kafatasçı türk faşistleriye dolup taşan bir internet platformunda özgürlükten, adaletten ve demokraside bahsetmeniz yeterlidir. onlar zaten sizi kürt olmasanız dahi kürt faşisti ilan edecektir.
ilk sırada mustafa kemal geliyor. sonrasında franco, hitler, stalin vs. falan filan. gerçekten şaşırtıcı, skandal, ahlaksızca ve aptalca bir sıralama. 6. sıradaki robert mugabe'yi bile bıyıklı diktatörlerden saymışlar. adamda 5 tane kıl var öyle bıyık mı olurmuş?
çok fazla sürmeden tek tek tespit edilip silivri'ye gitmesi muhtemel kişilerdir. zira öyle sivil itaatsizlik tribine girmekle olmuyor klavye başından. parmaklıklar arkasından da aynı tutumu sergilemeleri dileğiyle.
devlet tarafından yaklaşık 90 yıldır anadolu halkına yutturulmaya çalışılandır.
insanlar sanar ki kemalizm, anti-emperyalizmdir, halkçılıktır, demokratlıktır, çağdaşlıktır. fakat böyle olmadığını, tam tersine milli mücadelenin emperyalizm ile bir uzlaşma olduğunu, halkın boğazını sıktığını, basit bir bonapartist bir rejim olduğunu, çağdaşları nazi almanyası, franco ispanyası, mussolini italyasından bir farkı olmadığını resmi tarihin azıcık dışına çıkan herkes kolayca anlayabilir.
tüm dünyaya karşı bir savaş olarak lanse edilen milli mücadelenin bilinmeyen bir gerçeği. üstelik devlet tarihçilerinin söylediği bi gerçek. yani kimse kalkıp da bana il il şehit sayılarını gösteren bir link göndermesin, gülerim ona inananlara.
neymiş efendim tüm ezilen uluslara örnek olmuşmuş, emperyalistler bozguna uğratılmışmış. yavv zaten italyanlar ve fransızlarla bir kaç mahalle çatışmasından öteye gidilmedi. üstelik adamlar ülkeden giderken silahlarını türklere bıraktı da gitti. sovyet rusya desen zaten para yardımında bulundu tc'ye. e ingilizler de tek kurşun sıkmadan ne haliniz varsa görün dedi gitti. neden? çünkü çıkarları gereği zaten alacağını almıştı petrol kuyuları açısından. e geriye bi tek yunanlılarla savaşıldı işte bu kadar.
haa tabiki de 10 bin sayısı az mı hiç de az değil. fakat keşke tek bir insan dahi ölmeseydi 2 kg toprak yüzünden. ama abartmanın da bi anlamı yok yani.
biri diğerinin ideolojisini benimsemiş fakat yaşadığı dönem koşullarını ele alacak olursak kendi statükosunu marksizimle ilişkilendirip kafa karışıklığı yaaşamıştır. bir yandan tc ordusuna ve devletine övgüler yağdırırken diğer yandan son nefesinde yaşasın türk kürt halk kardeşliği yaşasın marksizm-leninizm demiştir. tabi bunda dediğim gibi stalinizm ve kemalizm arasındaki benzerliklerin rolü büyüktür.
diğerini ise herkes biliyor zaten. dersim, rumlar, ermeniler, istiklal mahkemeleri falan filan.
biri şair, sosyalist ve devrimci. halkların kurtuluşu için enternasyonalist bir duruş sergiliyor. diğeri ise dersim isyanını bastıran, rumları mübadele ile ülke sınırları dışına gönderen, kürtlere özerklik sözü verip sonradan bu sözü gerçekleştirmeyen tc devletinin kurucusu.
sözlükte son zamanlarda epey bi türedi bu arkadaşlardan. akılları sıra iktidar partisine üstü kapalı yoldan küfrediyorlar. tabi tırstıkları için böyle komik ve fazla zeka gerektirmeyen yol seçmeleri onları rezil duruma düşürüyorlar ama olsun ne de olsa kemalistler onlar.
biri bir kısım türkler tarafından kahraman olarak görülür. diğeri ise anadolu'daki çoğu halk tarafından kahraman olarak görülür, şarkı söylerken içimizi acıtır.
bunlar emperyalistlerin oyuncağı, hepsi cemaatlerin kucak açmış, milliyetçi faşist bunlar diyerekten akılları sıra solculuğu kürt halkına öğretmeye kalkan sosyal-şovenlerdir. gülüp geçilmesi gerekiyor.
genellikle 20. yüzyılın ilk yarısında yükselen faşizmin etkisinde kalarak birinci dünya savaşı sonrasında bir çok ülkenin başına gelmiş siyaset adamıdır. ortak özellikleri asker kökenli olmaları, tüm muhalefeti sindirmeleri ve milliyetçi/ırkçı bir çizgide olmalıdır. allahtan pek kalmadı bu ülkelerden, tek tek diktatörler düştü tahtlarından. düşmeyenlerin ise fikirleri yavaş yavaşta olsa siliniyor zihinlerden.
doktora gitmesi gereken kişidir. zira zaten ha bire her yerde okunan bir parçayı ekstradan dinlemek için böyle bir işe girişmek bir hastalık belirtisi olabilir.
resmi tarih klişelerinin tam aksine bir fikir ortaya koyan tespittir.
türk devrimi diye yutturulan 20. yüzyılın ilk çeyreğinde anadoluda yaşanan savaşlar emekçi kitlesinin durumunda bir iyileştirme yaratmamıştır. tam aksine ülkede ticareti elinde bulunduran rum-ermeni-yahudi halklarını saf dışı bırakma amaçlı bir bonapartist hareket olup milli bir burjuvazi yaratma amaçıyla sanılanın aksine anti-emperyalist bir mücadele değil de emperyalizm ile uzlaşmadır. bu yüzden kimse cellalenmesin kurtuluş savaşı falan filan diye.
değişen tek şeyin parçalanmış bir imparatorluğun yapısını çağın gereğine uygun bir şekilde -hatta geç bile kalındı- ulus devlete çevirip buna devrim bünyelerin mevcut konumudur.
açıyorum felsefe sözlüğüne bakıyorum diyor ki devrim için;
-Yerleşik toplumsal düzeni değiştirme ve yeniden biçimlendirme; yavaş bir gelişme olan evrime karşıt olarak, toplumsal yaşayışta ve siyasal durumda birdenbire gerçekleştirilen, köklü ve temelli bir değişme.
sonra tdk'ya bakıyorum;
-Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik.
sonra mka'nın yaptığı iddaa edilen devrimlere bakıyorum hiç biri bu tanıma uymuyor. ne toplumsal yaşayışta bir ilerleme sağlıyor ne de nitelikli bir değişim sağlıyor. tabi sizler bir gecede tüm edebiyatı bitiren bir tepeden inme harf inkilabını ya da insanlara zorla şapka giydirtmeyi giymeyeni de asmayı hızlı, köklü ve ilerici bir değişim olarak görüyorsanız bilemem.
zira ben tc'nin ilk yıllarına baktığım zaman ne emekçi kitlelerin lehine bir durum görüyorum ne de işçi-köylü toplumun bir kalkınmasını görüyorum. gördüğüm tek şey ulusal burjuvazi'nin gelişmesi için emperyalizmle olan uzlaşmadır.
bu yüzdena mka demiş zaten;
"memleketimizde birçok milyonerin, hatta milyarderin yetişmesine çalışacağız"
ittahtçıların türevi kemalist zihniyetin kendi egemenliğini meşrulaştırmak için zor yoluyla savaşa dahil etmektir. zaten birinci dünya savaşı'nda 2 milyon insan ölmüş. bir de üstüne böyle bir savaşı omuzlarında taşımak istemiyordu halk. bunu bilen tbmm yönetimi zor kullanarak halkı savaşa dahil etti. işte o zamanlar meclise verilen yasa tasarısını bir kaç maddesi;
3. seferberlik emrine uymayanların malları alınır, evi yakılır, ailesi sürülür ve inat edilenler yakalanınca idam edilir.
4. birliğinden silahlı ya da silahsız olarak kaçanlar hakkında 3. madde hükmü tatbik olur.
5. her köy ihtiyar heyeti kendi köylerindeki kaçakları yakalamaya ve hükümete teslim etmeye mecburdur. bunda kasıt ve gevşekliği anlaşılanlar 3. madde hükümlerine göre cezalandırılırlar.
6. kaçakları saklayanlar ve kaçmalarını teşvik edenler ve kolaylık gösterenlerin malları alınır, evi yakılır ve ailesi sürülür.
işte bu maddelerde de görüldüğü gibi zorba kullanlarak halk savaşmaya mecbur bırakılmıştır. üstüne yedi düvele, emperyalistlere karşı savaştık deyip de bir tek yunanlılara karşı savaşmış olmamız ise klasik bir milliyetçilik hezeyanından başka bir şey değildir.
not: yasa ile alakalı kaynak; paradigmanın iflası - fikret başkaya
yıllardır anadolu halklarına baskı uygulamış, türkler dışındaki diğer halkların kimliklerini yok saymış, haklarını aramak isteyenleri kanlı bir şekilde susturmuş kemalist ideolojinin bir temsilcisi olan uğur mumcu ile aydın kelimesini yan yana getirmeye vicdani el vermeyen bünyeleri akıllarından geçen cümle.
biri temelinde ırkçılık olan tüm gayri müslimleri anadolu topraklarından kovma amacı güden kemalist statükonun yılmaz bekçisi diğer ise ömrü türkiye de sol hareket içinde geçmiş bunun dışında resmi ideoloji tarafından kendi halkına uygulanan acımasız bir soykırımın haklılığı peşine düşerek mücadelesinden hiç bir zaman yılmamış dilinden barış ve kardeşlik kavramlarını düşürmemiş hrant'ı aynı zeminde anabilecek kadar ne yaptığını bilmez insandır. yani bir nevi katil-maktül ilişkisinde her iki tarafıda desteklemek gibi.
bence hrant ın adı uğur mumcuyula birlikte anılmamalı. hrant dink'in insancıllığına yazık etmiş oluruz.
türkiye'de çokça karşılaşılan bir durum. sen kalk ezen tarafında ol, halklara zülmetmiş bir rejimin bekçisi olarak tanıt kendini sonra ülkenin aydınlarından sayıl. hatta öldükten sonra da uğruna şarkılar yapılsın falan filan. örnek olarak verecek olursak ahmet taner kışlalı, uğur mumcu, ilhan selçuk vs.. gerçekten çok komik bir durum.
yerli silah sanayisini desteklerler. programlarında kadın erkek zorunlu askerlik mevcuttur.
30 ağustos gibi tc'nin militer bayramı ve milyonlarca türk olmayan gayri müslimleri anadoludan kovulmasına sebep olan tarihte başkomutan ve askerlerine selam olsun diye bildirge yayınlar.
faşizmin sembolü haline gelmiş bayraklara saygısızlığı kabul edemez.
talat paşa güzellemeleri yapar.
cumhuriyet mitinglerine katılanları samimi anti emperyalist ve demokrat olarak görür.
darbecileri demokrat olarak görür ama yıllardır zülum gören kürtleri kürtçülük yapmakla suçlar, aklı sıra sol'un dışına iter pkk'yi.
hrant dink'in cenazesine liberal şov derken ilhan selçuk ve türkan saylan cenazelerinde saygı duruşuna geçer.
cumhuriyeti korur kollar, sosyalizm ile yaşatmaya çalışır tc'yi.
bilinen ilk devrimci spartacus'un günümüz koşulları göz önünde bulundurularak düşünecek olursak türk olmasından daha büyük bir ihtimal. en azından anadolu'dan çıkmış bir yiğittir kendisi.
bunun yanına bir de kurtuluş savaşı anadolu halklarına karşı yapılmıştır teziyle daha da doğru bir hale gelecek olan durum. şimdi şöyle oluyor ki 1906 yılında anadolu'da 15 milyonluk nüfusun yüzde 10 u rum, yüzde 7 si ermeni, yüzde 11 i de museviydi. milli mücadele sonrasında 1924'te ise ülkedeki gayri müslimlerin nüfusu yüzde 2,6'dıdır.
yani sen kalk anti emperyalistlerle savaşıyorum diyerekten bir tek yunanlılarla savaş. gerisinde bu maskenin altına saklanarak bir ulus-devlet kurma amacıyla anadolu halklarını kendi topraklarından kov. işte buna anti emperyalistlik denmiyor.