mavici
2338 (filozof)
birinci nesil yazar 8 takipçi 228.74 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    mutluluk bir yanılsamadır

    1.
  1. nasılsın, dedi .
    hava ne kadar da yıldızlı değil mi , dedim.
    burada tam burada seni yıllarca bekledim, dedim.
    sessizliğin içinden sıyrıldı bakışları .
    kalkalım artık, vakit geç oldu,dedi.

    yıldızlar bulutların arkasındaydı...
    1 ...
  2. blackbird song

    1.
  3. sözleri şöyle olan ecnebi şarkısı :

    pack your things, leave somehow
    blackbird's song is over now
    uh

    mouths are dry, river runs
    hands are tied, preacher's son
    pack your things, leave somehow
    blackbird's song is over now
    uh

    don't be scared ı'm still here
    no more time for crying tears

    dinleme şeysimiz de ahanda burda :

    https://www.youtube.com/watch?v=NxV7C6NELqA
    0 ...
  4. lee dewyze

    1.
  5. amerikalı 1986 doğumlu türkücü . oranın popstarında * birinci olmuş hafiften tompalak bir kardeşimiz.

    bu kardeşimiz the walking dead'in 4. sezonun 13. bölümünde blackbird song isimli şarkıyı enfes çığırmıştır .

    http://www.youtube.com/watch?v=6pP5O9WamKc
    1 ...
  6. ben geldiğimde sen yoktun

    1.
  7. Oysa gidişinin tozlu bulutlu karmaşasında yüzün tatsız bir yemek gibi oturmuştu mideme.sonra ellerinden kaybolup giden bir nefesin egzozunu bulaştırmıştım kederliliklerime . her neyse, diye giderken çekipliğini susuşunun kenarından bakıp kaçmıştı o yaramaz hoşçakal ama yakalayamadım , yakalanamadım ; bakakaldım, baktıkça yakalanadım ... sonra izbe bir güneşin gölgesinde bütün rüzgarları kuytularıma aldım ve kuytularında izbeliğin güneşten öfkelenen bir rüzgarın gölgesinde kaldım ... ben sana geldim ama sen yoktun , belki sen geldin ama ben bana gelirken sana rastlayamadım . tırmanırken sensizliğin inişlerine sen yoktun ...
    1 ...
  8. gerçek dünyaya hoş geldin beşiktaşlı

    1.
  9. kötü günler geçirdiğimiz şu günlerde bize bizi anlatan enfes bir yazının başlığıdır , tüm beşiktaşlıların okuması gerekir, anlam çıkarması gerekir .

    Gerçek Dünya'ya Hoş Geldin Beşiktaşlı !

    24 Mayıs 1980… Tarihinin belki de ‘en kötü Beşiktaş’ı’, 11. sırada bitirdiği sezonun son maçını oynuyor… 11. sıra sizi yanıltmasın; küme düşen 14. Göztepe’nin sadece 2 puan üzeri… Gerçi o zamanlar galibiyete 2 puan veriliyor ama olsun… Rakip Zonguldakspor! Günümüzde çoktandır ortalarda yoklar ama o maçta Beşiktaş’ı yenselerdi; ligi 2. bitirip UEFA’ya gideceklerdi. Ama olmadı… Beşiktaş yine çok kötüydü ama Ercan’ın golüyle kazanmasını bildi, UEFA’ya Fenerbahçe gitti.

    Ercan’ın golünde Dolmabahçe yıkılıyordu! Sanki şampiyonluk maçıymışçasına, yine tribünlere iğne atsan yere düşmüyordu. Beşiktaş çok kötüydü ama yalnız değildi… Maç sonunda Rasim Kaptan, “bizi bugünlerde bile yalnız bırakmayan taraftarımıza çok mahcubuz…” diyordu, haklıydı... Çünkü taraftar oraya takımına sitem etmek, küfür etmek, ıslıklamak, ‘sizi topçu yapanın!!!’ demek için orada değildi; Beşiktaş için oradaydı!

    Hem o takım, hem de Eskişehir’de sakat sakat maçı tamamlayan Rasim Kaptan; mahcubiyetini sadece 1 yıl sonra giderdi. Beşiktaş 1982 yılında, istanbul’da siyah-beyaz iplik bırakmayacak olan şampiyonluğu yakaladı.

    Beşiktaş 1980 yılında küme de düşebilirdi. Belki yurtta hala onun üzerine espriler yapılırdı ancak global anlamda bugünkü kadar prestij kaybı yaşanmazdı; hatta esamesi bile okunmazdı! Beşiktaş bu akşam, adını dünyaya duyurdu ama pek planlanıldığı gibi değil. Zaten tam da bu “dünya kulübü olmak!” hatta onun da öncesinde “ön sayfalarda yer alacak takım olmak” akımlarının sonucuydu bu… Bugün artık dip görüldü, kimsenin kimseyi kandıramayacağı vakit geldi…

    Haklı olarak herkes, bombayı bırakıp TFF başkanı olan insana beddualarını sunuyor. Bu yeni bir şey değil zaten. Zira ben bu tehlikeyi, daha ilk başkanlık seçiminde hissettim; 2004’de… “Locaları yıkacam!” ana başlıklı bir popülizm politikası izleniyordu. O gün üyeliğim olsa, yine oy atmazdım. Çünkü bu milletin başına ne geldiyse popülist politikalar yüzünden gelmiştir. Sağ, sağcının nabzına göre şerbet vermiştir; sol da solcunun… Ne tesadüftür ki, ülkenin kurtuluşu da tamamen gerçekleri ortaya koyan Mustafa Kemal sayesinde olmuştur. Ve bu yüzden bazılarınca sevilmemiş, hatta suikast girişiminde bulunulmuştur…

    Demirören’i geç… Hatta bugünlerde ‘100 bin üye bize göre değil’, yakın geçmişte ise ‘ibra etmemek bize göre değil!” diyen insanları da geç… Şahıs ve şahıslar, elbet bir gün değişecekti; değişiyor da… Beni asıl korkutan, Beşiktaşlının bu son dönemde yaşadığı (yaşatılan) kimlik problemiydi. Game of Thrones’u izleyenler bilir; orada Theon diye bir arkadaş var; kimlik sorununun nelere yol açacağını güzel koyuyor ortaya…

    ‘Beşiktaş mücadeledir! Ama Ahmet topçu değil!’, ’30 liraya bilet mi olur Beşiktaş halk takımıdır! Ama Mehmet, Beşiktaş’ın oyuncusu değil!’, ‘Nerede o 90’ların kolej takımı havası… Nedir bu Necip’in hali?’… Evet, bu ve bunun gibi tezat düşünceleri aynı cümle içinde kurmaya başlamıştı Beşiktaşlı. Ona sunulan düzeni, kabul etmişti bir anlamda… Bir yıldız transferiyle, sorular sormayı bıraktı Beşiktaşlı. Yeter! denilen adam, bir anda ‘çıldırt bizi başkan!’ mertebesine yükseldi… Ve bugüne geldik.

    Avrupa’dan men edilmek prestij, bu dar zamanda önemli bir para ve 5 yıl boyunca çekeceği sıralama (seri başı olma, üst torbada yer alma şansı vs.) kaybı yaşatmıştır. Düşülen durum felakettir ama bir “son” asla değildir; bilakis bir fırsattır, uyanıştır… Nasıl ki milli mücadele zamanında insanlarımız, ancak Yunanların izmir’e gelip yakıp, yıkmasından sonra durumun vahametini kavramaya başlamış ve Mustafa Kemal’in gerçekçi söylemlerine iştirak etmiştir; aynı durum bu olay sonrası Beşiktaşlıda da yaşanacaktır belki de…

    Artık elini taşın altın koyanlara ciddi bir destek zamanıdır. Biliyorum ki, sadece Beşiktaş’ın maddi problemleri için değil, aynı zamanda gelecek takımının da rotasını çizmek için de uğraşıyorlar. Elde kalan mali yapıya uygun şekilde transferlere de başladılar... Emre’yi yazdık ettik, çok iyi bir kazanım. Bugün A2 Milli’de izledik ki; Berat’ın da belli bir kalitesi var. Fizik, mental olarak Sakaryaspor değil, Sampdoria’dan gelmiş gibi… Yine ‘biliyorum ki’ bu oyuncular artık sadece tavsiye üzerine değil; ciddi bir ekip altında izlenip, işlenip alınıyorlar.
    O yüzden bırakalım artık karamsarlığı, yeni yapılandırmada tam anlamıyla sağlam duralım. Quaresma’nın trivelası yerine, Berkay’ın yapacağı yatarak müdahaleyi falan alkışlayalım mesela; şimdiden bir fikre sahip değilken “sen kimsin?” demek yerine… Ne kaybederiz? Hiç bir şey… Ama belki kazanırız. Berkay, ya da Berat her neyse; o moralle bir sonraki atakta yine direnç koyar, sonra yine yine yine… Ama “Beşiktaş’ın topçusu değil!” yaftasıyla ilk günden önyargı koymak, belki olacak olanı da oldurmayacak…
    Şu günden sonra beğenmediği adamı tribünde ıslıklayan insan da Demirören’den beterdir, aynı derecede Beşiktaş’ın iç bedbahtıdır! Ne oluyor be abi bu adamları ıslıklayınca? Hoca oyundan mı alacak, bir daha takıma mı koymayacak? Tribün ıslıklıyor diye inanıp, sahaya sürdüğü adamı alacak hoca, karaktersizliğin de kitabını yazmış demektir zaten. Maç boyu 1.7 km koşan adamı ıslıkla madem. Kötü şut, kötü orta, kötü pas atan değil; kötü koşan adamdır Beşiktaş’a ihanet eden… Son sezon Karabük, hatta "kuşlara" oynayan iBB; Beşiktaş'dan daha başarılı olmuş iç sahada. Bu mu muhtemeşem, dünyanın kıskandığı taraftarlık? Herkes beğenmediği adamları ıslıklarsa, takım 34 maçını da deplasmanda oynamış olur; bu basit mantığın farkında değil miyiz? Beşiktaş “akıllı” yönetilirse; o kötü pas, kötü şutta ısrarcı olanlar zaten tasfiye edilir zamanla, yerleri de doldurulur. Bunu yapacak mecralar oluşturulmuş durumda…

    Gelecek planlamada, alt yapı oyuncularımız da ciddi şekilde yer alacak. Aralarında üzerine plan yapılası oyuncular da çoklukta zaten, yazıyoruz ediyoruz bazen; biliyorsunuz… Bunu takdir edilmek için yapmasam da; sağ olsunlar, çoğunlukla takdir ediliyorum bu konuda ama “Messi çıktı da biz mi oynatmadık?” ya da “La Masia yaptın Fulya’yı bilader” diyeni de çıkmıyor değil. Yahu Messi çıkmasın, ismail çıksın, Fink çıksın, Uğur inceman çıksın, Hilbert çıksın… En kötü, yerli transferde Beşiktaş’ı dışarıya muhtaç etmesinler, bu maddi anlamda ne demek biliyor musunuz? Tabata’da olduğu kadar, Beşiktaş’ın vasat yerlilere ödediği küçük harcamalardır batıran…

    Kaldı ki; sen daha Necip’i beğenmiyorsan, belli bir zaman sonra homurdanmaya başlıyorsan: Messi’nin o ortamda çıkacağı varsa da çıkmaz. Tello’nun, şampiyonu tayin edecek El Clasico maçında “iki net gol” kaçırmasına rağmen, kenara alkışlarla alındığı yerde çıkıyor işte Messi… Ki orada da bir tane Messi var zaten. Gerisi; Tello’dur, Cuenca’dır, Montoya’dır… Bizde çıksa “bu muymuş alt yapı?” denilecek adamlardır kısaca…
    Beşiktaş, en şaşalı dönemini Metin’le, Feyyaz’la, Ali’yle, Ulvi’yle, Şifo’yla yaşamış bir takımdır. ‘Birinci sayfa takımı’ tabiri de, o yolda gelen oyuncular da oturmamıştır hiçbir zaman, o yama tutmamıştır. Aksine batmışızdır… Beşiktaş’ın gerçeği: Quaresma’nın, Simao, Guti’nin maliyetlerini forma alarak karşılayamamaktır. Bu kanıtlandı zaten, yıldızların düştüğü sezonla bir önceki sezon arasında “saha dışı gelirlerde” pek değişme olmadı… Sevinmedim mi bu adamların gelişine? Sevindim elbette… Ama kafamda “nasıl olacak bu işler?” sorusu hep vardı, kemiriyordu… Bugün gördük ki, boşuna kemir miyormuş... "Muhasebeci misin taraftar mı?" denilen adamlar, haklı çıktı. Ama olsun; uyanalım da varsın şu saatten sonra uyanalım ve özeleştirimizi yapalım. Evvela kendimizi düzeltelim, sonra her şey düzelir zamanla...

    FEDA organizasyonu mükemmel… Sokakta bu tişörtle gördüğüm insana sarılasım geliyor… Ama yetmez, bunu hayat felsefesine de dönüştürmek gerekir. Canınızı istemiyoruz zaten Beşiktaş için, o Şeref Bey’lere özgü bir şeydir… Artık şu beklentinizi FEDA edin de, Beşiktaş rahatça yeni ve 'genç' sayfasını açsın; çok şey mi istiyoruz? Ayrıca bu yolun sonu Beşiktaş için başarısızlığın aksine, başarıdır aslında; tarih yalan söylemez.

    En başta anlattığım küme düşme ve sonrasındaki şampiyonluk hikayesini ben yaşamadım; 1980’de de, 1982’de de dünyada yoktum henüz. Ama anlattılar, olmak istedim… O Zonguldakspor maçına sadece “Beşiktaş için” gelmiş insanlarla bir arada, omuz omuza durmayı çok isterdim…

    Şimdi bizim jenarasyon için de böyle bir fırsat doğdu. Beşiktaş’ın dirilişi için, sadece Beşiktaş’ı düşünelim. Araya kendi nefsimiz girmesin bir müddet… Aksi halde olmuyor, görüyoruz. Uğruna FEDA diyeceğimiz bir camia kalmayacak ortada…

    Morpheus’un Neo’ya sarfettiği bir cümle bizler için de söz konusu: Gerçek dünyaya hoş geldin Beşiktaşlı…Matrix'de çok bile kaldın aslında.

    http://cartalete.blogspot...hos-geldin-besiktasl.html
    3 ...
  10. terahı firak

    1.
  11. eskiler bu deyimle özlerinden kopan acıyı tarifleyip satırlarca yazı yazarak günlerce karanlık odalarda çilelerine çile katmışlar ve detlerine derman bulamamışlar ... ne desek boş anlamı kazanmış aslında ayrılıka acısı manasına gelen osmanlıca sözdür aaa dostlar .

    (bkz: ayrılık acısı)
    1 ...
  12. zıpla zıpla zıplamayan faşisttir

    1.
  13. 1 mayıs'ta taksime giren beşiktaş kortejinden yükselen slogandır .
    7 ...
  14. sineklerin bardak fetişizmi

    1.
  15. arsız bir uçan mahlukatın elle ya da gazeteyle yapılan tehtitleri sallamayıp sürekli bardakların içinde gezinme merakının insanda öfkeye dönüşme halidir. hayır ne istiyosun arkadaşım su bardağımdan ?? yemin ediyorum susadığını bilsem allah rızası için bir kaba su koyup vereceğim ( ki bu deneyi şimdi uyguluyorum ) ama derdi o değil ki ! tamamen zarar verme amacıyla yapıyo bu hareketleri ki adını şuan bilmediğim bir bulaşık deterjanıyla ortaklaşa çalıştığı düşünüyorum bu ırkın .
    0 ...
  16. dalasi

    1.
  17. maşatlık

    1.
  18. Gayrı müslim mezarlığına verilen ad .
    0 ...
  19. avgan

    1.
  20. uzaktan kesin bitki türüdür lan bu dediğinizi duyar gibi oluyorum ama malesef hamile sığırlara verilen admış .
    0 ...
  21. ıskaparma

    1.
  22. bir gemicilik terimi .Gemi kiralama anlamında.
    0 ...
  23. neşvünüma

    1.
  24. eski dilde gelişmeler , yaşanan hadiseler .
    2 ...
  25. paraçol

    1.
  26. bir gemicilik terimi . Gemi çatmasında eğri parça.
    0 ...
  27. kara selimoğlu muhammed

    1.
  28. aytunç altındal'a göre Daniel Defoe'nun gerçek adıymış ve bu daniel abimiz özbe öz türk evladı olup osmanlı ajanıymış yauv.
    0 ...
  29. myspace e erişimin engellenmesi

    11.
  30. sayfama girmeye çalışırken karşıma çıkmış saçmalıktır . kimin aklına gelmişse tebrik ediyorum.
    1 ...
  31. kafayı kurtarmak

    1.
  32. bu uktemizde peter canlısı sizlere kafayı kurtarmak sözünün kafayı bulmak ile ( sokak ağzı ) aynı anlama geldiğini söyler .
    0 ...
  33. elleri ensede birleştirme

    1.
  34. yine yeni bir ukte ile karşınızdayız efendim.

    bildiğiniz gibi insanın uçan canlı varlıkları gördüğünden bu yana en büyük özlemidir havada özgürce takılmak .aman kanatlarım olsun püfür püfür havada bir güzel süzüleyim, yol parası vermeyeyim , ılıman iklimlere istediğim zaman göç edeyim gibi fantastik özlemlerini karşılayabilmek için insan ırkının bu uğurda yaptığı ilk denemelerdeki kullandığı yöntemdir efendim .
    pratiği ise şu şekildedir : yüksek bir mekan bulunur. yere yumşak yapraklar serpiştirilir ki düştüğünde kaputu parçalamamak için. sonrasında elleri ensede birleştiren canlımız ritmik bir şekilde kollarını sallayarak kendini boşluğa bırakır ...
    0 ...
  35. çay suyu

    1.
  36. yine yeni bir ukte ile karşınızdayız efendim.

    bugün de çay suyu kelime grubunu sizlere anlatmaya çalışıp uktemizi dolduracağız sevgili canlarım.

    bildiğiniz gibi çay süper bir içecektir . kim sıcak suya atıp ince bele döktüyse bu bitkiyi burdan şükranlarımı sunmak istiyorum bize böyle bir zevki yaşattığı için . burdan kareketle çay bitkisinin kaynar su ile çiftleşmesi ile ortaya çıkan muhteşem lezettir demek istiyorum ben size . haa belki de yanılıyor da olabilirsin diyorsan bir de şu tanımama bak deliganluuuuuu :

    bildiğiniz gibi küçük derelere de çay denir . o haldeeee küçük derenin suyudur efendim .ayrıca çivi gibi olur *çay suları ve renginin yeşil olanında yüzmeyin derim . derinliğini kestirememekten kaynaklı olarak yani. yine de siz bilirsiniz tabiki . ohhh

    yannız şunu farkettim aramızda ukte vermek için çılgın atan adamlar var sevgili dostlarım . bunları zamanı gelince tek tek ifşa edeceğim ...
    1 ...
  37. çift kişilik baraj

    1.
  38. yine yeni bir ukte ile karşı karşıyayız efendim .

    şimdi efendim baraj nedir , niçin çift kişiliktir , hep çift mi olur ... gibi sorularınız duyar gibiyim .

    canlarım bu baraj dediğimiz şey sular bi yere gitmesin deyü önlere çekilmiş set manasıyla kullanılır ilk anlamı itibariyle . lakin bu baraj bizim barajımız değil elbette . bizim barajımız futbolda frikik kullanırken top ile kale arasında et yığını ile yapılmış bir set çekmek olarak anlatılabilir . peki çift kişilik barajın olayı nedir ? şudur canlarım , kalemize uzak bir pozisyonda yapılan atışın tehlikesinin az olması durumlarında çift kişilik baraj kurulabilir ya da frikiği kullanacak kişinin kazmalığı ile kalecenin verdiği bir karar da olabilir .

    şimdi bu çift kişilik barajın başka açıklamaları yok mudur ? elbbete vardır canlarım . misal çift kişilik yordan , pike , yatak , bilet , otel odası olduğu gibi çift kişilik baraj da olabilir ama hangi 2 öküz sadece kendileri için baraj yaptırıp barajına girmeye çalışan birisine " abi çift kişilik yaptırdık kusura bakma " der orasını bilemem .
    0 ...
  39. buyur abi

    1.
  40. yine yeni bir ukteyle karşınızdayız efendim .

    anlaşılmayan bir sözden sonra karşımızdaki insana söylediğimiz bir söz olabilir :

    - senin yedi iklimini hüpletirim lan ben
    + buyur abi

    yukarıdaki diyalogda da gördüğümüz gibi + kişisi karşısındakinin ne dediğini anlamamıştır ve o güzel kelime grubumuzu kullanmıştır . anlamış olsaydı direk dalardı dimi ama ...

    esnafların müşterilerine kullandığı bir sözdür aynı zamanda :

    - buyur abi elmalarım taptaze
    + kırmızılarından iki kilo ver bakim ciğerim

    bu arada peynirciks arkadışımız yememiş içmemiş ukte vermiş. burdan kendisini ohaaa demek istiyorum .
    0 ...
  41. bira çakmak

    1.
  42. bira içmek anlamına gelen mecazi bir sözdür .

    ya da bira şeklindeki bir çakmağa verilen ad olabilir olmadıysa bira ve çakmak arasındaki ilişki de olabilir ama en iğrenci de şu olabilir sanırım :
    bi ( bisexual = ing biseksüel) + ra( eski mısır tanrısı) çakmak ( argoda düzeltmek ) = bisexsüel olan eski mısır tanrısını düzmek anlamında da olabilir .

    ayrıca böyle ukte verin gelin canımı yiyin gençler .
    4 ...
  43. ümit kocasakal

    1.
  44. galatasaray üniversitesi hukuk fakültesinde doçentlik yapmaktadır .
    7 ...
  45. pukwudgie

    1.
  46. ben diyim 2 karış sen de 3 karış boyunda olduğu mitleşen efsanevi küçük insanlarmış bunlar.
    1 ...
  47. çupakabra

    1.
  48. 6 metre yüksekliğe zıplayan bir köpek düşünün bir de kan ile beslendiği düşünülürse adının efsanevi hayvanlar listesinde yer almaması için hiçbir neden olamaz değil mi aaa dostlar. ayrıca amerika kıtasının güneyindeki ülkelerde bu isim feci halde insan korkutmak için yeterlidir .hatta bu aralar resimleri internette çok popüler .
    1 ...
  49. bıldır

    1.
  50. insana ilk bakışta bir kuş türü gibi gelse de geçen yıl anlamındadır efendim .
    3 ...
  51. çarşı atatürk dışında her şeye karşı

    1.
  52. soner yalçın'ın beşiktaş tarihi ve çarşı'nın duruşulya , tavrıyla ile ilgili yapmış olduğı enfes yazısıdır .

    Türkiye 'de "ne sağcıyız ne solcuyuz futbolcuyuz futbolcu" klişesini yıkan, toplumsal konulara duyarlı bir taraftar grubu var; Beşiktaşlı Çarşı Grubu. Tribüne ünlü devrimci CHE posteri de asıyorlar; 1 Mayıs'ta Taksim'e de yürüyorlar. Nükleer santrallere de, ırkçılığa da karşılar. Son Galatasaray maçında açtıkları " Türkan Saylan Onurumuzdur " pankartı ise polis engeline takıldı. Peki Çarşı niye devrimci? Bu tavırları hangi siyasal hareketten miras kaldı?
    Yıl: 1902.
    Yer: istanbul -Beşiktaş Serencebey Mahallesinde bir konak.
    Konağın bahçesinde devrin ileri gelenlerinin genç çocukları spor yapıyorlardı.
    Kimi jimnastik hareketleri yapıyor, kimi güreşiyor kimi de halter kaldırıyordu.
    Devir Sultan II.Abdulhamid devri; bırakın idman yapmayı- sporu; iki kişiden fazla insanın yan yana gelmesine kuşkuyla bakılan bir dönemdi.
    Her yanda hafiyeler dolaşıyordu. Saraya jurnal mektupları yağıyordu.

    Böylesine bir ortamda, Yıldız Sarayı'nın hemen yanındaki Serencebey'deki bir konakta gençlerin bir araya gelmesi kuşkusuz hemen ihbar edilmişti.
    Sporcu gençler; Nazım Nazif (Ander), Ahmed Fetgeri (Aşeni), Mehmed Ali Fetgeri (Aşeni), Hüseyin (Bereket) Cemil, (Tayyareci) Fehmi, Mehmed Şamil, Haydar, Şevket gibi gençler gözaltına alınıp, Yedi-Sekiz Hasan Paşa komutasında ünlenmiş Beşiktaş Karakolu'na götürüldüler.
    Gençler karakolda bir köşede korkudan titriyorlardı.
    içlerinde bahriyeli Ahmed Fetgeri gibi askeri öğrenciler de vardı.
    Karakol görevlileri ise şaşkındı. ihbar edilen gençlerin hemen hepsi eski saraya yakın ailelerin çocuklarıydı.
    Örneğin basılan konağın sahibi Medine Muhafız Komutanı Ferik Osman Paşa'ydı. Oğlu Mehmed Şamil ve yeğeni Hüseyin (Bereket) gözaltına alınanlar arasındaydı.
    Keza Fetgeriler, Gürcistan tahtına kadar yükselmiş daha sonra istanbul'a göç etmiş, Saray'a yakın durmuş bir ailenin çocuklarıydı.
    Neyse ki iş sonunda anlaşıldı. Gençler sadece beden hareketleri yapıyorlardı; o dönem kötü gözle bakılan futbol bile oynamıyorlardı! Seryaver Mehmed Paşa'nın çabalarıyla gençler sürgüne gitmekten kurtuldular. Padişah affetmişti. Üstelik;
    Saray gençlerin beden hareketleri yapmasına izin vermişti. Korktukları olmamıştı.
    Hatta o günden sonra, Sultan Abdulmecid'in oğlu Abdulhalim Efendi ve Sultan Mehmed Reşad'ın oğlu Ömer Hilmi Efendi de gençleri destekledi; sık sık onları ziyaret etti.
    Saray'ın desteğini alan gençler 1903 martında Bereket Jimnastik Kulübü'nü kurdular.
    ilk başkan da konağın sahibi Ferik Osman Paşa'nın oğlu Osman Şamil oldu.
    O yıllar; Recaizade Mahmud Ekrem'in ölümsüz eseri " Araba Sevdası " romanında yazdığı gibi Batı özentili davranışların moda olduğu dönemdi. Bu dönemin gösteriş sembolü ise atlı arabalardı.
    Bereket Jimnastik Kulübü'ne gençler arabayla gidip geldikleri için halk bunlara " arabalılar takımı" adını verdi.
    Bereket Jimnastik Kulübü'nün kuruluş öyküsü böyleydi.
    Takımın kaderini 31 Mart 1909 gerici ayaklanması değişecekti.

    ilerici Hareket Ordusu'nun takımı

    1908 Temmuz Devrimi'ne (II. Meşrutiyet) karşı çıkan yobazlar istanbul'da ayaklandı.
    isyanı bastırmak için (aralarında Mustafa Kemal'in de bulunduğu) Hareket Ordusu Selanik'ten yola çıktı.
    Osmanlı aydınlanmasının simgesi Hareket Ordusu'na Edirne'de de subaylar katıldı.
    Bunlardan ikisi, Fuat (Balkan) ve Mazhar (Kazancı) adlı subaylardı.
    ikisi de sporcuydu.
    Fuat (Balkan) eskrim yapıyordu; Mazhar (Kazancı) ise güreş ve halter ile ilgileniyordu.
    istanbul'daki gerici ayaklanma bastırıldıktan sonra bu ilerici subaylar, Bereket Jimnastik Kulübü'ndeki gençlerle tanıştılar. Onlara birlikte spor yapma fikrini götürdüler.
    Saray'ın " arabalılar takımı" teklifi kabul etti.
    Ancak;
    Devrimci subayların teklifiyle Bereket Jimnastik Kulübü'nün adı Beşiktaş Jimnastik Kulübü olarak değiştirildi.
    Fuat (Balkan)'ın Beşiktaş Ihlamur'daki evinin altındaki yer yeni kulüp binası oldu.
    Zamanla sporcu sayısı arttı; Ihlamur'dan Akaretler'deki 49 numaraya gelindi. Bir müddet sonra da 84 numaraya taşınıldı. Gençler bu binaların arkalarındaki bahçelerde jimnastik, eskrim, güreş, halter, boks yaptılar. (Bu bahçelerin bazıları günümüzde istanbul'un en gözde lokantalarına ev sahipliği yapıyor.)
    Fuat (Balkan)'ın kulübe getirdiği ilerici subaylar arasında Dolmabahçe güvenliğinden sorumlu, eskrimci Yüzbaşı Şeref de vardı. BJK'nın eskrim takımının kaptanıydı.
    Kardelenlerin manevi annesi Türkan Saylan için " onurumuzdur pankartını açan Çarşı grubu kuşkusuz Yüzbaşı Şeref'i iyi tanıyordu.
    Çarşı duyarlı duruşunu/tavrını Yüzbaşı Şeref'ten/ Şerefler'den miras almıştı. Nasıl mı?

    Kurtuluşun simgesi kardelen

    Savaş kaybedilmiş ve istanbul işgal edilmişti.
    Yüzbaşı Şeref Mondros Ateşkes Antlaşması gereği Dolmabahçe önünde 120 askeriyle birlikte silahlarını teslim etti.
    Silahını teslim etmek Yüzbaşı Şeref'e çok ağır geldi. Ne yapacağını bilememenin çaresizliğiyle birkaç gün istanbul sokaklarında dolaşıp durdu.
    Bir gün&;
    Beşiktaş'ta balıkçı kahvesinde otururken yanına bir balıkçı geldi, okuma yazması olup olmadığını sordu. Teknesinin adını yazdırmak istiyordu.
    Yüzbaşı Şeref, balıkçının elindeki boyayı aldı ve sordu: Teknenin adını ne?
    Balıkçı gülen gözleriyle, " Kardelen " dedi!
    Yüzbaşı Şeref, Harp Okulu'nda öğrendiği hat ile yazdığı " Kardelen " ismi, balıkçının çok hoşuna gitti. " Ağam sana bir borcum var " dedi.
    Yüzbaşı Şeref işini bitirince divan kurulu üyesi olduğu Beşiktaş Jimnastik Kulübü'ne gitti.
    Morali düzelmemişti; işe yaramaz olduğuna karar verip intihar etmeye karar verdi; kulübün tavan arasına sakladığı baba yadigarı tabancasına sahibi olduğu tek mermiyi sürdü.
    Tabancayı şakağına dayadı. Tam sıkacakken Bahriye Subayı Ahmed Fetgeri (Aşeni) odaya daldı.
    Hemen silahı Yüzbaşı Şeref'in elinden kaptı. Arkadaşının koltuğunun altına girip alt kata indirdi; çay ikram etti.
    Arkadaşının bu çaresizliğini yok edecek bilgiyi verdi; Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun'a gitmişlerdi. Umut Anadolu'dan doğuyordu.
    Yüzbaşı Şeref bu sözlerle kendine geldi. Ahmed Fetgeri Beye sarıldı; son mermisini düşmana karşı kullanacağına dair söz verdi. Anadolu'ya gidecekti.
    Aklına Kardelen adlı tekne geldi. Balıkçı ineboluluydu, Rum meyhanelerine balık getirmişti ve ertesi sabah memleketine dönecekti.
    Yüzbaşı Şeref hemen hazırlanmaya başladı. Tabancasını beline sokup tam kulüpten çıkacakken Ahmed Fetgeri elinde küçük bir torbayla karşısına çıktı. " Bunu da al " dedi. " Ama söz ver Anadolu'ya gidinceye kadar içine bakmayacaksın..."
    Yüzbaşı Şeref, küçük Kardelen Teknesi;ne binip yüzlerce subay gibi gizlice Anadolu'ya gitti; Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Gazi oldu.
    Torbada ne mi vardı?
    istanbul'da azınlıkların futbol takımları Pazar Ligi maçları oynarlardı. Beşiktaş futbol takımı bu lige kabul edilmek için ısrarla başvurmuş ama hep reddedilmişti. Sonunda Beşiktaş;Türk idman Birliği; adı altında Türk takımlarının mücadele ettiği bir lig kurdu. 1919'da bu ligin ilk şampiyonu oldu. Ödülü ise " Ertolhd " marka bir futbol topuydu.
    Yüzbaşı Şeref'in torbasında işte bu futbol topu vardı!..
    Ahmed Fetgeri Beşiktaş'ın ilk kupa ödülünü Anadolu'ya göndermişti.
    Bitmedi; olayın diğer kahramanı Ahmet Fetgeri iki dönem BJK başkanlığı yaptı. Ve; 19 Mayıs';ın " Gençlik ve Spor Bayramı " olarak kutlanılmasını ilk öneren isim oldu.
    Tüm bunlar rastlantı mı?
    Beşiktaş taraftarı bu devrimci tarihinden koparılıp toplumsal sorunlara sırtını dönen bir seyirci haline getirilebilir mi?
    işte Çarşı bu mirasa sahip çıkmaktadır...

    19 Mayıs Bayramı Yalanı

    Bugünlerde sıkça söylenir-yazılır oldu; " 19 Mayıs Bayramı'na ne gerek varmış; çocuklar çile çekiyormuş; zaten Atatürk'ün yaşamının son yılında biraz da zorlamayla bayram ilan edilmiş ." vs. vs.
    Bunları iddia edenler kendi yaşadıkları toprağın ne kültürünü ne de tarihini biliyor.
    Bir anımı anlatmalıyım:
    Yıllar önce CNNTÜRK haber toplantısında, lise öğrencilerinin 19 Mayıs' ta çile çektikleri ve bu nedenle bu ulusal bayrama gerek olup olmadığı tartışıldı.
    Bayrama karşı çıkanlar istanbul'un iyi okullarında okuyan öğrencilerdi. Ve ne yazık ki CNNTÜRK editörleri arasında aynı görüşü paylaşan meslektaşlarımız vardı.
    Hiç unutmam dedim ki, " 19 Mayıs' ın bırakın ülkemiz tarihini, sömürgelikten kurtulmaya çalışan milletler için ne kadar önemli olduğu konusuna yabancılaşmış olabilirsiniz. Ancak: Erzurum'da, Trabzon'da, Yozgat'ta, Van'da ve nice bölgelerde bir genç kızın yaşamı boyunca ilk kez renkli-canlı giysiler giyip, arkadaşının elini tutarak, dans ederek şölen havasında kutlama yaptığını biliyor musunuz? "
    Hayır hiç böyle düşünmemişlerdi. Onların kafasındaki Türkiye Nişantaşı-Bebek vs idi.
    Yoksa böylesine anlamlı bir ulusal bayrama insan neden karşı çıkar? Yobazları, Cumhuriyet devrimlerinin karşıtlarını anlayabiliyorsunuz. Ya bunları?
    Zaten bunlar değil midir; mahalle baskısının olmadığını söyleyenler!
    Neyse asıl yazmak istediğim bunlar değil.
    19 Mayıs'ın bayram ilan edilmesiyle ilgili yalan yanlış bilgiler verenlerdir; bunlara sorgusuz sualsiz inananlardır.
    Ve görünen o ki, bu çevrelerin hiçbiri tarihimizi bilmiyor.
    En azından 19 Mayıs Bayramı törenlerinde gençlerin neden beden eğitimiyle ilgili gösteriler yaptıklarını bile düşünmüyorlar!

    Tarih 12 mayıs 1916
    Kadıköy ittihatspor (bugünkü Fenerbahçe) sahasında Darülmualimin (Erkek Öğretmen Okulu) öğrencileri,öğretmenleri Selim Sırrı (Tarcan) nezaretinde Osmanlı tarihinde ilk kez toplu halde beden terbiyesi gösteri yaptı.
    " Jimnastik Şenlikleri " adı verilen bu tören öğrencilerin yürüyüşüyle başladı. En önde bayrağı taşıyan öğrenci Ruşen Eşref (Ünaydın) idi.
    Gösterilere katılan öğrenciler arasında, Münir Hayri Egeli, Hıfzırrahman Raşid Öymen, Nizameddin Kırşan, Aziz Berker, ismail Hakkı Tonguç, Hayri Ardıç, Hamid Koşay gibi ileriki yılların ünlü isimleri vardı.
    Bu tarihten sonra Selim Sırrı Bey'in yurda tanıttığı " isveç Jimnastiği " hızla diğer okullara da yayıldı. Ve her yıl bu gösteriler mayıs ayının üçüncü cuma günü, " Jimnastik Şenlikleri " , " Mektepliler Bayramı " , " idman Bayramı " , " Jimnastik Bayramı " adı altında düzenlendi.
    Gösteriler Cumhuriyet'in ilanından sonra da sürdü.
    Günü değişmekle birlikte hep mayıs ayı içinde yapıldı.
    1936 yılında " idman Bayramı " şenlikleri ilk kez 19 Mayıs gününe denk geldi.
    20 Haziran 1938 tarihli " ulusal bayram ve genel tatiller hakkında 2739 sayılı kanuna ek kanunla, Gazi Mustafa Kemal'in Samsun'a çıktığı 19 Mayıs (1919) günü Gençlik ve Spor Bayramı olarak ilan edildi.
    Yani; 19 Mayıs Bayramı değişik isimlerle 22 yıldır yapılıyordu.
    Yazdım: 19 Mayıs şenliklerinin gençliğe mal edilmesi için, spor kongresinde " Gençlik ve Spor Bayramı " teklifini ilk kez Beşiktaşlı Ahmet Fetgeri Aşeni verdi.
    Çarşı, 19 Mayıs Bayramı'nı da her yıl büyük bir coşkuyla kutlamalıdır.
    Çünkü onun bayramıdır...
    4 ...
  53. juan pablo pino

    1.
  54. bundan yıllar önce cm oynarken kolombiya genç milli takımında keşfettiğim , şimdilerde monaco'da oynayan, kolombiya milli takımına yükselmiş yetenekli orta saha oyuncusu . hele hele şu günlerde yıldızının parladığını görmek bünyede coşku yaratmıyor değil .
    çocuuum gibi severim kendisini ayrıca.

    edit : kendisi forvet arkasında ya da orta sahanın ortasında harikalar yaratabilir . yeter ki bu adam kanatta oynatılmasın performansını ikiye katlayacaktır derim bir beşiktaşlı olarak .
    10 ...
  55. anma arkadaş

    1.
  56. erkin koray'ın en damar ve içten söylediği parçasıdır kanımca . erkin baba şarkı söylerken sanki karşı masada oturmuş ve elinde viskisiyle sizinle dertleşiyormuş hissiyatı yaratır ve size de acı da olsa haklısın erkin baba ama deli yürek bu laftan sözden anlamıyo demek kalır ki buna da cevaben parçanın sonunda " yanma arkadaş " " yanma arkadaş " nakaratları ve öldürücü keman darbeleriyle karşılık verir ...
    sözleri de bu olsun aman ki olsun ;

    bir sevgili ugruna,
    sende benim gibi,
    yanma arkadaş
    o yaşli gozlerine,
    o yalan sozlerine, kanma arkadaş

    giden gelirmi sandin,
    aldandin boşa yandin,
    birakip gitti seni, nicin ismini andin..
    anma arkadaş, anma arkadaş

    bir gun geri gelecek,
    senden af dileyecek,
    sanma arkadaş
    yirt at gitsin resmini,
    unut artik ismini,
    anma arkadaş

    giden gelirmi sandin,
    aldandin boşa yandin,
    birakip gitti seni, nicin ismini andin..
    anma arkadaş, anma arkadaş
    yanma arkada
    11 ...
  57. ördek

    17.
  58. vak vaklaması yankı yaratmayan sefimli şey .
    1 ...
  59. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük