Türkiyedeki internet kullanımını kontrol, ifşa ve denetim altına almak için tasarlanmış yeni sansürümüz. Ayrıntı için buyrun burdan yakın;
http:///sosyalmedya.co/phorm/
Hakkında twitter'da kampanya başlatılan eski belediye başkanı. Kendisinin sadece yurtdışında yapılabilen bir ameliyatı olması gerekirken yurtdışı yasağı elini kolunu bağlamış durumda. Devlet ölümü seyrederek büyümemeli yasal yollarla işlediği cinayetlere bir son vermeli.
oğuz atayın evi yıkılacakmış. üstelik, tutunamayanları yazdığı ev. eve vurulacak balyoz darbesini edebiyatımıza, edebiyat tarihimize vurulacak bir darbe olarak görenler var. edebiyatımız yıkılmasın elbet. hele oğuz atay, hiç yıkılmasın. hep dimdik dursun: pisa kulesi kadar dik dursa da olur; ironik. tam oğuz ataya göre olurdu bu. peki ya evi? yıkılmasın mı?
oğuz atay, tophanedeki o evi hepimizden önce terk etti. bir ayrılığın acısını unutmak, bir daha o evi hatırlamamak için. başka bir eve yerleşti. o evde, tehlikeli oyunları yazdı. tutunamayanları yazdığı evi sevmiş miydi büyük romancı? ya da bir başka yönüyle, inşaat mühendisi oğuz atay. o modern apartmanları insana göre bir yer olarak tahayyül ve kabul ettiğini hiç sanmıyorum oğuz atayın. aslında sanmıyorum değil, biliyorum. o evde yazdığı tutunamayanlardan biliyorum bunu. o bina, (hayriye caddesi, numara 9, kat: 2) bitişik düzen denilen sistem üzere inşa edilmiş bir apartmandı. ve yine, işte o evde kaleme aldığı tutunamayanlardan öğrendiğime göre, oğuz atay, hem modern insanı konu edinmiş bir büyük romancı, hem bir inşaat mühendisi olarak, bitişik düzen sistemiyle inşa edilmiş apartmanları anlaşılmaz buluyordu.
işte, tutunamayanlardaki o bölüm:
[turgutun oturduğu apartman, büyük şehrin kuzey doğusunda, enlemi kırk bir derece sıfır sıfır dakika kuzey ve kırk bir derece sıfır sıfır dakika bir saniye kuzeyle boylamı yirmi dokuz derece on iki dakika doğu ve yirmi dokuz derece on iki dakika bir saniye doğu olan noktalar arasında sıkışan bir arsa üzerine kurulmuştu. apartmanın dünya üzerindeki bu konumunu anlayabilmek için biraz astronomi bilmek gerekiyordu. oysa, turgutun arkadaşlarının karıları, bu bilgiden yoksun oldukları halde, apartmanı elleriyle koymuş gibi buluyorlardı. selim ise -bilimsel tanımları uygulamakta her zaman güçlük çektiği için- yarım saat oralarda dolaşıp durmuştu ilk geldiği gün. bina, enlem ve boylam noktaları arasına sıkıştığı gibi, daha yüksek birçok apartmanın arasında ezilmişti. bu nedenle, kuzey rüzgârlarına kapalıydı ve güneyindeki apartmana bitişik tavan, yağmurda biraz akıyordu. i̇nsanın kendi evi olmadıkça, bunlara katlanmak gerekiyordu. çocukların odasının penceresinden bakılınca -biraz da sola, dışarı sarkmak şartıyla- karşıdaki iki apartmanın çatı katları arasındaki küçük boşluktan, önce bir iki servi ağacı ve daha uzakta soluk mavi renkli bir çizgiden ibaret olan deniz görünüyordu.
turgut, apartmanların arka cephelerine baktıkça, yapıların neden iki ayrı cephesi olduğunu; neden, duvara dayanan kanepelerin arkasına kötü kumaş kaplamak gibi bu modern apartmanların da arka cephelerinin yüzsüz bir insan gibi anlamsız olduklarını ve üstlerine her zaman neden sarı badana vurulduğunu düşünürdü. bitişik düzen denen anlaşılmaz sistem, öteki iki cepheyi sadece yan cephe adı verilen ve görünmeyen bir varlıktan, bir deyimden ibaret bırakmıştı. fakat, bütün bu soyut kavramlar arasında, anahtar denen somut nesneyle kolayca açılan tabii apartmanın dış kapısı için aynı kolaylıktan bahsedilemezdi bir kapının gerisinde, içinde yaşanan ve elle tutulabilen belirli hacimlerin varlığı inkâr edilemezdi. dairenin içine girince de bazı küçük aksaklıklar... duşun tepenizden akmaması, sıcak suyun tam yıkanırken soğuması, mutfakta evyenin sık sık tıkanması, hamamböceklerinin alışkın hareketlerle bütün odalarda dolaşması gibi küçük ayrıntılar.
insan bunları neden görür? daha doğrusu neden bunlara takılır aklı? basit: demek yürümeyen bir şeyler var.]
diyebilirsiniz ki, burası oğuz atayın evi değil, turgutun evi, turgut özbenin. turgut özben kim? niye özben soyadını vermiş oğuz atay, turguta. neyse, bu, başka bir tartışma konusu yalnız, turgutun oturduğu apartmanın nitelikleriyle, tutunamayanların yazıldığı o apartmanın nitelikleri arasında bir fark yok. ikisi de, bitişik düzen denilen apartmanlar ve evet, eski moda bu endüstriyel apartman tipi, insanı omurgasından yakalayıp, hayata tutunamaz kılan nedenlerden biri olsa gerek. bir postmodern yazar olarak, oğuz atayın modern yahut endüstriyel yahut bitişik düzen bir apartmanın korunmasına, yaşatılmasına ilişkin görüşleri nasıl olurdu acaba?
ne istemeliyiz? tutunamayanların yazıldığı endüstriyel apartmanın yaşatılmasını mı, yoksa adam akıllı bir oğuz atay müzesinin kurulmasını mı? nostaljiyi sevmekten, hele hele insanları mekânlarla anmaktan vazgeçeli uzun yıllar oldu. nostaljiden ve mekânlardan ziyade anlamı önemsedim. o nedenle, tercihim adamakıllı bir müzeden yana.
bir şey daha var: dil, varlığın evidir demiş heidegger. bağlam farklı belki, ama burada da gider: bence oğuz atayın gerçek evi, tutunamayanlar, tehlikeli oyunlar ve diğer eserlerinde kurduğu dil evreninde mahfuz. ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba? diye soran oğuz atayı bulmak isteyenler, yanlış adrese yönelmesinler. oğuz atay o evde değil. vur beline baltayı...
13 eylülde açılış yapacak mekandır. yerini merak edenler için kızılırmak sokak no 14 kavaklıdere yani bilinen eski adıyla 312 arena.hazırlıklar son hızla devam ediyormuş.görkemli bir açiliş planlıyorlar söylemesi.
(bkz: jolly joker pub xl)
(bkz: jolly joker balans)
Tarık Kavut adlı yazarın çıkardığı bir şiir kitabı özellikle bir şişe bozuk şarabı belki öldürür beni ümidiyle içtikten sonra kaleme aldığı her şey bozuk adlı şiiri ciddi anlamda okunmaya değer cinsten.
yoksulluğun kader olarak algılanmasını eleştiren bir kısa film.olaylar seyfullah'ın başbakandan iş istemesiyle başlar. lakin söz verilen iş haberi bir türlü gelmez...
başrolde Ferhat Kaygusuzun oyunculuğu dudak ısırtacak türden bir de link vereyim tam olsun.
harika bir sese sahip ve çok hoş bir tarzı olan bayan vokal. özellikle akustikhane adlı programda seslendirdiği killing me softly adlı şarkı onun sesiyle daha bir anlam kazanmıştır. dinlemek isteyenler için :
[http://
edit: kendisi bilgi üniversitesi caz kompozisyon bölümü mezunuymuş. cem tuncer gibi harika isimlerinde yapımında yer aldığı m-u-s-i-c adını verdiği bir de albümü varmış.
ankara'da konur sokakta şirin mi şirin bir mekandır efendim. çok sevimli bir çift işletir. özellikle acme dynamite adını verdikleri kahvaltı tabağini annenizin evinde yiyemezsiniz.sospetto ve funkymonarch gitti gördü beğendi. bir de baktık ekşi'de başlık açmışlar bizim neyimiz eksik.
ankaralı bir gruptur kendileri. ilginç bir repertuarları var bazen funk bazen pop jazz aralara yerleştirdikleri alaturka parçalarda inanılmaz uyumlu. biraz grup üyelerinden bahsedecek olursak :
darbuka ve vokal : hüseyin öncül
elektro gitar ve vokal: özgür kaya
bas gitar: tümer dalgakıran
kanun : ömür eren
saksofon : kaan inal 'dan oluşuyor. amaan biz dinlemeyiz demeyiniz . bir gün uludağ zirvesi yapar gider dinler içer eğleniriz .
- babaaaa hoca bana sınavdan ff vermiş aylin ablaların moron kızı maldagül bile A- almış yaa ( ağlama efekti)
-arkasında israil var
- yok yok hoca var veriyor sürtük.!
Cocopelli Flütcü: "Cocopelli" ismi, New Mexiconun antik yerli Amerikalilari arasinda, antik ilah, bir oyunbaz, seyyah ve tüccar seklinde bir kaya sekli sanati olarak tasvir edilmiştir. Kokopelli, köyden köye seyahat eden, flüt calan, ve mutluluk sacan, müzigi ve mizahi ile bir mistik senlikci, "bir ônese getiricidir". Kamburu, dertlerimizi tasidigina inandigimiz bir sepeti temsil ediyor. Baziları; onu gübre tasiyan eski bir Aztekli tüccara benzetip, misir sezonunda konuk ederlerdi. Kokopellinin, kendisini karsilayanlara bol sans getirdigine, yaraticiligi harekete gecirdigine; sarkisini dinleyenlere refah getirdigine, rüyalari gerceklestirdigine, mutluluk, nese ve bolluk getirdigine, iyilestirme gücleri olduguna, birlik ve harmoni getirdigine inanilirdi.
Ayrıca rock'n roll ve seks tanrısı olarak da bilinir.
Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.