hayır efendim! arap özentiliği falan değil; etkileşimdir. osmanlı devleti bir imparatorluktur ve birçok kıtaya hakim olduğu gibi gerek arap gerek fars dillerinden haliyle etkileşim olmuştur.
an itibariyle aziz yıldırım'a giydirmiş futbolcu. bir fenerbahçeli olarak aziz yıldırım'ın yaptığını saygısızca buluyorum. fenerbahçe'yi fenerbahçe yapan değerlerden biri olan alex'i kulübe almalıydı. egona yenik düştün başkan!
âşık veysel atatürk'e yazmış olduğu şiiri okumak için yol arkadaşı ve eşeğiyle birlikte ankara'nın yolunu tutar. aylarca süren yolculuk sonunda şehre varan âşık veysel o zamanın valisi nevzat tandoğan tarafından kılık kıyafeti nedeniyle şehre alınmaz. üstüne üstlük zabıtalar tarafından sazı kırılır.
ayrıca nevzat tandoğan "ulan öküz anadolulu; sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. komünizm gerekirse onu da biz getiririz. sizin iki vazifeniz var: birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. ikincisi askere çağırdığımızda askere gelmek" sözününde sahibidir.
dünyanın abd ve sscb olarak ayrıldığı dönemde sosyalist peyo tarafından çıkarılmış, komunizm propagandası yapmakla suçlanmış ve bir dönem abd'de yayın yasağı getirilen çizgi film. çizgi filmde herkes bir köyde aynı kıyafetle, para olmadan eşit şartlar altında yaşarlar. şirin baba kırmızı şapkası ve sakalıyla karl marx'a benzetilir. gargamel papaz cübbesi giymesiyle dini, altın ve para düşkünlüğüyle kapitalizmi, şirine feminizmi, güçlü şirin maço erkeği, süslü şirinse eşcinselliği temsil eder.
bu ırkçılığı en çok "ben biliyorum, ben okuyorum" tiribine giren okur-cahil insanlar söylüyor ya en çok buna gülüyorum. iki üç insanın hoş olmayan hareketlerini nasıl tüm insanlara mâl edebilirsiniz? ben türbanlıyım arkadaşım. buraya türbanlılar hakkında yazılan şereften yoksun yazılarınızı kabul etmiyorum. ben kürdüm arkadaşım. ailem ve ben sizin sandığınız gibi bölücü ve ülke huzurunu kaçıran insanlar değiliz. insanı insan olduğu için severiz. ninelerimiz, dedelerimiz bu ülkeyi kurtarmak için canla başla savaştı. biliriz. ama görülen o ki sizin küçük beyniniz bunları idrak edemiyor. ya da troll olmak yaşam tarzınız olmuş. bilemiyorum.
bir soru sorulsa ve dese ki:
- "ailen dışında seni gerçek anlamıyla seven 3 kişi söyle." şüphesiz hepimiz belki 3 belki 5 isim sayar dökeriz. ancak bunu neye dayanarak söyleriz?
49 days dizisi işte bunu sorgulattırıyor. başrol oyuncusu bir trafik kazası geçirir. kaderinde o kazada ölmek yoktur bu yüzden ruh bekçisi tarafından kadına başka bir bedende 49 gün verilir. bu süre içerisinde kendisi için -ailesi dışında- 3 kişiden 3 damla saf gözyaşı toplamak zorundadır. bu gözyaşları ona acındığı için ya da başka bir sebepten değil gerçekten sevdiği için akmalıdır bu yüzden sanıldığı kadar kolay değildir...
"çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. kimseyi yarı yolda bırakamam; bende "alçaklık" korkusu var. hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim.beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor. kimseye göstermem üzüntümü. gündüz gülerim, geceleri yalnız ağlarım."
küçükken hiçbir ayrıntıyı gözetmeden sadece olmak istediğimiz mesleğin gerçekleşmesini isterdik. şartlar bizi ilgilendirmezdi, hayal dünyasında yaşardık çocuk olmanın güzelliğiydi bu. ben doktor olmayı isterdim. zamanla büyüdükçe doktor olmanın şartlarından olan fizik, kimya, biyolojiyi yapamadığımı fark ettim. kan desen görmeye dayanamıyorum. e soğuk kanlı da değilim. kim açtı bu konuyu. ben bunu neden yazdım? niçin yazdım? nasıl yazdım? bunu izaha gerek yok. gördünüz geldim ve yazdım.
"bir daha kimsenin sana birşey yapamayacağını söylemesine izin verme, benim bile. bir hayalin varsa peşini bırakmamalısın. insanlar kendilerinin yapamadıkları şeyleri senin de yapamayacağını söylerler. bir şeyi istiyorsan peşini bırakma. git ve al o kadar."
insanların bu sınav sürecinde neden sevgililerinden ayrıldıklarını şimdi daha iyi anlıyorum. anlayış yok, halden anlama yok, tirip var, ilgilenmiyormuşmuşsunu var, var da var. yazarken bile bunaldım.
lisede öğle tenefüsündeyken sınıfta yan yana oturan ama konuşmayan iki sevgili vardı. bizde (bkz: sarenge) ile telefondan toygar ışıklı-sen eşittir ben demektir şarkısını açtık verdik son sesi. sevgililer film edasında birbirleriyle bakıştılar. kim bilir şarkıda geçen "hayatının kitabı mutluluksa sardunyaları mırıldanıyorsan, deniz görmeden yaşayamıyorsan sen eşittir ben demektir" sözünü kendileri için yazılmış bir şarkı sandılar. belki sevap işledik belki günah. bilemiyorum.
bugün çalıştığım mağazada çalışan biri 4 katlı binaya anons yaparak önce şiir okuyup sonrasında coşkulu bir sesle kız arkadaşına "benimle evlenir misin" dedi. ardından alkışlar komfetiler falan. taam itiraf ediyorum kızı çok kıskandım.
(bkz: çanakkale çocukları) izleyenler bilir. arkadaşlarla izlediğimize de verdiğimiz paraya da pişman olduk. üstelik facebook sayfasına filmle ilgili eleştirilerimizi yazdığımızda ise o yorumların gizlendiğini gördük. sadece iyi yorumlar vardı. ne kadar eleştiriye açık bir toplumuz(!)