adını ilk defa (bkz: endülüste hazan) kitabını yazdığı zaman duymuştum. kitap rafta enteresan tasarımı ile ciddi dikkat çekiyordu. dışı bu kadar güzelse içinde kesin bişey yoktur ve saçma sapan hikayeler doludur diye düşünerek aldım açıkçası. ama kitabın içeriğinin kapak tasarımından çok daha güzel olduğu kesinlikle bir gerçek.
sıkıcı aptalca kalıplardan çoktan sıyrılmış, enteresan ve bağlayıcı üslup, anlaşılabilir ama kaliteli seviyesi ile son zamanlarda okuduğum en güzel tarihi romanlardan bir tanesi.
kendisiyle tanışıp bi çay içmek isterim. araştırdım biraz ankarada okuyormuş, malatyalıymış sanırım.
Şeyhe tapma noktasındaki tüm tasavvufi akımlar sapıktır.
Şeyh için ibadet yapılan tüm tasavvufi akımlar sapıklıktır.
Şeyh'e eşlerine el öptüren adamların olduğu akımların hepsi sapıklıktır.
Tasavvufta asıl olan, daha önce beka sırlarına erişmiş "gerçek" bir mürşidin, gittiği yolda olan insanlara, geçtiği yerleri tarif etmesidir, yardımcı olmasıdır. Bu bir "Allah'a ulaşma" sistematiğidir.
Şimdi birileri atlayacak "Allah bize damarımızdan daha yakın biz kalbimizde buluyoruz" falan diye, ibadet etmeden, zerre kadar Allah'ı anmadan, 7/24 piçlik peşinde koşup "kalbimizde buluyoruz biz" yalanıyla, tasavvufa gerek olmadığını söyleyecekler. Onlara itibar etmeyin. Cehennemin birer parçalarıdır. imanın edebiyatı yapılmaz, iman yaşanır.
PKK yuvası olduğu için eleştirildiğine genelde şahit olmuşsunuzdur.
Gel gelelim uludağ sözlüğe. Eğer birisi teröristi savunuyorsa ve siz o yazara özelden pkk savunduğu için küfrederseniz ceza alıyorsunuz. yakın arkadaşlarım var mevcut durumda olan.
Hani her şeyde, Avrupa'lı insanların çok zeki olduklarından falan bahsediyoruz ya,
Avrupalı insanlar Türkiye'nin kendi askeri tankını, silahını, helikopterini yapmasını imrenerek izliyor.
Avrupalı insanlar, Türkiye'de yolların, köprülerin peş peşe sıralanmasını, Türkiye'nin son 100 senedeki en büyük şahlanışı diye nitelendiriyor.
Avrupalı insanlar, 3.Havaalanı bir güç göstergesidir, yapılması bizim için cinayet olur diyor.
Avrupalı insanlar Türkiye Ekonomisinin yükselişte Avrupa birincisi olmasını kıskanarak izliyor. Ekonomi kötü vs vs diyecek olanlar yükseliş sıralamasına bakabilir.
Avrupalı insanlar, Türkiye'de uzun süre başbakanlık yapıp istikrar sağlayan, gerekli yerlerde gerekli çıkışları yapabilen Erdoğan'ı merakla izliyor.
Avrupalı insanlar, Türkiye'nin 100 yıl öncesi ruhuna geri döndüğü, zorla dayatılanları sırtından atarak koşmaya kalktığını söylüyor.
Avrupalı insanlar, ezik Türkiye'li modunda gördükleri insanları artık saygı duyacakları insanlar olarak kabul ediyor.
daha sayılacak çok şey var. Dışardan bakıldığında, "büyüyen, gelişen, üreten" bir ülke olma yolunda ilerleyen bir ülke görüyor insanlar. Yapılacaklar bitti mi? Tabiki hayır! Bu sadece başlangıç. Türk halkının yapılanları sahiplenip, üzerine bir şeyler daha koyarak ilerlememiz gerekiyor. Tabi bu yapılanları sahiplenmek yerine, yeni bir şeyler üretme azminde olmak yerine, oturduğu yerde sadece bunları eleştirip, hiç bir şey yapılmadı edebiyatını yapan vatan hainleriyle dolu ülkemiz.
Türkiye eğer sizin de davanız olursa, bu ülke çok daha güzel yerlere gelecek. Koşa koşa Avrupa'ya ülkesini şikayet etmeye giden muhalefet liderlerinin peşinde anca bu kadar olur haklısınız gerçi.
Metrobüs'te bir insana bişey söyleyeceğiniz zaman kibar hitap ederken, sana aylık maaş veriyo diye patronunun poposunda "bey bey" diye gezerken, bir din peygamberi hakkında askerlik arkadaşı gibi konuşuyor olman senin karakterini koyar ortaya.
Sen Hz. demedin diye o bişey kaybetmez, sen 2 lira maaş için kuyruk sallarken, şurda şu başlıkta saygısızlık yaptığın için kaybedersin.
Kafanıza göre esma çekmek yerine, bu konuda deneyimli olan tasavvuf büyüklerini takip etmek, onların tavsiyelerine uymak daha doğru olur sizin için.
Bu Allah ile aranıza birisini koymak değil, yıllarca hayatını uzlette geçirmiş, bu alanda sizden daha tecrübeli birisinin, Allah'ın dostum dediği birisinin size göstereceği yol anlamına gelir. Gösterilen yolun sonu yine Allah'tır.
5 yaşındaki çocuğa kuşu öldü diye taziyeye giden peygamberin getirdiği din ile, sana empoze edilen, zorla beynine çakılan şey aynı değil. bulunduğun ortamdan uzaklaş ve islam dini nedir bi araştır.
Böyle bir namaz sahih kaynaklarda geçmiyor. illaki şevval ayını değerlendiricez diyorsanız, o zaman kaynağı herkes tarafından kabul edilen teheccüt namazını gece kılabilirsiniz.
Türkiye'nin özellikle son dönemlerinin en büyük sıkıntılarından bir tanesini kısaca açıklamaya çalışıcam. Okumak isteyen okur, okumak istemeyen eksisini verir geçer. Cesaretiniz varsa, okuyup yorumlamanızı tavsiye ederim. Çünkü bir şeyleri anlama ihtimaliniz var.
Türkiye'nin nasıl bir ülke olduğunu, nasıl yerlerden bu günlere geldiğini öncelikle bir araştırmanızı istiyorum. Osmanlı dönemini geçtik, 1900-2000 arasında geçen 100 yılda bu ülkede neler oldu? neler bitti onları öncelikle ciddi bir araştırma yaparak öğrenmenizi istiyorum.
Özgürlüğün tanımı, birinin engellenmeden ya da sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesi, yapabilmesi ve hareket edebilmesi durumudur.
"Özgürlük" meraklıları şu son yıllarda ortalıkta çok sık dolaşmaya başladı. 7-8 sene önce "laiklik" muhabbetinde olduğu gibi. Muhabbet diyorum, çünkü o zamanlar laikliğin sadece edebiyatını yapıp oy topluyorlardı. Şeriat gelecek, şu olacak bu olacak dedikleri AK Parti hala bu ülkede ciddi bir oyla ülke yönetiyor ve hala şeriat gelmedi. Laiklik mevzusu ellerinde patlayınca, devreye özgürlük girdi. Çünkü herkes istediği gibi yorumlama hakkına sahip,
Malum kesimin anladığı,
Gezi Olayı diye ülkenin bi tarafına koyucaz. istediğimiz saatte istediğimiz gibi içicez. Cumhurbaşkanı, başbakan gibi tüzel kişilere, devlet yönetimine ana avrat küfredicez, twitterda facebookta istediğimiz gibi kayabilicez, 20 milyon insanın oy verdiği partiye ve oy verenlere ekranlara çıkıp aptal diycez, koyun dicez, makarna ile oy satmak ile iftira edicez, mitinglere biz adam toplayamayıp onlar 1-2 milyonu dizince kesin para vermişlerdir diye iftira edicez, taksimde gaylerle yürüyüp "istediğimiz gibi skşrz" diye haykırıcaz, ülke huzurunu, diğer insanların hatta böceklerin özgürlüğünü hiçe sayarak sağa sola taş atıcaz ama polis bize karışmıcak vesaire..
Kısacası ülkenin ebesini belleyelim, "özgürlük" adı altında siz de bize karışmayın.
Diğer tarafta,
bu ülkede başörtüsü yüzünden okula alınmayan, kapıda polislerin dövdüğü, başını açmak için zorladığı, yıllarca "zulüm" gördüğü insanlar var. bunlar "özgürlük" dediği zaman hadi canım diyen insanlar yukardaki özgürlüğü hak ediyor mu?
Ya da yukardaki saydıklarım gerçekten özgürlük mü?
bu ülkeye şimdiye kadar başı kapalı hiç bir kadından zarar gelmedi.
çanakkale savaşında cephede, başı kapalı, inançlı kadınlarımız bu ülkeyi kurtardı, her ne kadar başarı "tek adamlık için" birisine hediye edilse de. ama bu ülkede en ufak bir ayaklanmada, en ufak bir darbede, en ufak bir kavgada hep zararlı çıkan taraf türbanlılar oldu.
alkol saatleri düzenlendiğinde sokağa akan "özgürlük" yanlısı gençlik, türbanlılar üniversite önünde dövülürken, üniversiteye alınmazken nerdeydi?
sözlükte bile 3-5 kaşar toplanıp, "türbanlı yazar istemiyoruz" gibi bir başlık açabiliyorlarsa, özgürlük kavramını yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor.
--spoiler--
Halk arasında konuşulan bazı meseleler yarım ve yanlış anlaşılmıştır. Bunlardan birisi de "iki bayram arasında düğün yapılmaz, nikâh kıyılmaz" düşüncesidir.
Şartlar ve imkânlar hazır olduğu zaman senenin bütün gün ve saatlerinde düğün yapılabilir, evlenilebilir, nikâh kıyılabilir. Yani nikâh için belli bir zaman ve vakit yoktur. "Nikâh şu gün caiz olur, şu gün caiz olmaz" diye bir şart yoktur.
Bu meselenin aslına gelince, hâdise şudur: Bilindiği üzere, Ramazan ve Kurban gibi yıllık iki bayramımızın yanında bir de haftalık bayramımız vardır. O da Cuma günü. Yani Ramazan veya Kurban Bayramı Cuma gününe rast gelir, düğün de bugünlerde yapılırsa; bu arada nikâh kıyma ile meşgul olunur da Cuma namazına yetişememe gibi bir tehlike baş gösterirse o saat içinde nikâh kıymak caiz olmaz.
Çünkü bu saat içinde nikâhla meşgul olmak farz-ı ayn olan bir ibâdetin terkine sebep olmaktadır. Hayır yapalım derken, şerre sebebiyet verilmektedir.
Fakat böyle bir sıkışıklığa meydan verilmeden Cuma namazından bir müddet önce veya namaz kılındıktan sonra nikâh kıyılırsa pekâlâ olur, bir mahzur da kalmaz.
Zaten böyle bir hal de pek vuku bulmamaktadır."iki bayram arasında nikâh olmaz" sözünün bâtıl da olsa târihî bir geçmişi vardır. Bilhassa bu inanç Islâmdan önceki Cahiliye Arapları arasında yaygındı. Onlar Ramazan'dan sonra başlayan Şevval ayında evlenmeyi uğursuz sayar, düğünlerini başka bir tarihte yaparlardı. Her Cahiliye âdetinde olduğu gibi, bu âdeti de bizzat Peygamber Efendimiz yıkmış, geçersiz kılmıştır. Resul-i Ekrem Efendimiz Hz. Âişe validemizle Şevval ayında nişanlanmış, üç sene sonra da yine Şevval ayında evlenmiştir. Böylece iki bayram arası olan Şevval ayında düğün yapmak ve nikâh kıymak sünnet olmuştur.(Müslim, Nikâh: 73)
--spoiler--
güneş, ay sisteminin 1400 sene öncesinde okuma yazma bilmeyen bir peygamber tarafından anlatılmasını normal olarak görüyorsunuz demek? Hım.. Dünyanın düz olduğunu söyleyen bir ayete kuranda rastlamadım ben. Siz başka kitaba bakıyor olabilirsiniz.