aslı tohumcu radikal kitap'ta şöyle yazmış kitap için:
insan her allahın günü şaşırtıcı bir hikâyeye denk gelmiyor. yazarın hayal gücüne hayran bırakan, ne yiyip ne içtiğini, bu hikâyeyi nereden, nasıl akıl edebildiğini merak ettiren, her bölümünde olayların biraz daha civcivlendiği türden bir şaşırtıcılığı kastediyorum. selim bektaş'ın ilk romanı muz beyazı şaşırmaya ihtiyaç duyanları hayal kırıklığına uğratmayacak bir distopya. karanlık ama aynı zamanda komik derecede absürt, bugüne dokunan ama birçok açıdan da bugünden bambaşka bir atmosferde, bambaşka bir dünyada salınan bir roman.
zaten instagram paylaşımı üzerine kurulmuş bol alıntılı ve bol görselli -görsel dediğim de frida kahlo, woolf gibi 13-17 yaş aralığının yeni idolleri- bir dergiden beklenmeyecek edebi hassasiyeti ve duruşu gösterememiş içi boş dergidir.
kafka okur dergisinin satış rakamlarının bu kadar yüksek oluşu da ülkemizdeki niteliksiz okur varlığının ispatıdır. zaten bir dergi içerikten çok instagram sayfasıyla gündeme geliyorsa orada bir sorun vardır.
hepsinden önce kafkaokur gibi bir isim seçimi ve ilk sayılarında -adeta kitlelerini belli edercesine- verdikleri kartondan kafka maskesi ile neyin ekmeğini yiyecekleri gayet belliydi. aforizma, arabesk ve niteliksiz okurların paylaşım tutkusu.
son sayılarındaki rezillikten bahsetmek istiyorum. aşık veysel ve orhan veli'den alıntı yaptıklarını sanarak internette dolaşan bu saçmalıkları koymuşlar. editöryal bir hata mıdır bana göre? hayır. eline orhan veli kitabı alan, aşık veyseli birkaç kez dinleyip okuyan biri bu satırları onların yazmadığını bilir! bilmek zorundadır.
edebiyatsever arkadaşlara sesleniyorum. incecik "dergi"ye 8 lira verip hem zamanınıza hem paranıza kıymayın. kitapçılarda güzel dergiler var, çoğu ücretsiz olan fanzinler var. alın onları okuyun ve bu sahtekarlara, edebiyat düşmanlarının daha fazla aramızda olmalarına izin vermeyin.
bana kalırsa bu adamlar türkiyedeki en kendince ve hoş fanzini yapıyorlar. sağa sola büyük dergilere sataşmadan, "sen niye böyle yaptın önce ben yaptım"cılığa girmeden adam gibi yapıyorlar işlerini.
sanırım 8. sayıları çıkacak. bir fanzinin beş sayı dayanması bile başarıdır şu ülkede.
türkiyede fanzin ve dergi kültürü kesinlikle değiştirilmelidir. bunu maddelere ayırıp açılamak gerekirse:
1 - fanzin:
fanzin kültürü türkiyede özellikle son bir yılda büyük bir gelişme yaşadı. ancak bu nasıl bir gelişme? adına fanzin ibaresi koymak o neşriyatı fanzin yapar mı? hayır tabi ki.
-fanzin bir underground oluşumuysa facebook-twitter-tumblr sayfası olmamalıdır.
-reklamı yapılmamalıdır.
-fanzin süreli yayın olamaz, fanzinin çıkış zamanı belli değildir. \"aylık fanzin\" diye bir şey o-la-maz.
-fanzinin ücreti olamaz. ha diyeceksiniz ki \"bu çocuklar nasıl üretecek o zaman?\". şöyle olur: katkı payı ile maliyeti gayet karşılayabilirler, o da kitapçıdaki bir bağış kutusu ile gerçekeşir. üzerinde fiyat: 3 tl gibi bir ibare olamaz.
-fanzinde editör, genel yayın yönetmeni olamaz. fanzinsin lan bi kere, sen bir şeylere karşı çıktığın için bu işi yapıyorsun. insanlar en özgür şekilde yazsın diye neşrediyorsun o işi. neyin editi? neyin yayın yönetmeni?
2- dergi
türkiyede edebiyat dergileri sektörü maalesef ölü. birkaç dergi haricinde dergiler büyük yayınevlerinin reklamların, içi boş sayfalar, dinozorlaşmış yazarların parsellediği işlerden oluşuyor. şimdi genç dergiler hakkında konuşalım.
- fanzin, derginin küçüğü demek değildir bir kere. fanzin-dergi diye bir şey olamaz yani. türkiyede bu algı yerleşti son zamanlarda.
- birçok neşriyat kendini dergi olarak görüyor. ancak bu \"dergicilik oyunu\" issn numarası olmamasından tutun bandrolsüzlüğe; özetle illegal bir biçimde yürüyor bu iş.
- peki madem kendine fanzin demiyorsun -ki gerçek anlamda fanzin de değilsin- neden dergiciliğin getirdiği sorumlulukları da üstlenmiyorsun? bu da kolaya kaçmaktır.
bir grup genç edebiyatseverin çıkardığı ücretsiz dergi. albert camus'a ithaf ettikleri ilk sayıları geçen ay çıktı, ikinci sayıyı dört gözle bekliyoruz.
aslında herkes doğru okunuşunu bildiği halde büyük bir azimle "malbora" der. ben her ne kadar söylememeye dikkat etsem de büfeye girdiğimde "abi bi kırmızı malbora versene" diyerek kendimle çelişiyorum. böyle de kahpedir malbora. ama keyiflidir.
genelde üniversiteyi kazanmış erkeklerde olup kızlarda da olabilen durumdur. bu kişiler teens spirit duygularıyla bira, rock müzik, saç sakal uzatma* gibi eylemleri yaparken deri ceketle bu kombinasyonu tamamlar. ilerleyen zamanlarda şu da olabilir :
bugün sinema sanatı dersinde hakan karataş'ın konuğu olarak gelen yönetmen. sinemanın teknik işleyişi ve sinema endüstrisi hakkında gayet açıklayıcı bilgiler verip sinemaya olan bakışımı değiştirmiştir kendisi.
istanbul teknik üniversitesi yabancı diller yüksekokulunda fransızca dersi veren muhteşem insan. gerek sohbeti, gerek öğrenci ilişkileriyle " iyi ki bu dersi aldım" dedirtir kendisi.