambulans çağırılmış, sen daha çok dalga geçtin adamla, yok sen daha çok üzdün adamcağızı diye 2 kavga çıkmış. Çıkan kavgada 6 kişi yaralanmış. 1 kişi ölmüş. o ölü ayrı ama kavgadan değil, mezar taşındaki yazıyı okuduktan sonra bileklerini kesmiş, kurtaramamışlar, kavgadan sonra 3 ambulans daha gelmiş.
tek başıma yaşadığım evde gece 3 de ışık kapalı şekilde duşa girip 10-20 defa cin cin cin cin dedim ve hiçbirşey olmadı.
işin içine su karışınca pek çarpmıyor sanırsam. mandarin le de güzel olur.
belgesel tadında dergimsi süper bir kitap. çok farklı konuları ele almış bir deneme kitabı. ayrıca kitabın adı ne kadar edebi olduğunu da gösteriyor zaten. kitap "this book will not save your life!" uyarısıyla başlıyor.
yeni yeni türemiş, 20-25 yaş ortalamasına sahip, sanki dünyada 100 ülke gezip heryerin kahvesinin tadına teker teker bakmış kılıklı, sağda solda açılan 4. sınıf kahve dükkanlarının beslediği kahve gurmelerinin yaptığı değerlendirmelerden birisi.