düğün ve kına gecelerinin olmazsa olmazı. bakan ve vekil düğünlerinin bir numaralı siması. tv ekranlarında günümüzü şen eden neşe kaynakları. gırnata saz of alem az misali çat çat bir dolar savuran aymazların bir numaralı kankası.
maddeleştirsek word'un gudik betimleçlerine durdurak vermeyecek kadar çok mu yoksa 2 noktayı 3 noktaya bile tamamlayamayacak kadar az mı diye soruyor bazen insan.. işte öyle şeyler ki bunlar heyecan yitimi ile sırtını dayamayla çektiğin duman karası arasında sıkışıp kalma ihtimalleri yüksek birçoklarına göre..
belki de tecrübe etmekle yitilmiş ama kaybolmamış sadece öğrenegelinmiş şeyler de denebilir.. basit tanımla dalga sesinden huzur bulmamak ya da bir martı kanadında kalbin çırpınmaması gibi... ez cümle yitirilen heyecanın zihne verdiği bulanıklaşmayla yitip gittiğini sandığın değerler bir bakıma...
peki merak ettiğim şu. öğrendiklerini tekrar öğrenme şansın olabilir mi? tecrübe ettiklerini aynı şevkle, bazen korku bazen ürkek dokunuşlarla hissetme ihtimalin aynı derece de haz verebilir mi insana... sanmıyorum.. zaman yavşa aksa da bazen daha çok korksam diyorum ama nafile..
herif biz bunlara böyle diyoruz gül gibi karısını küçük götlü acuzelerle aldatır ama bir noktada sıkılır ve ak pak kaşık gibi parlayarak eşine döner. eşinin ruhu duymaz tabi hiçbirşeyi, kadın eviyle ilgilenirken, eşinin donlarını yıkayıp gömleklerini ütülerken körleşmiştir zahir..
neyse herif bu acuzeyi terkeder ve eşine döner.. bizim küçük dötlü hatunumuz da karar verir. yeni bir hayata başlıcam, temiz bir sayfa falan açıcam diye ama bir kere vermiştir gönlünü herife iflah olmaz.. ona buna sataşır, koca götlü kadın gördükçe evli sevgilisinin karısını düşünür ve daha da sinirlenir.. adam ihtiyaçları için tekrar bu küçük dötlü hatuna geri döner neticede erkektir gönlü şenlik ister yoksa beyne, fikre değer verdiği falan da yoktur. bizim küçük dötlü acuzemiz de bayram havası kabul eder herifin dönüşünü alır koynuna, sever, okşar falan..
burda suç adam da değil! kendini evli bir adama peşkeş çekebilecek iğrençlikteki küçük dötlü acuzededir..
var böyle şeyler hayatta. o kadar iğrenç ki, bu tarz insanların yüzlerine kusmak istiyorum..
tuhaftır ki önce sırt ağrın geçer, bindirilen iş yükü ile orantılı bir düzelme olur omuriliğinde, bir ferahlama, bir dünya .aşağımda değil durumu falan. akabinde tırıs bakışlar mesai bitimine kadar millete. sanki en hakiki ibnetor senmişsin gibi, bir keyif bir keyif sorma.. sonra helalleşme sanki anana doğumunu ben yaptırmışım gibi helalleşmeler hemde uzun uzun yakap şalap tiksinti verici.. mesai bitimine doğru hafif buğulanmalar ama yine de huzura ermiş bakan gibi gerinmeler sanki ihaleyi kapamışsın yedi düvel ceddin rahat edicek edasında.. sonra mesai biter eve geliş, sikindirik kariyer sitelerine dalış ve gerçekler.. ama dünya umrunda mı sırt ağrın geçmiş rahat rahat uyuyacan.. iş bulmadan iş bırakmayın ayıp.
apışıp kalma teriminin metropol görmüş hali. köprüden geçince zaten bir tavır bir hal hareketteki değişmeler, bindiğim belediye otobüsü değil arabam serviste aslında bir kaşık yok demeler bir entelleşmeler falan.. geyik yani karnın doydu mu, iyi sevişebildin mi, zevk de aldın mı tamam gerisi boş.
efendim bu tip yazarlar geyik başlık açılmaya görsün hemen atlarlar başlığa.. genelde verdikleri bakınızlarla, 90 a giden rövaşatayı gören rakip teknik direktör misali bir gevşeme bir sırıtma edası zuhul eder yüzlerine.
keklik gibi sekerler başlıklarda yar bana bir eğlence aman da yar bana bir eğlence minvalinde. moderasyon silme ama entryleri oturmaya mı geldik?...
genelde okçuluk sporunda önemlidir bu terim. yayı gergin tutman, ipini iyice germen ve hedefe doğru gergin ve kısık gözlerle bakman gerekir.. okun yaydan fırlamasının ve hedefe doğru gidebilmesinin temelinde gerginlik yatar..
insan i gerginlikten kasıt ise elektrikli ocak üzerine poponu basmışlar gibi bir sinir sahibi olma, sıçramaya hazır, ortalığı velveleye vermeye hazır, gerekirse tüm kolluk kuvvetlerini göreve çağırmaya hazır bir durumda olmaktır zannımca..
sosyal yaşamımızdan örnekler vermek gerekirse, markete gidersin cüzdanını unutmuşsundur bir bok alamadan çıkarsın gerilirsin, giyim alışverişine gidersin yeni sezon pantolonlar basenlerinden yukarı çıkmaz, koca kıçlı olduğunu anlarsın gerilirsin, evini temizleyeceksindir çamaşır suyu bitmiştir hay sıçayım böyle talihin içine der gerilirsin, işe gelmişsindir patronun önünden bir hışımla geçmiş senin anlamadığın bir dilde ağzında bir şeyler gevelemiştir hay allah naptık lan şimdi dersin gerilirsin, elektrik faturası gerilirsin, su, adsl, lig tv, gerilirsin, araba taksidi iki kere gerilirsin.. bu böyle devam eder gider..
işte önemli olan nokta bu kadar gerildikten sonra ne olacağıdır?.. hay ben senin diyerek sevişerek rahatlamak vardır ulan prezervatif bitmiştir yine gerilirsin.. ağız tadıyla bile sevişememekten bile gerilirsin. herşey üzerine gelir. işte o anda her insan farklı şekillerde defansa geçer hayata karşı..
şahsen bir kaç bira ve su görüntüsü olan herhangi bir birikinti bana yeter de artar gevşemek için.. ama bazen de başka biriyle salyaları saça saça, bağrış çağrış, tekme tokat kavga ederek de rahatlayabilirsin. herkesin kendine göre bir rahatlama stili var..
hatta bazı kadınlar o kadar çok gerilirler ki evli adamlara sarkıp bir de karılarından nefret ederler.. işte ben bu tip kadınlardan nefret ediyorum abicim.. bu kadınların hayatta hiç kimseye güvenleri de yoktur kendilerine güvenleri olsun.. hastalıklı birer mikrop saçıcıdırlar bunlar.. sonra da adam kendi yaşamına dönmeye karar verdiğinde sağa sola saldırır milleti gererler.. bunlar gibisini herhangi bir meydan da sallandırmak ta gerginlik alıcı bir yöntemdir zannımca..
gerginlik kötüdür, tüm insanlar kardeştir kimseyi sallandırmaya da gerek yoktur adam gibi davrandıktan sonra bana bir kaç bira ve 10 litre su birikintisi yeter köpüklüsünden..
bir reklam klişesi. özellikle şampuan ve duş zımbırtıları tanıtımlarında kullanılır..
göğüs hizzasından yukarısı köpük köpük bir hatun peydah olur ekranda ve avokado kokulu yağmur ormanlarının büyüleyici atmosferinden damlayan yaşam özlerinin rahatlatıcı etkisinden bahseder biz de yeriz..
gözünü sevdiğimin hacı şakir sabunu. bizi kandırmayan tek sabun!
ahanda kalıp gibiyim, yıllardır rafta günümü bekler dururum, ben burdayım al ya da alma ama ben hep burdayım der gibi durur her zaman..
kutuplaşmaların, toplaşmaların aksine davranan yazar. akıllanmış zira.. sözlük gibi kaypak bir ortamda taraf tutmanın denyoluğunu bünyesinin her kıvrımında hisseden yiğit.
mitinge gidip gitmeme konusunda bile sayfalarca tartışma yapılabilen bir ortamda heyhatt hani fikir özgürlüğü diye kıvrananların ya da yemişim lan fikrini otur oturduğun yerde diyenlerin uzak durması gereken yazardır..herkese cevabı aynı bir çay koy gel de içimiz ısınsın.
beynimin içini kemiren olguların işdüşümlerinin hayata yasımasını çözümleme kapasitemin feveran ettiği, kayışı kopmuş yerine çorap bağlanmış hayatın sadece 25 km idare edebileceği bir noktada tüm hayatıma düşen izlerinin bir boka yaramadığının farkındaki bünyemin işlevselliğini yitirmesi..
öyledir efem. turuncu giyen kişi olgunlaşır bir sükut u ikrar çöker üzerine. bir rahatlar bir ferahlar. keşiş olur falan. kafayı da kazıttı mı değme keyfine..
Matematikçi Eulerin, adıyla anılan teorimidir. Teorem, üretim fonksiyonunda üretim maliyeti ile gelir ve çıktı eşitliğinin sağlanmasında ne gibi yaklaşımlar gerektirdiğini ve marjinalist gelir bölümünü matematik yoldan göstermektedir.
Firmalar, bir işçinin işe alınmasına ve eğitimine büyük yatırımlarda bulunduktan sonra, ekonomik bir resesyon sırasında bu işçinin işine son vermekten kaçınacaklardır.
Bir savunma mekanizması olarak işveren firma, daha önce yatırım yapılmış işçileri gömülemek (iddihar etmek, biriktirmek) isteyecektir. Böylelikle bir resesyonun başında emek hemen azaltılmamakta, üretim ve emek kullanılma oranı düşmektedir. iktisadi faaliyetin artmasıyla, emek girdisini artırmadan emeğin kullanılma oranını artırmak yoluyla üretim artışı sağlanabilir.
Her iki durumda da istihdam, bir gecikme ile üretim artışını izlemektedir. Emek de bir değişken faktör olmaktan çıkarak sabit bir faktöre benzemektedir.
iş odaklı kuruluşlarda iletişim hemen hemen tümüyle işletme konuları üzerine odaklanmıştır. Bunun neden bireysel çıkarların şirket hedefleri ile çakışması ve bu hedeflerin genellikle “düşman”ın ve onu yenmek için atılacak adımların açık seçik anlaşılması ile bağlantılı olmasıdır. Bu tür kuruluşların en önemli özelliği, piyasada algılanan bir fırsata ya da tehdide hızla ve tutarlı bir şekilde tepki verme yeteneğidir.Öncelikler (genelde üst yöneticiler tarafından) hızla belirlenir ve kuruluşun bütününde pek tartışılmadan uygulanır.
iş odaklı kuruluşların bir başka ayırt edici özelliği de iş yaşamının ve sosyal yaşamın açıkça ayrı tutulmasıdır. (Bu tür kültürlerde genellikle iş yaşamını özel yaşamları karşısından öncelik taşıyan insanların olması ilginçtir.) Bu tür topluluk üyeleri işyeri dışında pek arkadaşlık etmezler ve ederlerse de, iş vesilesiyle, söz gelimi bir rakibin yenilgisini ya da stratejik planın başarısıyla uygulanmasını kutlamak için bir araya geldiklerinde ederler.
insan ilişkilerinin güçlü olmaması nedeniyle, iş odaklı kuruluşlar genellikle düşük performansa hoşgörü göstermezler. Gerektiği gibi katkıda bulunmayanlar ya işten uzaklaştırılır ya da kesin bir sure öngörülerek nasıl düzelecekleri konusunda açıkça uyarılır.
Son olarak, sosyal ilişkilerin düzeyinin düşüklüğü, iş odaklı kuruluşların pek sadakat kalesi sayılamayacağı anlamına gelir. Çalışanlar firmalarını pekala sevip sayabilir; buna rağmen, bu kurumlar, daha çok sıkı çalışan ve standartlara uygun davranan kişilere adil davranırlar. Fakat bu tutumun duygusallıkla ya da insanlar arasındaki sevecen ilişkilerle ilgili değildir. insanlar, dayanışma düzeyinin yüksek olduğu firmalarda, kişisel ihtiyaçları karşılandığı sürece kalırlar ve sonra çeker giderler.
iş odaklı kuruluş işletmede şu koşulların varlığı halinde etkin bir işleyiş kazanır:
1) Değişim hızlı ve dizginsiz ise, böyle koşullar ancak iş odaklı bir firmanın örgütleyebileceği süratli, odaklanmış bir çıkış getirir.
2) Şubelere ve bölümlere süreçleri ve usülleri dayatabilecek şirket mükemmellik merkezleri oluşturmak suretiyle ölçek ekonomisi sağlıyor veya rekabet üstünlüğü kazanılıyorsa. Örneğin, genel merkezi Zürihte olup çeşitli alanlarda faaliyet gösteren ABB Asea Brown Boveri adlı firma, ürün grupları için dünya ölçeğinde mükemmellik merkezleri kurmaktadır. Şirketin Finlanddaki işletmesi Stromberg, 1986da iktisap edildiğinden bu yana, elektrikli hareket tertibatı alanında dünya lideri olmuştur ve artık ABB şirketler topluluğunda standardı belirlemektedir.
3) Şirket hedefleri açık ve görülebilir ise ve bu nedenle, firma elemanlarından gelecek girdiye ya da anlaşma sağlamaya pek ihtiyaç yoksa.
4) Rekabetin niteliği belli ise. Rakip ve onu yenme yöntemi- belli ise, iş odaklı kuruluşlar başarı sağlar. iş odaklı kuruluş için en elverişli koşullar, bir rakibin diğerlerinden ayırt edilebilmesi halidir.
Max Weberin bürokrasi konusundaki sosyolojik yaklaşımının eksikliklerini insan ilişkileri okulu gibi davranışsal bazı verilerle gidermeye çalışan bu yaklaşımın öncüleri arasında Robert Merton, Alvin Gouldner, Philip Selznick ve Reinhard Bendix gibi sosyologlar sayılabilir.
Weberin bürokratik modelde ortaya koyduğu modelini çeşitli ilke ve kurallardan oluşan bir makineye benzeten bu yazarlar bu makinin görevinin yönetimin koyduğu amaçları gerçekleştirmede bir araç olduğunu belirtirler. Ancak yazarlara göre makinenin amacın gerçekleştirilmesi gibi beklenen sonucunun yanında beklenmeyen sonuçları da vardır. Weber yapıya ilişkin bir çok ilke ve kurallar belirlemiştir. Ancak önderlik biçimi, örgütte çalışanların kişilik yapıları, birbirleriyle iletişimi gibi insan öğesine ilişkin konular üzerinde durmamıştır.
Webere göre insanlar, adı verilen görevleri dolduran ve kendilerinden bu rollerin görevlerine uygun davranışlar beklenen, dışarıdan bakıldığında birbirinden farksız kişilerdir. Onların davranışını, örgütün koyduğu kural ve ilkeler belirler. Kural ve ilkelere bağımlılık, davranışsal teori savunucularına göre, yaratıcılığı köreltmek demektir. Bu etkiyi yok etmek isteyen bireyler kendi aralarında bazı yöntemler geliştirirler. Bu da amaçlardan sapmalara neden olabileceğinden yönetim yeni kural ve düzenlemelere gidecektir.
Buna örnek şu şekilde verilebilir; işi kendisi yapacakken amire havale etme beklenmeyen bir sonuçtur; durumdan memnun olmayan müşteriler bu hoşnutsuzluklarını üst makamlara bildireceklerinden kontrol mekanizması yeniden düzenlenecek, yeni kurallar koyarak bu ihtiyaç karşılanmaya çalışılacaktır.
Görüldüğü üzere, davranışsal okul yandaşları da insan ilişkileri okulunda olduğu gibi bütüncül bir yaklaşımdan çok sosyolojik önerileri psikolojik verilerle tamamlamaya çalışmaktan öteye gidememişlerdir. insana bakış açısı değişmesine rağmen, tamamıyla yeni bir çözüm, bir sistem ortaya konamamıştır.
kaynak : http://www.maximumbilgi.com
Gönderici de, alıcı da kendisine gelen işaretleri öncelikle filtreden geçirirler; daha sonra da değerlendirirler. Kişiler kendilerine ulaşan işaretleri öncelikle algılamaya çalışır ve bunun sonucunda işareti teşhis eder. Bu teşhis sonucunda işareti değerlendirmeye karar verir yani işareti değerlendirme için kabul eder. Bu aşama kişilerin gelen işareti filtresinden geçirdiği aşamadır.
Kişiler duyu organları kanalıyla yüzlerce işaret almaktadır. Bu işaretlerden bazıları hemen hemen hiç dikkate alınmamakta, kalanı ise kişilerin zihninde sınıflanarak. daha önceki tecrübelerle ve bilgilerle ilişkisi kurulmakta ve bunlara değişen ölçülerde önem verilmektedir. Kişi bu önem derecesine göre bir davranış göstermektedir.
Daha sonra kişiler işareti değerlendirir. Değerlendirme aşamasında kişiler işareti yorumlamaya çalışır. Kendi hafızasında yer alan verileri veya dışardan elde edebildiği verileri toplayarak daha anlamlı bir yorumlama yapar. Zihninde geliştirdiği düşünceler sonucunda işaretine karar verir ve bu işareti nasıl göndereceği gibi konularla ilgili plan yapar. Daha sonra da seçtiği iletişim kanalı ile işaretini alıcıya gönderir.
iletişim sürecinde filtreleme aşaması çok önemlidir. Çünkü gönderici, ileteceği işareti oluştururken kendine ulaşan yeni, bilgi, fikir, duyguları kendi amaç, değer yargısı anlayışı vb. faktörler doğrultusunda işaretlere çevirecektir. Diğer bir deyişle gönderici görmek istediğini görecek, anlamak istediğini anlayacaktır. Bu durum alıcı için de geçerlidir. Alıcı, kendisine ulaşan işaretin bir kısmını hiç dikkate almayacaktır. Diğer bir deyişle işarete göndericinin verdiği önemden daha değişik bir önem ve anlam verecektir. Kısaca gelen işaret, kişilerin süzgecinden geçerek değerlenecektir. Örneğin bir üst, astına bir soru sorduğu zaman bu filtreleme ve değerlendirme mekanizması şöyle işlemektedir: Ast, duyu organları vasıtasıyla soruyu duyar.
Soru ve anlamı ast tarafından önceki uygulamalarla karşılaştırılır. Ast, kendine göre uygun diye nitelediği davranışı gösterir. Eğer acil ve önemli olduğunu düşünürse soruyu hemen cevaplandırır. Aksi halde ağırdan alabilir veya soruyu hiç cevaplamayabilir. Üstün sorduğu soruya karşı iki ast farklı şekillerde tepki gösterebilir. Yani aynı işaret, farklı kişiler tarafından değişik şekillerde algılanır. Kişilerin gelen işaretleri filtresinden geçirdiği ve değerlendirdiği aşamalarda, kişileri etkileyen bir takım fiziksel ve psikolojik faktörler vardır: Fiziksel faktörleri, kişinin fizyolojik özellikleri ve işaretin özellikleri oluşturmaktadır:
Kişinin Fizyolojik Özellikleri;
1) Duyu organlarının tam olarak çalışıyor oluşu
2) Fiziksel ihtiyaçların (açlık susuzluk, yorgunluk vb.) giderilmiş olması
3) Yaş
4) Sağlık durumu
5) Cinsiyet
işaretin Özellikleri;
1) işaretin yoğunluğu,
2) işaretin hareketliliği
3) işaretin tekrarlanması
4) işaretin yeni olması
Psikolojik Faktörler;
1) Önyargı
2) Değerler
3) Kültür
4) inanç
5) ilgi ve ilgi alanları
6) Amaç/hedef
7) His duygu
8) Stres, endişe
9) Düşünce
10) Bilgi fikir
11) Kuvvetli/zayıf yönler
12) Motivasyon
13) Beceri
14) Zeka
15) Hafıza
16) Algılama
17) Olayı işleme ve ifade etme hızı
18) Dikkat
19) Öğrenme hızı
20) Dinlenme yetersizliği
21) iletişim konusundaki başarısı
22) Esneklik
23) Empati
24) Girişkenlik
25) Eğitim
26) Tecrübe
27) iletişim kurulan kişiye beslenen duygu
28) iletişim kurulan kişinin imajı
29) Toplum içindeki roller ve konumlar
30) iletişim kurulan kişiyi tanıma
31) iletişim kurulan kişiye duyulan güven
32) Kendine güven
33) Tavır tutum
34) Beklentiler
35) Sabır
Aynı işaret bu tür faktörler nedeniyle, farklı kişiler tarafından farklı yorumlanabilmektedir.
Grubun herhangi bir kısmında ortaya çıkan değişmelerin grup üyeleri üzerinde ve grubun yapısında meydana getirdiği etki ve tepkilere grup dinamiği adı verilir. Grup belirli amaçları gerçekleştirmek için bir araya gelmiş ve birbirleriyle ilişkide bulunan bireylerden oluşmaktadır.
Her grup üyesi amaca ulaşmak için grup içinde belirli görev veya role sahiptir. Bu görevi yerine getirirken doğal olarak diğer üyelerle koordineli biçimde çalışmak onlarla haberleşmek zorundadır. Bu haberleşme süreci kişiler arasında bir etki-tepki süreci başlattığı gibi, grubun dış koşullardan ve diğer grupların faaliyetlerinden de etkilenmesi söz konusu olmaktadır. Şu halde grup dinamiği iki kaynaktan oluşmaktadır; bunlardan biri grubun kendi üyelerinin birbirini etkilemeleri, diğeri de grubun çevresinden ya da kendi dışındaki diğer grupların hareketlerinden etkilenmesidir.
genelde bol action dolu soygun filmlerinde rastlanan durum. jönümüz los encılıs pidinin en baba polisidir. kahramandır bir nevi. akıllı düşman ister kendine. hatta soyguncuyla yüzyüze gelip felsefik tartışmalara girer çoğunlukla.
hırsız da kendine göre karizmadır. polisle kedi fare oyunu oynamayı sever.
anlamadığım kısım da şu. soyguncu ekibi oturur yüzlerce plan yapar, binanın çizimlerini çalar, alet edavat toplar, ekip kurar, daha soygunu yapmadan kaçış planı bile vardır adamın. herşey mükemmel saat gibi işleyecektir.
bizim dedektifimiz de bunları habire takip eder. sağa bakar sola bakar. ve işte dannn!!! olayı biran da çözmüştür. adamların nerden gireceğini, bütün oyunlarını.. lanet olsun adamım bu soyguncular çok zeki! allah kahretsin mayk!! burda olmamalıyız!! bizi atlattılar!! iyi de be adam noldu ki bir anda gökten mi indi bütün plan kafana? ben de baştan beri sahne atlamadan izliyorum filmi, çişe bile gitmedim lan! nerden çözdün?? hangi ipuçlarını yakaladın sağına soluna baktın da?...
bariz yalandır efendim. eş dost akraba farketmez. akşam eve dönen koca da olur çocuk da.. hayatımmm ne yemek yaptın çok açım!! vallahi çeyrek ekmekle duruyorum. iyi de niye çeyrek niye yarım değil, bir tas çorba değil de çeyrek ekmek. ekmeğin içinde bir şey var mıydı peki? acayip takıldım bu konuya..
efendim bir demet samanla gel gel gel kızım şeklinde çağırılıp çıkarılabilir. ya da en yakın manavdan karpuz alıp içini yiyerek kabuğuyla da halledilebilir.
milattan önce buzadamı nickli celebrity yazar dile getirmiştir.
o dönemde internet yok, pc yok ama yazarlık baki. buz kalıplarının üzerine yazarlarmış. olay bu ya o buz kalıpları da gün ışığında eriyip kaybolur, birbirlerine ettikleri laflardan eser kalmaz, sadece içlerinde kırıklıkla devam ederlermiş hayata...