Arabayı iyi kullanmak özellikle düzgün park etmek sayısal zekanın yüksekliğine bağlı bir durum. Kadınlar da çoğunlukla sözel zeka baskın olduğu için bu konuda biraz zorluk yaşıyorlar. Yapı olarak da erkeklere göre daha telaşlı ve duygusallar. Ama bu durum ne kadınların aptal ve yeteneksiz olduğununun ne de erkeklerin çok zeki olduğunun göstergesidir. kimse boş yere övünmesin ve kimse boş yere yerinmesin. Herkesin yapısı ve dolayısıyla yeteneğinin yönü değişiklik gösterir ve herkesin yapmakta iyi olduğu şeyler farklıdır.
Eve girdiğimde mütemadiyen herşeyden önce bilgisayarımı açıyorum, ayakkabımı bile daha sonra çıkarıyorum.
Eski sevgilimin bana dönmesini istersem küçük bir kağıda defalarca adını yazıp, cüzdanımda taşıyorum. ve bunun işe yaradığına inanıyorum! gülmeyin ya. düşünce gücü diye birşey var.
Tavla oynarken mütemadiyen koyu renk pulları seçiyorum, yoksa kesinlikle kaybedeceğimi düşünüyorum.
aşk çözer geliştirir, aşk çarpar değiştirir, aşk sorar sorgular, aşk üretir dönüştürür, aşk yıkar, aşk yapar, aşk yorar, aşk yeniler, aşk yaşanır, aşk biter.
ilk kitabı Leyleklerin Uçuşu (Le Vol des Cicognes)'ndan bu yana çizgisinden ve tarzından hiçbir şey kaybetmeyen Jean-Christophe Grangé bu defa yine Doğan Kitap'tan çıkan Ölü Ruhlar Ormanı (La Foret des Manes) adlı son kitabıyla raflarda yerini aldı.
Taş Meclisi'nden sonra ikinci defa bir kadın kahraman görüyoruz bu kitapta. Paris'te sorgu yargıçlığı yapan Jeanne Korowa bir dizi tesadüfler sonrası kendini bir seri cinayetler davasında geri dönülemeyecek bir noktada buluyor ve tek başına katilin ve hikayesinin peşine düşüyor. Her zaman olduğu gibi Grangé'ın bu romanında da sürükleyicilik üst düzeyde. Yazarın daha önceki mesleği olan gazetecilik ve gezi yazarlığı tecrübelerinin avantajlarına her satırda rastlayabiliyoruz. Akıcı bir anlatım tekniği ve inanılmaz bir betimleme becerisi. Öyle ki Arjantin, Guatemala, Nikaragua ülkelerinin şehirlerinin sokaklarını, bir otel odasını veya balçıkların içindeki hareket eden bir cangılı kare kare gözümüzün önünde canlandırabiliyoruz Grangé sayesinde. Bu da maceraya iyice kapılmamıza neden oluyor. Tüm sürükleyiciliğin yanı sıra yazar bu kitapta otizm, genetik, tarih öncesi, coğrafya, tarih, heykeltıraşlık, psikoloji, kriminoloji gibi farklı alanları kapsayan müthiş bir bilgi birikimini okuyucularına aktarıyor.
Not: ilk defa bir Grangé kitabının sonunu çok bariz bir şekilde tahmin edebildim...
dokunmak... ama öyle bir dokunmak ki yakacaksın dokunduğun yeri. göğsünün içindeki lime lime harlanan sızlayan duygu var ya onu süreceksin aya'na, parmak uçlarına. öyle dokunacaksın ki titreyecek yüreğin... bu sancılar alev alev gözlerine değecek öyle bakacaksın sonra. ama öyle bir bakmak ki gözlerinde kıvılcım kıvılcım oynaşan parıltılar sızlatacak onun gözbebeklerini, damla damla yaş olacak... öyle sarsacak öyle kor edecek o yüreği o bakışlar...
ama herpsinden önce aşık olacaksın aşık! öyle bir aşk ki dünyalar kopacak içinden!...
evimin son durağa yakın olması sebebiyle lise boyunca sık sık içinde bulunduğum durumdur. kendimi hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir piskomanyak gibi hissetmeme sebep olan eylemler yapmama sebep olurdu bu durum. hemen telefonu kulağıma dayayıp babamla konuşuyor gibi yapmalar, ''tamam babacığım sokağın başında mı bekliyorsun ben de gelmek üzereyim'' demeler, kaşlarını çatıp daha sert ve güçlü görünmeye çalışmalar, en kalın defterimi elime alıp savunmaya hazır bir konuma geçmeler... velhasıl kendimi manyak gibi hissederdim bunları yaptığım için ama maalesef haklıymışım. bu liseli aklı tekniklerinin ne kadar işe yarayacağı tartışılır ama bir şekilde dikkatli olmak lazım...
3 sorulu sınava cevap olarak 3 adet ingilizce makale istenen ve iki buçuk saat sürmüş finalin ardından betin benzin atmış şekilde koridorda ne yöne gittiğini bilmeden yürürken, gözünün önünde kelimelerin uçuşması, karşılaşılan insanlara gülümseyerek selam verdiğini zannederken aslında yüz kaslarının seyirmesiyle mütevellit insanların sana korkarak bakması, şuursuz bir şekilde elin çantada sigara ve çakmak arayarak kapıya doğru gitmek, zaman ve mekan kavramını yitirmiş bir vaziyette kapıdan çıkarken sigarayı yakmak, akabinde çekilen ilk nefes ve yüze çarpan soğuk havayla bir nebze kendine gelmektir.
öyle bir zil sesi vardır ki alt kattan üst kattan dahi duyulur fakat bir tek anne duymaz çünkü unutmuştur yine. sonra siz açıp, dayıyla, teyzeyle, gün arkadaşlarıyla muhabbet etmek zorunda kalırsınız.
rehberde aranan kartvizit ilk harfine basarak çabucak değil de tüm rehberi baştan sona gezmek koşuluyla bulunur güzide anne tarafından. bi de isimler hep büyük harflerle kaydedilmiştir görmesi kolay olsun diye. *
sezon ortalarında durağanlığı isyan ettiren, fakat 9 ve 10. bölümleriyle 4 sezondur bu diziyi neden soluksuz izlediğimi hatırlatan, 11. bölüm promosuyla da yüreği hoplatan dizi.