insan diğer mahlûkatla kıyaslanınca maddî ve manevî cihazları
dolayısıyla mükemmel bir üstünlüğe sahiptir. Bu üstünlük maddeden ziyade insanlığın manevî üstünlüğüdür. Bir insan imanı ile Allahı tanıdığı için mahlûkat içinde de en seçkin bir mevki ve konuma sahiptir. Buna göre yaratıcısını merak etmek ve iman noktasında insandaki fıtrî arayışın ve bu hissin yaratılışta ona verilmesinin gerekçesi nedir? Acaba insan bu âleme gayesiz mi gönderildi? Bir gayesi varsa bunun mahiyeti nedir?
Yukarıdaki ifadeler akılları, insanın bu dünya hayatına niçin geldiğini düşünmeye sevk ediyor.
Bu konuyu ifade etmek için önce Allah (c.c.) bu âlemi niçin yarattı? sorusuna bir cevap arayalım. Kıymetli bir eseri meydana getiren sanatkârın önce kendi eserini defalarca seyrettiği bir gerçektir. Kâbiliyetinin kudreti noktasında, sanatkâr bundan bir haz duyacaktır. Ayrıca bu güzel eserini sanattan anlayan kimselere gösterir, onların hayret ve takdirlerini toplayarak kendisini onlara beğendirmeyi arzu eder. Hatta bu istek ve arzusunu tatmin için bazen bütün eserlerini teşhir ettiği umûmî bir sergi de açabilir. Bu his ve duygu istisnasız bütün kemâl, güzellik, meziyet ve mahâret sahiplerinde vardır. işte aynen bunun gibi Allah, insanları kendisinin kâinât âlemindeki ilâhî sanatlarını seyredip yaratıcısını tebrik, takdir ve tasdik etmesi için göndermiştir.
Burada şunu da ifâde etmeliyiz ki bazı insanlar -insanlığın yaratılışı noktasında- sebebini düşünmeden Hz. Âdemin niçin cennetten çıkarılmış olduğu noktasına itiraz ediyorlar. Bu konuda daha da ileri gidip bir kısım insanların cehenneme girmesini Cenâb-ı Hakkın merhametiyle bağdaştıramıyorlar. Esasında bu konu, insanlığın yaratılış gayesine de bir cevap teşkil eder. Hz. Âdem (a.s.) in cennetten çıkarılışı ve dünya hayatına gönderilmesinin amacı ilahi bir teklif ile vazifelendirilmesidir. Yani Hz. Âdem (a.s.) in maddî ve manevî yönde yükselmesi bu göreve bağlıdır.
Eğer Hz. Âdem (a.s.) cennette kalsaydı kendisinde mevcut olan beşerî kabiliyetler sâbit kalır ve hiçbir ilerleme görülmezdi. Melekler değişmez ve sabit bir makama sahiptir ve bu tarz ibadet için insana hiç lüzum yoktur. Melekler zaten Allaha ibadet ediyorlar. Ama insan, Cenâb-ı Hakkın hikmetinin gereği olarak kendisinde mevcut olan maddî-manevî duyguları işletmek için dünya hayatına muhtaçtır.
Bu yüzden Hz. Âdem (a.s.) malum hatayı işleyerek cennetten çıkarıldı ve ilâhî bir imtihana sevk edildi. Bu ifadeler ışığında Hz. Âdemin cennet hayatından çıkarılışı hikmet ve rahmetin gereği olduğu gibi, inançsız ve Allahı inkâr edenlerin de Cehenneme girmeleri Cenâb-ı Hakkın adaletinin bir gereğidir. Çünkü inkâr eden kişi kâinâtın vazifesini tahkir ve mevcûdâtın Allaha olan şahitliklerini yalanlıyor. Bu kimseler Allahı tanımayıp inkâr ettiğinden dolayı büyük bir cinayete ve o cinayetin sonucu olarak da cehennem gibi sonsuz bir azaba ve cezaya müstahak olmuştur.[1]
Bu yüzden Hz. Âdem (a.s.) malum hatayı işleyerek cennetten çıkarıldı ve ilâhî bir imtihana sevk edildi. Bu ifadeler ışığında Hz. Âdemin cennet hayatından çıkarılışı hikmet ve rahmetin gereği olduğu gibi, inançsız ve Allahı inkâr edenlerin de Cehenneme girmeleri Cenâb-ı Hakkın adaletinin bir gereğidir. Çünkü inkâr eden kişi kâinâtın vazifesini tahkir ve mevcûdâtın Allaha olan şahitliklerini yalanlıyor. Bu kimseler Allahı tanımayıp inkâr ettiğinden dolayı büyük bir cinayete ve o cinayetin sonucu olarak da cehennem gibi sonsuz bir azaba ve cezaya müstahak olmuştur.[1]
[1] Bediüzzaman Said Nursi: Mektubat, Onikinci Mektup, sh. 42-43, Envâr Neşriyât, istanbul, 1986.
[2] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 315-316.
Köyümüz şehirden yüksek mi yüksek,
Baban ihtiyarlıyor oğul, bilmem netsek
Söz dinlemiyor artık ahırdaki eşek,
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul !
Sizi 9 ay 10 gün karnımda taşıdım
Beş oğul bir kızım için yaşadım
Şimdi halim kalmadı, gençliğimi boşadım
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul !
Köyde bacalar eskisi gibi tütmüyor,
Çorba dahi boğazımızdan geçmiyor
Takatimiz kalmadı işler bitmiyor
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Geçenlerde kasabadan köye doktor geldi
Sağlam kimse kalmadı herkese ilaç verdi
Bana da kendini yorma ansızın gidersin deyiverdi
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Eskiden köyümüzde yağız delikanlılar vardı
Al duvak içinde gelinler, giderken ağlardı
Gençler köyü terk etti, şimdi ihtiyarlar kaldı
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Hani yalnız yaşayan komşumuz Ali amca vardı
O da rahmetli oldu cenazesi üç gün kaldı
Mezarını kazacak delikanlı bulunamadı
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Öğrenci yokluğundan artık okul kapalı
ihtiyarlayınca, babanın döküldü saçı sakalı
Benimde dizlerim tutmaz, ağır işlere bakalı
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
imam usandı, tayin yaptırıp gitti
Bir ezan sesi duyuyorduk o da bitti
Hastalıklar çoğaldı artık canımıza yetti
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Analarda ciğer, evlatlarda merhamet olur
Gezen görür, yaşayan ölür, eden elbet bulur
Hayır duamızı alın biz ölmeden ne olur
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
Sizin huzurunuzu kaçırmak istemem
Gelinlerimi severim asla kin beslemem
Şimdi gelmezseniz cenazeme de istemem
Gelinlerden biri gelip, hizmet etse oğul!
OĞULLARIN ANALARINA CEVABI
(1. oğul)
Ana, şimdi Akdeniz sahillerindeyiz,
Buralar çok güzel herkese tavsiye ederiz.
Çocuklar diyor, ölürüz de asla köye gitmeyiz
Kusura bakma, çocuklar istemeden biz gelemeyiz!
(2. oğul)
Ana, mektup yazmışsın bize boşu boşuna,
Çünkü daha açarken gitmedi hanımın hoşuna,
Sen idare et artık, bu sene de yalnız başına,
Kusura bakma, ben hanımı gönderemem ana !
(3. oğul)
Ana, gönderdiğin mektubu şimdi okudum hanıma,
Dedi bu devirde hizmet eden var mı?, Allah aşkına,
Ne olur soğuk su katma bu yaştan sonra, pişmiş aşıma,
Kusura bakma ana, gönderemem hanımı ben sana asla!
(4. oğul)
Ana darılma, vakit bulup ta mektubunu okuyamadım,
Şimdi okuyunca ne demek istediğini çok iyi anladım.
Benim hanımdan başka çağıracak gelin mi bulamadın?
Kusura bakma gönderemem, hanım oralara alışamaz ana !
(5. oğul)
Ana abim söyledi, hizmete bizim hanımı çağırmışın,
Olur mu öyle şey, doğalgazdan sobalı eve nasıl alışsın.
Birde önceden başlamış günleri var, onlar yarım mı kalsın?
Kusura bakma ana gönderemem, bu sene bizimki kalsın!
(ortak çözüm)
Dört kardeş hanımlarıyla birararaya geldiler.
Anamızın isteği yerinde, acil çözüm bulalım dediler.
Bizler ne yapacağız diye düşünürken, aklı gelinler verdiler.
Kusura bakma ana, sana hizmete ancak bacımızı uygun gördüler!
dini değerlere hakareti ifade özgürlüğü sanan gericilerdir. Ceza hukukunda kutsal değerlere hakaret suç olarak düzenlenmiştir. ifade özgürlüğü, inanışları kapsamaz. ifade özgürlüğü bir bireye küfretmeye izin vermiyorsa o bireyin kutsalına ve dini değerlerine de hakaret etmeye izin vermez. Hakaret suçtur. Ve ayrıca muayetinde hakaret sınırı aşar ve kişiyi tahrik yönü de oluşursa başka davalar da açılır. Bütün inançlı vatandaşların bu durumda dava açma hakkı vardır. Doğrudan kamu davası açılır ve yargılama yolu açılır. alıntıdır.http://www.haber7.com/gun...tte-nisanyan-emsal-olacak
herhangi bir konu hakkında dış çevreden müdahale istemek, yardım istemek.
şimdi; aslında buraya bu konuyu hiç yazmayı düşünmüyordum lakin dış çevreden bu konu hakkında pek yardım alamadım işin doğrusu yardım almak istediğim konuyu kimseciklere doğru düzgün de anlatmadım ki şuan bile zorlanıyorum... zorlanıyorum dedim ya 5 dakika önce kafamda kurdum şunları şunları yazcam diye lakin hemen ne yazacaklarımı düşündüklerimi unuttum tamamını değil tabi ki de. üni4'teyken de aynı olay başıma gelmişti. bir akşam vakti babamın ortağının oğlu ile memleketteki iş hakkında tam 3 saat konuştuk neyse sabah oldu arkadaş beni aradı işlerle ilgili planlardan bahsediyor ve bana sürekli ya nasıl yapalım tekrardan bahsetsene diyor lakin ben de tık yok... ona nelerden bahsettim biraz açsana diyorum ve tam bir şok etkisi. akşam 3 saat boyunca konustuğumuz konu hakkında tek bir kalıntı bile yok. fakat akşamleyin sanki 10 yıllık planı çizmişim işleri rayına otutturmuşum şirketi düzlüğe çıkarmışım ve kendine güvenir istikrarlı, kararlı bir düşünce ve iradenin bende olduğunu iyi hatırlıyorum ki sabahta öyle uyandım ta ki telefonum çalana kadar bu andan itibaren karamsarlığım başladı beynimde fırtınalar esiyor, kafayı yemek üzereyim tüm planlar yok oldu gitti o kadar taktik vermişim ortağın oğluna hepsi boş bomboş... işte bende böyle bir durum var hala da devam ediyor.
son bir aydır aldığım kararlardan hep caydım. yok yok aldıgım kararları unuttum bir o yana bir bu yana caymak ne haddime insan biraz istikrarlı olur. bunu yapacam der ve ona koşar bende öyle değil, bugün bi' plan yapıp karar alınır ertesı gün o unutulur başka bir şey kararlaştırılır ve bu boyle yinelenir gider.
ve hiç mutlu olamıyorum çünkü ne yapacagımı tam bilmiyorum ki; bazen de bir işe koyulcak oluyor gibi oluyorum tamam diyorum, küçük bir engel vazcaydırıyor beni.
şimdi başka bir şirkette çalısıyorum ayrıca peder beyin ortak oldugu orta halli bir işletme var. kendi işimi yapmayı düşünüyorum peder ve ortakla. karar alıyorum kendimce... peki nerden el atmalıyım bu işe yönetimden mi yoksa pazarlamaya mı baksam... yönetimden giremem çünkü oraya hemen gel sen bizi yönet demez kimse... pazarlamadan başlasam şirketin gıda ürünlerini pazarlama ve satışını üstlensem ki başarılı olursam yönetim de direk beni sayacak haa işte bu adam iş biliyor diyecek sözü geçen birisi olacağım düşüncesini defalarca kafamda kurguladım tamamlan bu sefer yapcam dedim... pazarlama-satışla pek pratikliğim yok bi' kaç kişiyle görüştüm aldığım cevaplar birader ürünü verirsin parasını alamazsın... şöyle olur böyle gider dediler ve ben buz kestim... şirkette kendimi kabullendirmeye çalısıyorken tam tersi bir olayla karşı karşıya kalıyorum. böyle de düşününce bu düşünceden de vazcaydım. başka şirkette zooteknist olarak çalısmaya devam ettim sonra bir şirkette zooteknist pazarlamacı olarak çalısayım pzarlamacı-satış konularını ögreneyim diyorum... sonra karar yine değişiyorrrr... değişiyorrr. nereye gideceğini bilmeyen kaptan gibi rüzgar nere eserse gemi oraya...
şimdi bu konu ile ilgili siz değerli uludağ sözlük yazarlarından bu ruh halimi ve gidişatı hakkında düşüncelerinizi istiyorum özelden yazarsanız sevinirim şimdiden çok tşk'ler.
akp hükümetinin yaptığı her işi-eylemi-planı-programı-projeyi sırf akp hükümeti yaptı diye kötüleyen insan modelidir.
beyler, bayanlar şimdi her bireyin dört dörtlük olmadığı gibi akp hükümetide dört dörtlük değildir, zaten böyle bir beklenti
içinde olmakta ahmaklıktır, lakin sözlükte ki durum itibariyle akp'nin her yaptığı icraata kayıtsız - koşulsuz akp yaptıysa
kötüdür, yanlıştır diyen yapılan icraatları sırf akp hükümeti yaptığı için uygun bir adım-icraat olsada eleştiren, kötüleyen insan modeli oldukça fazladır. 'yiğidi öldür hakkını yeme'
şimdi durum şu ki; bu insan modellerinin farklı bir özellikleride akp genel başkanı rte'yi bir ölçü olarak alıp; rte müslümansa
ben müslüman değilim - bu adam müslüman olamaz, yada rte'yi ölçü alarak; bütün müslümanları aynı kefeye koyarak bir genelleme
yapmak gibi sığ-ezik düşüncelere sahiptirler.
şunu söylemeliyim; kaç seçim geçti daha akp'ye oy vermiş birey değilim fakat bu yazıdan siz okurların çıkaracağı şey; bu yazar tam
bir akp'cidir olacaksa eğer; kusura bakmayın örümcek beyinli, dar kapsamlı, at gözlüğü ile dünyaya bakan bireylersiniz.
(#11726209) nolu entry'de de libidoping nickli yazar kardeşimiz güzel bir açıklama yapmıştır. ilgili entry aşağıda olduğu gibidir.
--spoiler--
kimseyi sen şu kadar müslümansın, bu şu kadar müslüman diye ayırabilecek mercide değiliz. hele ki birilerinin müslümanlık çatısı altında yaptığı politikalara bakılarak, "o müslümansa ben müslüman değilim" demek kadar aciz bir durum yoktur. sen kime karşı kendini kıyaslayarak kendine bu damgayı vurabilirsin ki?
bu konuda savunulan nokta erdoğan taraftarı olmak değil. bazı kişiler savunucusu olarak sayabilir. hiç bir zaman onun safhında olmadım, olmayacağım. orası ayrı mevzuu. onun müslümanlığına göre kendini sorgulayan adam, adam değildir öncelikle. bu kadar basit, birine göre müslümanlığı reddeden biri baştan aşağı kendini sorgulamalıdır. gittiği yol, yol değildir.
--spoiler--
vesselam.
aslında başlık; sevgiliyi yiyişirken başka bir şahısla yakalamak olacaktı ama kısaca ifade etmek istedim.
insanın tüm dünyasının yıkılıp, ne yapacağını bilememesine, anlık beyin fonksiyonlarının durmasına sebebiyet veren olaydır. akabinde kişi; sinir krizi geçirip sevgili ve diğer malum kişiye büyük zararlar verebilir. (bkz: allah sabır versin)
Çağdaşlık, insanın içinde bulunduğu yaşadığı çağa ayak uydurmasıdır. insanların, toplumların, milletlerin layık oldukları yaşama kavuşabilmelerinin en kestirme yoludur çağdaşlık. ileriye doğru yapılmış her hamlenin sonunda bir adım daha yaklaşılan bir zaferdir o.
insan, düşünmesine bağlı olarak üretiyor ve bu sayede her dönem yaşam şartlarını biraz daha kolaylaştırıyor. Tüm insanlık için hayat, üstesinden gelinebilir bir hal alıyor böylece. Her ülkede, her bölgede, insanın yaşadığı her yerde olduğu gibi biz de çağın getirdiği ilmi ve teknolojik gelişme ve kolaylıklara sahip olmak için daha net bir anlatımla çağa ayak uydurabilmek için çalışıyoruz. Bunu yapabilmemiz için bize yardımcı olunması gerekiyor ve bu görevi de başımızdaki siyasi liderler üstleniyor. Elbette buna en güzel örnek: M. Kemal ATATÜRK’ tür.
Önce bir devlet kurmuş sonra da kurduğu bu devleti çağdaş yaşam koşullarına göre idare edebilme gücünü ve cesaretini göstermiştir. Ancak cumhuriyetimizin kurulduğu dönemde de şu anda da çağdaşlaşma fikrini, bağnazlıktan öteye gitmeyen düşüncelerini bahane ederek reddedenler, çağdaşlığı bariz bir düşman olarak görenler olmuştur. Oysaki Atatürk’ ün o dönemde batıyı örnek alarak gerçekleştirdiği inkılâplar, bu fikre sıcak bakmayanları dahi kapsayarak, insanlara her alanda haklarını savunabilme, özgür yaşayabilme şansı ve hakkı tanımıştır. (alntdr)
sonuç itibariyle; bazı kişi yada kişilerin bizlere; bunlar çağdaş, gavurdur bunlar gibi yakıştırmalarını esefle kınıyarak; çağdaşız dediysek gavuruz demedik, bizde vatanımızı-milletimizi-dinimizi seviyoruz, diye bir kez daha vurguluyoruz.
karşıdaki kişi yada herhengi bir hadise karşısında yeterli gözlem yapmadan ve bilgi tabanina sahip olmadan çeşitli tespitlerde bulunup ve bu tespitleri kendince doğru kabullenmektir.
şimdi bir çoğunuz belkide bu yazıyı okumadan sadece başlığa bakaraktan;
diyeceksiniz ki bu adi herif faşistin önde bayrak sallayanı... tabi ki şu
bir gerçektir ki; ön yargıları yok etmek; atomu parçalamaktan daha zordur.
şimdi efendim; bazı pkk yandaşı kürtler vardır ki adamı dumur etmeye
yeterlidirler ki; bu adi kişilikler gerek vatana-millete-bayrağa gerekse
atatürk'e karşı düşmanlıklarıyla; gerçektende insancıl, vatanını-milletini
atasını seven ve sahip çıkan diğer kürtlerinde adının kirlenmesine neden
olmaktadırlar.
vatan-millet sevgisi taşıyan değerli kürtler hariç; diğerleri ile muhabbet
etmekten kaçınacıksın her daim; çünkü ne anlatsan onlara boş, beyinlerini
peynir ekmekle yemişler, anlatırsın anlatırsın anlamazlar onlar için tek
doğru vardır oda kendi bildikleri ve ayrıca;
muhabbete başladığınızda konu ne olursa olsun; illaki sonucu siyasi
ideolojilerine, vatan düşmanlığına bağlarlar, zaten anlarsınız muhabbetin
ortalarında sonucu nereye çıkartacaklarını çünkü onlar çoktan zırvalamaya
başlamışlardır vay efenim sosyal yaşantımız devlet yüzünden mahvoldu, vay
efenim devlet bizim buraya fabrika yaptırmıyor, vay efenim götümden eğri
bok çıktı devlet bunu takip etsin ve akabinde çare bulsun...
neyse daha bugün ya çok geçmedi; sınıfta bir kaç kürt arkadaş var bunların
içinden 1-2 tanesi vatanı ve milleti seven kişiler olup başımın üstünde
yerleri vardır, diğerleri ise her fırsatta düşmanlığını kapalı şekildede
olsa belirtmektedirler. okul çıkışında bu pkk sempatizanı gençlerden
biriyle aynı dolmuşa bindik, şimdi aynı dolmuşa binince ister istemez
yanına oturmak durumunda kaldım.( eğer yanına oturmasam eminim ki;
elemanın aklından geçireceği şey; beni kürdüm diye dışlamak olacaktır ki
ben onun o düşüncesine dahi fırsat vermedim ) neyse şimdi oturduk yanına
ama kampüsten merkez yarım saat ve illaki muhabbet etmeden sıkılıyor insan
ve şunuda iyi biliyorum ki bi muhabbete koyulsak sonucunda eleman tutup
konuyu kürtleri dışlama sonucuna ,bilmem kürdistan gibi zırvalamara
getirecek. kendi kendime düşünürken lan ozkaya belki sonucu kötüye
bağlamaz, ters düz konuşmaz diyerekten derslerden, finallere hazırlıktan
filan bahsederken konu dağıldıda dağıldı o kadar dağıldı ki eleman konuyu
ne ara A.B.D vatandaşı olup türkiye'ye türkçe öğrenmeye gelen öğrencilere
getirdi anlayamadım; şöyle kafamı sallayıp kendime geldim; evet her zaman
olduğu gibi bütün pkk sempatizanı kürtlerin yaptığı gibi bu elemanın da;
bir konu içerisinde, ideolojilerini söylemek için ortam hazırlığında
olduğunu anladım. (illaki karşısında ki vatan-millet sevdalısı kişiye
kürdistan kelimesini söyleyecek, onun moralini bozacak ayrıca bu kelimenin
kulaklara aşina olmasını sağlayacak, hemde bünyesince kendini tatmin edecekti...)
neyse eleman başladı şimdi; bu abd vatandaşı gençlerin gerçekte türkiyeye
türkçe öğrenmeye değil; misyonerlik faaliyeti sürdürmek için geldiğini
filan anlatırken... (ben bekliyorum tabi eleman orda ideolajik yapıya
uygun bir kelime yada cümle söyleyip ben terorist sempatizanıyım diye
vurgulayacak.) ya işte dedi bu amirigalılar ban sori muslumaan misin dıya
dedim vala muslumanım...sordi sona sean nirelisin sizin orlarda hristiyen
vardir diye; ben dedim türkiyenin doğusunda ırag sınırında kurdıstan
vardir ben oralıyam ama bızim orlarda hirıstıyen fılan yoktur diye...
zaten kürdistan kelimesini duyunca ben susa kaldım; şimdi biliyordum, evet gerçekten biliyordum bu adi herifle muhabbet etsem muhabbetin sonunda kürdistan kelimesi kullanıp açık açık ben teroristim diyecekti...
ama muhabbet etmesem beni kendi önyargısıyla; faşistlikle kürt düşmalıgıyla yarğılayacaktı... şimdi soruyorum bire pezevenkler sizinle nasıl muhabbet edeyim, sizinle nasıl muhattap olayım, herşeyin sonucunu kendi o aptal ideolojilerinize - düşüncelerinize - vatan millet düşmalığına bağlıyorsunuz...
sonrada türkler vatanını sevdiği için; bizi dışlıyor; faşisttirler.
türkler milletini sevdiği için bizi aşağılıyor; kafatascıdırlar.
türkler atatürk'ü sevdiği için bizi sevmiyorlar; ırkçıdırlar,
diye her ortamda her platformda dile getiriyorsunuz... soruyorum size;
vatanı sevmek mi; faşisttlik!!!
milletini sevmek mi; kafatasçılık!!!
atatürk'ü sevmek mi; ırkçılık!!!
eğer ki; vatanı sevmek faşistlikse, ölene kadar faşistim!!!
eğer ki; milletimi sevmek kafatasçılıksa, ölene kadar kafatasçıyım!!!
eğer ki; atatürk'ü sevmek ırkçılık ise, ölene kadar ırkçıyım!!!
çok önceleri bir kız arkadaşım vardı ki; kız benle çok ciddi düşünüyordu... hayatım okul bitsin şöyle düğün yapcaz böyle balayı... o derece yani ama zamanla soğuduk birbirimizden ve kavgasız gürültüsüz ayrıldık. buğün doğum günüydü onun, hediye göndermedim ama facebook'tan mesaj çektim. doğum günün kutlu olsun, nice mutlu yıllara, tüm güzellikler seninle olsun diye... tabi oda az önce mesaj çekmiş;
'çok tşk ederim canım kardeşim sana da mutlu yıllar, sana da güzellikler' diye...
evlenip yepyeni bir hayata başlamak isterken; evleneceği kızı ve tüm sevenlerini istemsizce yarı yolda bırakıp diğer hayat dediğimiz ahirete bilet alıp bu dünyadan çoktan uzaklaşması sonucu olan hadisedir.
muhabbat kralı adlı programın moderasyonu okan bayülgen'in uludağsözlük yazarı salca'yı konuk olarak kabıl etmesine binaen okan'a söylenmesi gereken tavsiyelerdir.
sorun olmayacak durumdur, eğer ki gerçekten inanıp kapandıysa da saygı duyulası kişidir.
hani çağdaştık: çağdaş insan karşıda ki insanın rengine, ırkına, dinine ve dini kurallarını yerine getirip getirmediğine ya da ne derece bu kurallara uyup uymadığına göre kişiyi yargılar mı biri oruouspu çocukları bire pezevenkler, bire akltaklar atatürk bize böyle mi öğretti...
çağımız gençlerinde çok görülen bir durumdur. genelde kızlarda revaçta olan bir durum söz konusu olup en çok kullanılan kelimelerden birisi 'sıçtım' kelimesidir.