sezon başından beri haydi diye diye itekleyen taraftar, görünüyor ki yine 11 kişi eksik çıkmış maça.!
bu kadar hata artık kabul edilebilir değil.!
bu kadar top kaybı, bu kadar pas hatası.!
7 senedir klübün önüne kartal bağlasan prestij kasarsın, eşek bağlasan maskot olur.!
Şenol Güneş’in kafasına gelen çakmağı atan şahıs “yanımdakinin gazına geldim diyor.”
Şenol hocamızın kafası soyunma odası tüneline kadar yarılmamış görünüyor, adam on dakika sonra kafasında beş dikiş, sedye ile staddan çıkıyor. neymiş yok nasıl oluyormuş o tüneldeki kavga neden çıktı, orda ne oldu kimse Allah vergisi beyni kullanmıyor.
“stadın dört köşesine adam yerleştirilmiş, bizim adamlarımız değil; stada teröristler girmiş, fetöcü bunlar diye işten sıyrılmaya çalışıyorlar.”
helali hoş, hayırlı uğurlu olsun. bu saçma işlerin böyle işlemesine sebep olan herkes iflah olur inşallah.
işiniz gücünüz fitne fesat, adam ayırmak. böyle de zor ama hayırlısı neyse o olsun.
şüphe en tehlikeli zehirdir moruk..
bir defa düşünce içine ne kendini çıkarabilirsin ne de kendini tam olarak verebilirsin içinde bulunduğun duruma..
tam çıktım dersin; yine düşersin kafasına, kafanda hep “ya.?” sorusu yankılanır..
kafayı yiyecek gibi olursun, dinlenirsin ama dinlenirken bile yorulursun..
ne o pes eder seni gömene kadar ne de sen vazgeçmek istersin; seversin, sahip çıkmak istersin, çünkü belki de ilk kez bu kadar mükemmel gitmiştir herşey senin için..
alışık değilsin ya; şüphe seni yer, sen kendini..
döner bakarsın sonra elde avuçta birşey kalmamış..
siktir et mk engellemeye çalışma çünkü güvenmezsen engelleyemezsin.!
ilk kez aynaya bakmadan bıraktım kendimi botlarımın üzerine, sokakları aşındıran yağmur damlalarını yara yara geçtim.
durdum bir ara ve onların nasıl birlik olup kaldırımların, parke taşlarının ve asfaltın üzerinde kusursuzca kayışına tanıklık ettim.
evet; bulutlar bir kez daha sevişiyordu ve ölüme doğuruyordu onları. sokak lambaları eşliğinde. ölüme seyreden yol hiç bu kadar kusursuz ve huzurlu olmamıştı..
kültür yoksunu, abaza erkeklerimizin; bir gülüş yarım bir öpücük için, katlanmaları sonucunda ülkemizdeki popülasyonları yerinde saymamakla beraber giderek artmakta.
Başını eğdiğin yerde ölümlerin. Ölümler çok şey anlatır ama biz susalım. Konuşmak kelimelerle sınırlar en güzel ölümleri. Duaların hepsi yakarış değil bilirim. Kırık aynaların da iyilik dilediğin bir bedenin var. Ruhunu kurtarmak dileğin. Bu döngü seni hapsetmiş hissettiriyor kırık aynalara. Direnmelisin yine de tüm kırıklara. Ah. Ah ettiğin yerden ölüyorsun her dakika. Diren. Diren tüm kırıklara.
anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştığını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz ama ben pek anlatmak istemiyorum.
gitmek..
ucu bucağı olmayan göğe, göğsümü yaslayarak; asılmış yıldızlara, kiraladığım harflerle yapıştırdığım söyleşilerimi, kuru odunlara okurken yaktığım kağıt parçalarına, göz torbalarımdan çıkan tuzlu olduğu kadar saf damlalara anlatırken dinle beni kadın.!
anlatacaklarım; ölü bir adamın son duası edilirken giydirilen zırhına atılan her kürek dolusu yirle zehirlenirken, filiz verecek tohumların miğferimi delmesiyle sona yaklaşıyor..
sayfasını çevirmekten kendimi alıkoyamadığım defterim; güneşin arkasına saklanmış kalemime yol gösterirken kaybettiğim beyin sinirlerimden birer hatıra..
dudaklarımın arasına aldığım sigaramın çizdiği portreye bakarak bir kez daha yanılıyorum; yine aynı yerdeyim, gitmekse sadece bir yok oluştan ibaretmiş.!