telaffuz edilen kürdistan lafı; ıraktaki, suriyedeki, ya da irandaki değildir. kastedilen apapçık türkiyenin doğu ve güneydoğu bölgesindeki topraklara çökme planının adıdır kürdistan.
ıraktaki, iki körfez savaşı sonrası ancak kurulabilen bir aşiretler birliği ne devlettir ne de özerk bir yapıdır. devlet değildir, eyalettir ancak.
suriyedeki, iç savaşı fırsat bilip etrafı çevrilip başında iki peşmergeyle nöbet tutulan arazi de kürdistan değildir. sadece şimdilik türkiyenin suriyedeki terörist unsurlara yardımı dolayısıyla beşar esadın da cevaben oradaki birkaç aşirete bahşettiği topraklardır. zamanı gelince geri alınır. kendi ülkesindeki kürtlere kimlik ve dahi vatandaşlık vermeyen adam topraklarını bırakır mı hiç!
iranda zaten kürdistan adında bir eyalet vardır. ama dedim ya, onu da kürdistandan saymazlar. illa ki doğu ve güneydoğuyu almadan tatmin olmayacaklar. bunları tatmin etmenin yolunu iran devleti çok iyi buldu zamanında. pejak terör örgütünü darmadağın edip elebaşını da vinçle astı.
gelelim ülkemize. istedikleri haklar verildi, yanında birsürü tavizle birlikte hem de. batıda üç kişi yanyana yürüdümü dağıtan polis doğuda ortalığı ve yolları kendilerine keskin nişancılarla ateş açanlara bıraktı üstelik... yetmedi uçaklarda "kürtçe anons" istiyorlar.
zamanında "faşist tc biz türk olmadığımız halde bizi inkar edip asimile ediyor" diyenler şimdi o bölgede bulunan;
türkleri, zazaları, arapları, süryani ve ermenileri kürt nüfusu olarak gösterip o toprakları bir "kürt toprağı" olarak göstermeye çalışıyor. bu ne çelişkidir keke? bu ne yaman haksızlıktır kro? bu ne ibnem iştir maho!
lan adamların alfabesini hem yıllarca kullan,
filmlerini, şarkılarını uyarlama adı altında çal,
kültürünü halen sömür (çocuklara ad olarak, eşyalara isim olarak, tarihini ortaklaştırarak)
bir de üstüne bu halkı aşağıla...
hayatı boyunca dünyaya; üretim, bilim, ve de kültür namına bir şey katamamış barbarların torunlarına da böyle aşağılık kompleksi davranışlar beklenir zaten...
baktılar parasını veren herkes toprak alıyor bu garibanlar da umutlandı yani...
sen üç günlük turiste ev, arazi, ya da toprak satarsan olacağı budur... bir de halkı kandırıyorlar. "e canım almanyada da fransada da türklerin mülkü var" diye. kimse de demiyor ki; lan yarrak kafalı onlar orada 30 yıl yaşamışlar, oturma izinleri var, vatandaşlıkları var. üç günlük turiste toprak mı satılır ulan cibilliyetini siktiğimin piçi! demiyor amk!
hayatımda 3 temmuz gününü ölümsüzleştiren eşşsiz şahsiyettir kendisi. o gün ilk işe başladığım gündü. ürkek havam henüz uyanmamışken radyodan kemal sunalın öldüğü haberi geldi. işyerindekiler yok yaa şakadır bir kere daha böyle olmuştu hatta salasını bile okumuşlardı gibi kabullenememenin savunmasını yapıyorlardı. ben de onlara inanmak istedim. ortaya koyduğum savla da inancımı kuvvetlendirdim. kemal sunal lan bu yani şaban. şaban ölür müymüş hiç! fakat heyhat. haber dibine kadar gerçekti. yaz sıcağının bunalımı bu haberle kavurmuştu yürekleri. o dönem rtük filmlerini 12'de göstermesini emrettiği için televizyondan meraklı köfteci filmini izlerken uyumuştum. an gibi hatırlıyorum atv vermişti ölmeden önceki cumartesi günüydü. o an garip bir pişmanlık güdüsü sarmıştı içimi. keşke filmi seyrederken uyumasaydım diye.
gün boyu radyoda çalan tüm şarkılar ona ithaf edilmişti. kıraç'ın 'gidiyorum buralardan tüm rüzgarlar senin olsun' şarkısı çalınca saklanarak ta olsa göz pınarlarımı serbest bırakmıştım yedi karanfilin ayyüzlüm melodisi eşliğinde...
ölüm o an somutlanmıştı gözümde. çünkü hep falanca veya filanca ölürdü ve çokta üzerinde durmazdım ölmüş işte herşeyin başı olduğu gibi sonu da olacaktı derdim bizi vurmayacağı düşüncesiyle. ama işte barıştan sonra şabanımızı da almıştı kara melek. o dönem iki sanrım vardı. ilki ünlü insanlar ünlüdür hep o yüzle kalır asla onlar ölmezdi . ama olmuştu işte. o hayatımızı kahkahaya boğan adam hepimizi can evimizden vurarak gitmişti. ikincisini de ölümünün şokuyla unuttum. her gidiş zamansızdı, ama kemal sunalın gidişi çok erkendi...
akp rüzgar nereye eserse oraya konan bir partidir. günü gelir liberal olur, günü gelir anayasanın kabulü için solcu olur, yeri gelir bayram değil seyran değil bu bayrak fetişizmi nerden gelir der, yeri gelir her yeri bayraklarla donatır der. der, der, der yani.
akp; bütün kavramları suistimal edip içlerini boşaltan bir partidir. bu uğurda bütün kutsalları kullanır sonra da fırlatıp atar...
lan tomaları, polis şiddetini öven mal! kaç yaşına gelmişsin hala devlete güvenilemeyeceğini anlayamamışsın amk!
bu sene devletin gözünde dostsun belki ama gün gelir kafa değişirse var ya, panzerlerin altında ezerler seni. laik cumhuriyet düzenini irticai faaliyetlerden yıkmaktan dolayı düşman ilan ederler...
ama görün bakın, olacak... bunların şatafatlı kibiri ilelebet sürmeyecek. bizlere terörist, anarşist deyip polis aşığı kesilenlere polis öyle coplar, öyle gazlar, öyle ilaçlı sular sıkacak ki allahlarını şaşırıp küfre düşecekler...
elbet sevinme sırası bize de gelecek... parayla değil sırayla!
benim de yoktur. aynıyız yani... şaka maka hem namaz kılarken niye resim çekilelim ki? namaz nasıl kılınır diye ilmihal kitabı mı çıkartacağız sanki amk! nedir bu fitne çabası!?!
sabah yataktayken uyandığında gözleriniz birleşir ya, o anda bir tebessüm atar ve güzelliği 100 katına bürünür. işte o an tanrıya kadını yarattığı için teşekkür edersin...
aynı yaşanmışlıkların tesadüfleri bu kadar mı çatışır be adam! dediğim dost yazar... sorularım var sana. ancak sen bilirsin sorularımı. kalp gözünle görür, yüreğinle cevap verirsin çünkü.
Eksik bir şey mi var hayatımda?
Gözlerim neden sık sık dalıyor?
Eksik bir şey mi var hayatımda?
Gökyüzü bazen ciğerime doluyor.
Öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam
Atsan atılmaz, satsan satamam
Eksik bir şey mi var, anlayamam
Bak çayım sigaram, her şeyim tamam
eğer; emperyalist ülkelerle birlikte türkü, kürdü, alevisi, sünnisi, muhafazakarı, islamcısı gibi çoklu birbirine benzemez objeleri aynı nefret ve kinde ortak bir noktada birleştiriyorsa gelmiş geçmiş en kutsal insandır bu adam...
hayatımda o kadar eksik var ki, hangisini yamamaya çalışsam boşluklarım öbür yandan patlıyor.
her seferinde aynı başa dönüyorum, sıfır noktama yani. sıfır noktasının adı hüzün. her sokak başı bir yalnızlık, her cadde bir kayıp, her şehir ise bambaşka bir yokluğa çıkıyor.
topluyorum, çarpıyorum yok. yine elde var sıfır, ve yine yürekte aynı hüzün...
dün akşam leyla ile mecnuna baktım dağıldım mesela. erdal bakkal çocuğunu ve karısını yitirdi. yavuzun eylülü vuruldu. ismail abi.. offf! baktı denizdeki beklediği gelmeyecek, o denize gitti. bunu izlerken aklıma bana o diziyi sevdiren kız geldi. ne yapıyordur ki şimdi acaba?
yıllarca diren dedim kendime, diren... umutlar için, hayaller için ve de duru için. ellerim de, hayallerim de bomboş. koca bir yanılsamanın içindeyim gibiyim. hep kandimi kandırıyorum, hep. hep...
tertemiz ve bembeyez gelinlik giyecekti. ben ona yüz görümlüğü takacaktım sonra bedenlerimizde kaybolacaktık.
"bekaretim giderse herkes beni ayıplar gözle bakar. insan içine çıkamam. eksik hissederim kendimi. annemin babamın yüzüne bakamam" demişti. annesi ona "akıllı ol kızım yanlış bir şey yapma" demiş. bir de bunu bana söyledi başta.
sonra alevlenen bedenlerin çekimine karşı koyamadık ama kırmızı çizgimi kafamda çoktan çizmiştim. yapmayacaktım, yapamadım da zaten. korktu titredi. ben ondan daha fazla korktum. aklıma kızkardeşim geldi. sonra annesine verdiğim söz geldi. sarılıp uyuduk.
sonra otu boku bahane edip başka birine gitti.
şimdi sorsanız aynı ortam tekrar bir daha yaratılsa yapar mıydın diye. yok yine yapmazdım. ben onu sex yapmak için sevmemiştim ki...